Hafızanın kara sularında değişmeyen duygular ve duyulara eşlik eden bazı şarkılarımız var. Kültür dediğimiz şeyin harcı diyebileceğimiz tınılar bir de zihnimizin müzik köşesinde durmaktalar. Bir güne sığabilecek efsanelerden tutun da “bu şarkı bizim şarkımız olsun”a uzanan renkli bir yelpaze içinde size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bugün bir Timur Selçuk şarkısı açın.

Ben de size Bana Bana ile Eurovizyon’lu yıllardan hatta değişmeyen bazı şeylerden bahsedeyim. Elbette bu yazıyı bir sigara yakıp, sokakta yürürken okuyamazsınız. Değişen şeylerden biri bu mesela. Bir de Eurovizyon derken müzik yarışmasından bahsettiğimi belirteyim neme lazım Eurovizyon’dan sadece Euro’yu anlayıp, kaç lira olmuş diye bakmaya kaçarsınız. Ben de kendimi okuru başka bir sayfaya yönlendiren subliminal mesaj gibi hissederim. Sonra da tutup okuru kaybetmekten yakınırım, şık olmaz.

Gelin ve kulak verin hayli tuhaf; ilk defa bir şarkıyı duyduğumda istemsiz bir kahkaha koy veriyorum. Ben ki Grup Vitamin’in İsmail parçasına bile gülmemiş bir kişiliğim. “Ekonomi Tıkırında,” o zamanda da komikti, bu zamanda da… Bu kadar açık, sade, dürüst şarkı bulunur da, inanılır gibi değil, insanlar bir türlü ciddiye almaz. Konuşulan şeyler değişir ama pireler filleri yutmaya devam eder. Eskiden bu durum benim için anlaşılmaz bir durumdu lakin yıllar sadece rakamlardan ibaret değiller.  

Gülünce hafifler ya insan, tüm ajit-prop tartışmalarını arkamda bırakıp, kahvaltınıza eşlik etme hayali kuruyorum. Belki metrobüsten yeni indiniz, Pera eski Pera değil. Fırından poğaça aldınız, çay demli, bir kedi geldi yanınıza ayağınızı koymayı düşlediğiniz koltuğa kıvrıldı. Ekranda geziniyor ve belki şimdi bu okumakta olduğunuz satırları okuyorsunuz. Uzakta bir yerde, arka fonda,  merdivensiz kör kuyular dönüyor. Efkar basmış birilerini oysa içinizde “Bugün Yarın ve Daima” özlemleri, hava da fena sayılmaz hani. İçinde ilkbaharı yaşama arzusu birden kendini hatırlatıyor. Geçen bahar zaten evden çıkamamışsın. Bu bahar desen, daha Kasım’dayız ama hızla değişen gündem gibi hiçbir açıklaması olmayan bir durumdayız. Eurovizyon’un popülaritesinin yok olması senin umurunda değil. İlgini neyin çektiğini de bilmiyorum ama Pera’da, çayından bir fırt alıp, yazıyı bir müzik yarışmasının tarihi için okumadığını biliyorum. Ayrıca müzik yarışmalarını umursamadığını düşünüyorum. Ben de öyle!

Değişen sadece yıllar, alışkanlıklar, plaklar, cd’ler, müzik listeleri olmuyor. Bir bakıyoruz takvimlere bir not daha düşülmüş. Oysa, altı kasım zaten hatırlanan bir gündü bir zamanlar…

Bir nesil için YÖK’ün yıl dönümü şimdi ellerinde kitaplarıyla gelen gençlerin şarkılarının kiminin her şeyi, kiminin bestecisi, kiminin seslendireni ama her zaman temiz bir sesle, eğitimli bir ustalıkla tınılattığı şarkılarıyla usta bir müzisyenin sadece oğlu olarak gölgesinde kalmadığını gösteren Timur Selçuk’un da ölüm günüydü. Işıklar içinde uyusun. Biraz hüzün kaldı o gün elimize bir de şarkıları.

Herkes kendi şarkısını hatırladı, dinledi, belki içinde çaldı, duydu. Ben de bir ölümün ardından daha yazamayacak kadar üzgündüm sanırım. Ne de olsa kentimizde yaşanan sarsıntıda bir kere daha açgözlülüğe, vurdumduymazlığa ama galiba en önemlisi insanı vicdansızca karartan para hırsına insanlarımızı kurban vermiştik. Yine de Timur Selçuk iyiydi, dinlemeye başladım. Bir albüm dolusu şarkıydı benim için gerisi hamaset, tercihler ve suskunluk belki bilemiyorum. Ne takipçisiydim ne de hayatında olan biri ama yine de yazmadan veda edemeyecektim. Anladım. Gerisi notalar ve bize kalan hatırladıklarımızdı. Umarım bu güzel pazar sabahında güneşin sofrasında hissedersiniz kendinizi ve sağlıcakla kalın; bugün, yarın ve daima.