Geçmişten günümüze devam eden çarpık sınıfsızlık ve ötekileştirme (ayrımcılık) meselesini konu alan Çoğunluk filmi, Türkiye’nin son 30-40 yılının aynası niteliğindedir demek yanlış olmaz gibi görünüyor. Filmde sadelik ve gerçeklik ilk olarak göze çarpan nokta oluyor. Verilmek istenen abartısız, net, sade bir dille izleyiciye aktarılıyor.

Filmdeki Mertkan karakteri, orta-üst sınıf, ataerkil ve milliyetçi tipik bir Türk ailesinin oğlu olarak karşımıza çıkıyor. Baba (ata) hegemonyası altında ezilen, babanın yaptırımlarıyla, yönlendirmeleriyle yaşamını sürdüren Mertkan, filmde pasif bir kişilik profili çiziyor. Fakat çoğu sahnede vicdanıyla babasının arasında sıkıştığını görebiliyoruz. Filmde baba karakterinin çocuk ve anne üzerindeki baskıcı tutumu, erkek egemen yapı, paranın güç olarak görülmesi ve sorunları çözmede tek silah olarak düşünülmesi mevcut toplumdan sosyolojik ve psikolojik anlamda mesajlar içeriyor. Anne karakterini yemek yapan, vaktinin çoğunu mutfakta geçiren dışarıya genellikle sadece ev alışverişi için çıkan, sürekli bir hizmet halinde görüyoruz. Olaylar karşısındaki sessiz tutumu, ifade hakkına sahip olamaması, pasifize edilen bir kadın modelini açıkça gösteriyor.

Filmde, üç kişilik bu çekirdek ailenin sadece yemek saatlerinde bir araya geldiğini görüyoruz. Bir diğer önemli nokta ise aynı masada oturup birbirlerinden kopuk davranışlar sergilemeleri oluyor. Televizyonun açık oluşu (özellikle haber kanallarının açık olması) babanın yemek yerken hem oraya odaklanıp hem de serzenişlerde bulunması, annenin her zamanki mutsuz ve pasif duruşu, Mertkan’ın hiçbir tarafla alakası olmayan sorumsuz ve ruhsuz tutumu filmde dikkat çekiyor. Bu durum oldukça sık gördüğümüz hatta belki evlerimizde de yaşadığımız tipik bir tablo olarak karşımıza çıkıyor. Sohbet eksikliği, ilgisizlik ailede kopuk bir iletişim hatta iletişimsizlik sorununu meydana getiriyor.

Filmin ilerleyen sahnelerinde Mertkan’ın Kürt bir kıza aşık olduğunu görüyoruz. Fakat bu durumu arkadaşlarının ve çevresinin hoşuna gitmeyeceğini bilen hatta dalga geçeceklerini düşünen Mertkan, kendine bile başta itiraf edemiyor. Belli bir sürenin ardından Gül karakteri, Mertkan’ın evine gelerek ilk adımı atıyor. Kızı gören baba bu durumu “geçici” olarak görüyor ve “erkekliğini tatmin etsin” mantığıyla önceleri önemsemiyor. Daha sonra durumun ciddileşmesiyle baba oğluyla “erkek erkeğe” bir sohbet gerçekleştiriyor. Filmde babanın “Oğlum bak biz müslümanız, Türk’üz, vatana millete faydası olan insanlarız, bizden birileriyle olmalıyız” gibi ifadelerle oğluna nasihat verdiğini görüyoruz. Sahneden de anlayacağımız gibi Türk – Kürt meselesinin toplum olarak bizi getirdiği nokta ele alınıyor.

Toplumun genelinde birinin Van’lı olması o insanın bölücü, komünist, dinsiz, değersiz en önemlisi de Kