Karabulutlar üzerimde yarı şuur kayıplı, yarı da bu kadar şuursuzlanmama uyuz bir halde başlamaktayım Feminist Cuma’ya. Hayli geç vakitlerde keyfim kısmen yerinde, sosyal medya “zap”ı yapmakta idim oysa. Öyle ki bacaklarımla, gövdemi ters vektörler konumuna getirmiş tuhaf tuhaf eğlenmekte bile sayılabilirdim. Biraz öncesinde,  Bu Kadınlara Kulak Verinde izlediğim birbirinden harika kadınların Ted konuşmalarınca ferahlamış, kadınlarla ne güzel dünya sırıtışı atmaktaydım sinapsislerim arası yoğun trafikte, zincirleme kazaya bedel bir gönderi ile sarsılana kadar, gece gece.

Geçirdiğimiz 8 Mart’tan mis kareler, bu günlerde, hep ekranlarımızda ne güzel! Ana sayfamızda en yukarıdan en aşağıya haddinden uzun süre (!) gibi görünse de gönüllerimizi gıdıklıyor kadınlar. Ben ise, sosyal medyadaki kadın merkezciliğinin sarhoşluğuyla, faremle özgün hareketler çiziyordum adeta ekranda. Derken benim favorilerimden olan ”bekarım, hamileyim, sana ne!” fotoğrafı, beliriverdi önümde. Beğenip geçecektim de tam, üzerindeki açıklamayı fark ettim. Ve *ritmik yıkımlarımdan birisini daha yaşamış oldum. Fotoğrafı paylaşan kişi (ki bu benim arkadaş listemde var olup, selamımın sabahımın olduğu güzel bir genç kadın), açıklamasına ”Onun yerine ‘yolluyum’, ‘edepsizim’ desene” yazmış ve eklemişti ”ahlaksızlığı, özgürlük sananlara yazık”…

1F5AFB6DA23
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamasında, bedenini; erk aklın fikrinden kurtarma dileği ile yürüyen bir kadın.

Güzel duygularımın yok oluş manevrası, tarihin en hızlılarındandı, bunda iddialaşabilirim.

Bir kadın,

başka bir kadının,

aslında o kadın için yaptığı hak savunusuna, 

savundukları kişinin beyanları ile hakaret etmekte. İşte tam da bu.

Hikayenin bu noktasında, siz okuyanlar  için üç değişik tepki getirdim aklıma.

1- Şaşırmayan, benim bu abartılarda boğulan hayretime, hayret etmiş olan.
2- Nasıl, niye diyip iç çeken.
3- Bu kadınları anlamak gerçekten zor diyen.

Ben bunlardan daha uç (ilk defa durumun bu tarafıyla yüzleşircesine) bir tepki verdim ee bahsettiğim üzere. Kesin olan ise hayal kırıklığım tabi ki.

Adsız

Buradaki, şaşkınlığımın ve hayal kırıklığımın sebebi açık. Feminizm renkleriyle öyle güzel boyanmış ki çevrem, hak mücadelemizde birliğimizden zerre şüphem olamamış. Kadının mağduriyetinde erkeğin zulmü karşısında kesin yerimizi almışız sanki eminim.

Oysa karşılaştığım manzara ilk değil. Biliyorum bir yerlerde ”kız çocuk okula mı gidermiş” diyen anneleri, biliyorum erkek kardeşine kendine karışma hakkını yığıp da bundan haz duyan ablaları.

Sadece bir kez daha karşı karşıya geldiğimi hazmedememem, gerçekten inanmamdandır eril tahakkümü yırtacağımıza. Emin olmam, kendi kişisel hak ve özgürlüklerimizi tanımak için verdiğimiz gayretten.

Yoksa, o gencecik arkadaşımın(!), ”bekarım, hamileyim, sana ne!” diyen kadınımdan farklı mıydı maruz kaldığı cinsiyetçi kurallar. Tek dileği kendi bedeni üzerinde başkalarının karar vermesi miydi? Kendinden farklı bir erkek ile görüşüyor diye eski sevgilisi tarafından bıçaklanan Arzu’yla farklı coğrafyanın yaşayanı mıydılar?

vecini

Kadının hükmü altında durduğu erilliğin farkında olmaması imiş en kötü engel mücadelemizde. Ben bilmem beyim bilir”ler prangamız…”Erkek o istediği zaman gelir, sen kendini bir mi tutuyorsun”u normalleştirenmiş düşmanımız ve hemcinsimiz ile, cinsiyetimizin özgürlüğünü tartışmamızmış farklı cephelerde.

Burada, bu hafta, ”kadınlar ve barış hayalini” konuşacaktık belki ama; sanıyorum ki feminist hallerimde gördüğüm ”uzaylılık” durumunu sindiremememin savaşını veriyoruz. Paydadaki kadınlar yoklaması, eksilerle dolu. Ey güzel kadın, sen dersen ”Ailemizden, kültürümüzden gelen değerler; benim istediğimle sevişip sevişemeyeceğime, seviştiğimle evlenip evlenmeyeceğime tabi ki karışabilir”, ben sana bir kere atarım kamu spotlu ”kadınlık bilinci mesajları” -ki belki bu bile haddim değildir (haddim değildir)- ama sen vücudunun hükümsüzlüğünü savunan, başkaldıran kadınıma hakaret edersen, bu hepimizi bir adım geriletir.

11043072_982872245056609_8178105197186111917_n (1)
Seni ancak sen korursun, Beni ancak ben, Bizi ancak biz!

Özgecan’dan bu güne 25 kadın daha kurban gitmiş, ataerkil sisteme. Kocası tarafından öldürülen Zehra Aydın, sevgilisi tarafından Gülşen Süzen ve dahası… Hal (hep) böyle iken, nasıl görmezsin bizi? Nasıl hiçe sayarsın düşürenlerimizi? Nasıl inkar edersin vücudumuz hakkındaki erk sözleri?

Olur da olursa… Nankörlüğün, yine erk zihniyetin sonucudur bilirim. Senin konuştukların oturduğu yerden ”suuuu getir!!!” diye bağıran babanın, ”lan bu giydiğin ne?” diyen erkek arkadaşının lafları. Ezberlediklerin, olur da ”yollu” olurum korkusundan söylediklerin.

Feminizm mücadelesinin karşısında kadın olmak da ne demek?

Gel isteyenimiz ”yollu” olsun, isteyenimiz ”edepli”.

Hep bir olmadan kırılabilir mi zincirler?