Başka masallar mümkün, kızım için onun doğumundan sonra yazdığım hikâyeleri derleyerek ona kalıcı bir 1 yaş hediyesi verme niyetiyle ortaya çıktı. Kitabın, adını esinlendiğim mottonun varlığını ispatlarsa daha anlamlı olacağını düşündüm. Bu nedenle hikâyelerimi resimlendirecek gönüllü arayışına girdim ve bana ve umarım ileride kızıma ve kitabın ulaştığı çocuklara “başka bir dünyanın mümkün olduğunu” gösteren birçok güzel insanla tanıştım. Bu kitabın benim amatör yazma hayalimi gerçeğe dönüştürmesinin yanında bana “iyilik” deneyimini yaşatması ve bunu kızıma ispatlayabilecek olmam açısından anlamı çok büyük.

Denge Masalı

Küçük bir kız, güneşli bir bahar gününde arkadaşlarıyla oyun oynarken yorulmuş, bir çınar ağacının altında dinleniyordu.
Çınar dinlenen küçük kıza seslendi:
Neden arkadaşlarınla oynamıyorsun?
-Yoruldum ve gölgende biraz dinlenmek istedim

-Gölgem mi? O da ne ?
-Senin gölgen işte. Şu etrafındaki şey. Yere bak. Bir grilik görüyor musun ? Güneşsiz bir bölge. İşte o senin gölgen.

Küçük kız etrafında dolaşarak çınara hareket eden kendi gölgesini gösterdi. “Bunu denemek isterim” dedi çınar.

Aynısını yapmak için köklerini yerinden kıpırdatmaya çalıştı ama yapamadı. Küçük kız çınara yardım etmeye çalıştı ama onun da gücü çınarın güçlü köklerini topraktan ayırmaya yetmedi. Arkadaşlarından yardım istemek üzere koşarak uzaklaştı.

Arkadaşlarından birisi; “Bize biraz su lazım. Su toprağı yumuşatınca çınar da köklerini daha kolay hareket ettirebilir belki” dedi. Bunun üzerine tüm çocuklar, az ileride bulunan küçük bir su birikintisinden çınarın köküne su taşımaya başladılar. Eklenen her kova su ile çınarın kökleri biraz daha kolay hareket eder oldu. Sonunda bütün çocukların da yardımıyla kökler topraktan ayrıldı.

Küçük kız Çınar’a gölgesiyle oynamayı öğretti. Birlikte koşarak oynamaya başladılar.

Biraz dolaştıktan sonra dinlenmek için bir yerde durdular. “Hey !Ne yapıyorsun? Burada duramazsın!” dedi bir ses. Bu bir şeftali ağacıydı. “Gölgenden güneşi göremiyorum. Güneşi göremezsem büyüyemem bunu biliyorsun değil mi? Hem nereden çıktın sen, birden bire yanımda belirdin?” dedi Şeftali Ağacı.

Çınar “gölgelerimizle birlikte dolaşıyoruz” dedi. “Yerine geri dönmelisin” dedi şeftali ağacı. “Hem bir ağacın dolaşması ne gereksiz bir şey!” diye söylendi.

Küçük kız “henüz gölgelerimizle oynamayı bitirmedik ama” dedi. Şeftali ağacı “O zaman lütfen başka bir yerde oynayın. Güneşimi engellemeyin. meyvelerimin solgun kalmasını istemiyorum” dedi.

Küçük kız ve çınar, şeftali ağacının meyvelerinin henüz kızarmamış olduklarını farkettiler. Gerçekten de güneşe ihtiyaçları vardı. Şeftali ağacını daha fazla rahatsız etmememek için oradan ayrıldılar.

Kendilerine başka bir yer bulup tekrar oynamaya başladılar. Orada bulunan bir zambak “Afedersiniz!” diye seslendi. “Rica etsem, burada biraz daha kalabilir misin?” dedi. Çınar “Ama biz oyun oynuyoruz, gölge yakalama oyunu” dedi. Zambak “Senin gölgene ihtiyacım var, fazla güneşte çiçeklerim zarar görüyor. Gölgede kalmam lazım” dedi. Çınar ‘Senin için biraz burada kalabilirim’ dedi zambağa.

Küçük kız da çınarın altına uzandı. Birlikte zambağın, gölgenin keyfini çıkarmasını seyrettiler.

Bir süre sonra az ileride duran günebakan çiçekleri kendi aralarında konuşmaya başladılar.

Bir tanesi, “Burada durmaması gerekiyor” dedi. Diğeri, “onun koca gölgesi yüzünden güneşe dönemiyorum” dedi. Sonunda çınara seslenerek “Orada biraz daha kalırsan çiçeklerimiz güneşi göremeyecek” dediler hep bir ağızdan.

Çiçeklerden biri “Güneş batana kadar çiçeğimizi ona doğru çevirip, güneşin battığı yerde çiçeklerimizi kapatarak uykuya dalarız” dedi. “Eğer burada kalmaya devam edersen bütün düzenimiz alt üst olur” diye ekledi.

Çınar, “Sanırım kendi yerime dönmem en iyisi” dedi küçük kıza.

İki arkadaş, tekrar çınarın köklerinden ayrıldığı yere döndüler. Çınar, köklerini toprağa saldı. O yerine geçince hemen yanındaki menekşeler “Nerelerdeydin bütün gün? Sen ve gölgen olmayınca güneşden rahatsız olduk” dediler.

Köklerin etrafına gelen solucanlar “Nihayet gelebildin, köklerin olmadan derinlerde yolumuzu bulamıyorduk” dediler. Çınar güldü “Sanırım olmam gereken en doğru yer burası” dedi. Küçük kız çınara sarıldı ve ayrıldılar. Çınar güneşin batmasıyla yavaş yavaş kaybolan gölgesini seyretti. “Ertesi gün güneşle tekrar ortaya çıkacak” diye düşündü.

Oyun Masalı

Yunus Suri ve fok balığı Kora; denizlerden birindeki bir koyda yaşayan iki yakın arkadaştı. Kora, kayalıklarda uzanıp güneşlenmeyi; Suri ise suda oynamayı çok severdi.

Her ikisine de zor gelen şey ise karınlarını doyurmak için balık avlamaktı. Oyun oynamak ve dinlenmek varken balık yakalamaya çalışmak onlara yorucu geliyordu.

Açık denizde oynadıkları birgün, Suri, dev bir şeyin yüzerek kendilerine doğru geldiğini fark etti. “Şu gelene bak! Ne kadar da hızlı yüzüyor” dedi. Tıpkı kendileri gibi o da, suda yüzüyordu. Daha önce hiç böyle birşey görmemişlerdi.

Ertesi gün, koyda karşılaştıkları deniz kaplumbağasına, suda yüzen dev cisimden bahsettiler. Deniz kaplumbağası “bu bir gemi olmalı. Bir süre gemilerin oldukça fazla olduğu bir kıyıda yaşamıştım” dedi. Suri ve Kora, gemiye yakından bakmak için denize geri dönmeye karar verdiler.

Kaplumbağa “Çok yaklaşmanızı tavsiye etmem” dedi.

Suri ve Kora geminin yanına varıp etrafında bir süre yüzdükten sonra, üzerindeki insanları fark ettiler.

Kendilerini izleyen insanlara suya dalıp çıkarak selam verdiler. Onların gösterisine karşı gemidekiler Suri ve Kora’ya birkaç balık attılar. Bu durum Suri ve Kora’nın çok hoşuna gitti.

Ertesi sabah gemiyi daha yakınlarında buldurlar. Hemen yanına gidip yine etrafında oyunlar oynamaya başladılar ve kendilerine verilen balıkları afiyetle yediler.

Bir sonraki gün geminin koylarının girişine kadar geldiğini gördüler. Artık karınlarını doyurmak için bulundukları koyda oyun oynamaları yeterliydi.

Bu şekilde günler geçti. Gemi koyun girişine iyice yanaşmıştı. Oradan hiç kıpırdamıyordu. Gemiye başka gemilerden insanlar da gelmişti.

Suri ve Kora daha fazla oyun oynamaya, daha çok yorulmaya başladılar. Artık Kora sabah kalktığında kayalıklarda güneşin tadını çıkaramaz oldu. Suri ise koy ile gemi arasındaki küçük alanda yüzmekten yön bulma yeteneğini kaybetmek üzereydi.

Her ikisi de özgürce yüzmeyi özlemişti. Onları ziyarete gelen deniz kaplumbağası “Eğer bu koydan bir süre ayrılırsanız sanırım izleyecek oyun olmadığından gemi de buradan gidecektir” dedi.

İki arkadaş, deniz kaplumbağasının tavsiyesine uyarak o akşam koydan ayrıldılar ve açık denize doğru yüzdüler.

Sabah gün ışığıyla birlikte, kendilerine yeni bir koy buldular. Kora, uzun zaman sonra, yeniden kayalıklarda sabah güneşinin tadını çıkarıyordu. Suri ise çok özlediği açık denize döndü “Bir süre özgürce, açık denizlerde yüzeceğim sevgili Kora. Beni merak etme” dedi. “Güle güle sevgili Suri, gemilere fazla yaklaşma ama!” dedi Kora.

Çok Büyük ile Fazla Küçük’ün Masalı

Kiraz kurdu, o gün yeni yerleştiği kirazın içine yuvasını kurmak için heyecan içinde çalışıyordu.

Kirazından dışarı baktığında çiçeklerin aralarında dolaşan kelebek, arı ve kırkayakları farketti. Çekirgeler oradan oraya zıplıyorlardı. Bir süre ormanı izledikten sonra, kirazına geri döndü.

Güzel bir uyku çekmek için uzandı. Tam uykuya dalmıştı ki büyük bir gürültüyle uyandı. Gözlerini yavaşça açtı ve kirazıyla birlikte bir boşlukta uçtuğunu fark etti. “Olamaz!” diye bağırdı.

Kısa zaman içinde kiraz, yumuşak bir yere yavaşça indi ve yuvarlanmaya başladı. Bir süre sonra yuvarlanma durdu. Kiraz kurdu cesaretini toplayıp dışarıya çıktı. Etraf siyah dallarla kaplıydı. Dallardan birine atlayıp yukarı tırmandı. Ormanda ilerliyordu!

Yanına gelen bir meyve sineği “bir filin üzerindeyiz korkma” dedi ve uçarak uzaklaştı. Kiraz kurdu filin üzerinde yalnız başına kalmıştı. En tepeye kadar tırmanarak neler olduğuna bakmak istedi.

Fil, koca cüssesiyle ormanda ilerlerken her adımında toprak adeta sallanıyor, ağaçlar sarsılıyordu. Kiraz kurdu file seslendi “Hey biraz yavaş git!”

Fil birden durdu. “Kim var orada?” dedi. “Ben, kiraz kurdu, kafandaki tüylerden birindeyim. Biraz daha yavaş gitmezsen buradan düşeceğim!”

Seni göremiyorum” dedi fil. “O kadar büyüksün ki benim gibi tüyüne tutunan birini görmemen normal” dedi kiraz kurdu. Yaşadığım kiraz ağacına çarptın ve içine yerleştiğim kirazı üzerine düşürdün sanırım, diye ekledi.

Kirazların içinde birilerinin yaşadığını hiç bilmiyordum. Kiraz da orada mı kafamda mı yani?” dedi fil.

Hayır, aşağı düştü” dedi kiraz kurdu üzüntüyle.

Üzgünüm, kiraz kurdu. Sanırım buna ben sebep oldum. Birlikte sana yeni ve güzel bir yuva bulabiliriz istersen” dedi Fil.

Kiraz kurdu bu teklife çok sevindi. Ormanda kiraz kurdu için yeni bir yuva bulmak üzere yola çıktılar.

-Hey hey dikkat et ! diye bağırdı kiraz kurdu birden
-Ne oldu?
-Bir adım attın ve bak neler oldu.

Fil şaşırmıştı. Etrafına baktı. “Her şey yolunda görünüyor” dedi.

Az önce kulağın bir kelebeğe çarptı, zavallıcık sersem oldu. Kim bilir nerede şu an. Kuyruğunla çarptığın çiçeğin üzerinde, tam da oraya yeni konmuş bir arı vardı. Dev ayaklarından bahsetmiyorum bile. Buradan görebildiğim kadarıyla bir uğur böceği ailesi, ezilmekten son anda kurtuldu” dedi kiraz kurdu.

Etrafıma baktığımda şu an zebraları, maymunları, gergedanları, kuşları ve daha birçok canlıyı görebiliyorum. Ama senin saydıklarını göremiyorum” dedi fil.

Bu çok ilginç” dedi kiraz kurdu.

Fil ve kiraz kurdu yollarına devam etti. Kiraz kurdu file; tırtıllardan, örümceklerden, solucanlardan ve filin daha önce adını duymadığı birçok canlıdan bahsetti. Bazılarıyla fili tanıştırdı.

Yolculukları ormandaki güzel bir kiraz ağacında son buldu. Kiraz kurdu, yeni yuvasına yerleşti. Vedalaştılar.

Fil, ormanda yoluna devam ederken karşılaştığı uğur böceğine “Merhaba!” dedi. Bambaşka bir orman görüyordu artık. Uğur böceği ise ilk defa kendisini gören bir fil ile karşılaştığı için şaşkın bir şekilde yoluna devam etti.

Renk Masalı

Çiçeklerle kaplı bir ormanda bir arı, bal yapmak için çiçekten çiçeğe konarken gri bir papatyaya rastladı. Daha önce iç gri papatya görmeyen arı şaşırdı.

Etrafında biraz dolaştıktan sonra, papatyanın ortasına kondu. Çiçeğe “Afedersin sen bir papatya mısın acaba?” diye sordu. Çiçek hafifçe silkelendi “Evet, papatyayım” dedi.

Arı gri papatyadan çiçek özünü topladıktan sonra, kovanına geri döndü.

Yol boyunca arı diğer papatyalara tek tek baktı. Bir tane bile başka gri papatya göremedi.

Arı, ertesi günlerde de gri papatyaya uğradı. Bir yandan çiçek özü toplarken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Zamanla ikisi iyi arkadaş oldular.

Güneşli bir bahar gününde, arı yine çiçekten çiçeğe dolaşırken birden yağmur yağmaya başladı. Arı, hemen kocaman yapraklı bir çiçeğin altına sığındı. Bir süre sonra yağmur durdu.

Arı, etrafına bakarken birden az ileride belirmiş gökkuşağını fark etti. Renkleri göz alıcıydı. Aniden aklına arkadaşı gri papatya geldi. “İşte buldum!” diyerek yerinden çıktı ve gökkuşağına gitti.

-Sevgili gökkuşağı merhaba. Bir konuda yardımına ihtiyacım var, dedi.
-Söyle bakalım, yapabileceğim birşey ise yardım ederim.
-Gri bir papatyaya renklerinden verebilir misin rica etsem? Kendisi benim arkadaşım. Rengi ile diğer papatyalardan çok farklı. Acaba renklerinden ona da verip diğer papatyalar gibi görünmesini sağlayabilir misin?
-‘Bunun için papatya ile konuşmam gerekiyor’
dedi gökkuşağı.
-O renginden memnun olduğunu söylüyor ama ben renkli olmayı seveceğini düşünüyorum.
-Arkadaşın rengini seviyorsa yapabileceğim bir şey yok
-En azından, onunla konuşamaz mısın? Eminim, senin renklerini görünce fikri değişecektir.
-Peki, gidip şu gri papatyayı görelim o zaman.

Birlikte papatyanın yanına vardırlar.

Papatya karşısında gökkuşağını görünce şaşırdı. “Renklerin ne kadar da güzel!” dedi. Gökkuşağı “Arkadaşın arı sana da renklerimden vermemi istedi. Böylece sen de diğer papatyalar gibi görünebileceksin” dedi. Papatya şaşırdı. Arı “Lütfen izin ver, gökkuşağı seni diğer papatyalarla aynı renk yapsın.

Papatya, her ne kadar renginden memnun olsa da arkadaşının ısrarına daha fazla dayanamadı. “Peki ama bir şartla eğer gökkuşağının verdiği renkleri beğenmezsem tekrar eski halime dönmek isterim” dedi.

Bence çok beğeneceksin!” dedi arı sevinçle. Gökkuşağı “Beğenmezsen seni tekrar eski haline getirebilirim” dedi.

Böylece gökkuşağı, gri papatyaya renklerinden verdi. Artık, gri papatya da diğer papatyalar gibiydi. Arı papatyanın etrafında uçtu “Çok güzel oldun!” diye bağırdı.

Gökkuşağı, arının ricasını yerine getirdikten sonra onlarla vedalaşıp gözden kayboldu. Arı da neşe içinde kovanına geri döndü. Papatya ise yeni renklerine alışmaya çalışıyordu.

Ertesi günlerde arı, arkadaşını ziyarete gittiğinde onun eskisi kadar neşeli olmadığını farketti.

Neyin var sevgili papatya?
-“Bilmiyorum, daha önceden yanıma gelen hiç bir böcek artık beni ziyaret etmiyor. Bu çok tuhaf” dedi.
-Renklerin o kadar güzel ki eminim hepsi seni kıskanıyordur.
-Sanmam. Çünkü bugün hiçbir arı da gelip benden çiçek özü toplamadı.

Papatyanın gerçekten hiç neşesi yoktu. Arının, arkadaşı için birşey yapması gerekiyordu. Papatyaya “Gökkuşağını bulup ondan gri rengini geri isteyebiliriz eğer istersen” dedi. Papatya heyecanlandı “Gerçekten mi? Bu çok güzel olur” dedi. Bunun üzerine arı, gökkuşağını bulmak için yola çıktı. Gün boyunca oradan oraya uçtu ama gökkuşağını göremedi.

Bir örümcek “Gökkuşağı için yağmuru beklemen gerekiyor. Ancak yağmurdan sonra ortaya çıkar” dedi. “Ama benim yağmur bekleyecek zamanım yok. Ona hemen ihtiyacım var” dedi arı. “O zaman şu ilerideki gri bulutu görüyor musun? İşte onunla konuşman gerekecek. Yağmur yağmasını o sağlayabilir” dedi ve yoluna devam etti.

Arı, yükseklere doğru uçtu, uçtu ve tam gücü tükenmeye başlamıştı ki sonunda gri buluta ulaştı. “Merhaba sevgili bulut” dedi önce. “Merhaba arı” dedi. Arı, gri buluta arkadaşı papatyayı ve onu griden renkli hale getiren gökkuşağını anlattı.

Bulut “Durumu düzeltmeye çalıştığın için sana yardım edeceğim. Şimdi aşağıya dönüp yağmuru bekleyebilirsin” dedi. Arı buluta teşekkür ederek yere doğru uçmaya başladı.

O, daha çiçeklerin arasına ulaşmadan yağmur yağmaya başladı. Az sonra ileride beliren gökkuşağını görünce arı “Hey! Gökkuşağı! Sana tekrar ihtiyacım var!” dedi. “Lütfen arkadaşımı eski haline döndür. Bu şekilde çok mutsuz” dedi. Gökkuşağı “Sanırım arkadaşın renkli olmayı sevmedi” dedi gülümseyerek. Birlikte papatyanın yanına doğru yola çıktılar.

Papatyanın yanına varınca gökkuşağı, papatyanın üzerindeki beyaz, sarı ve yeşili aldı ve ona eski rengi griyi geri verdi. Papatya artık çok mutluydu. Arı, papatyanın eski haline dönmesine çok sevindi “Renginin önemi yok aslında. Biz iki iyi arkadaşız sevgili papatya önemli olan bu” dedi.

Zengin kral, kötü kraliçe, fakir çiftçi, soylu prens, görkemli şato olmayan masallar mümkün.

Başka masallar, kahraman olma iddiası taşımayan kendi halinde, basit, saf karakterler ile onların garip dostluk hikâyelerini içeriyor.

Hazırlayan: Selime Demirci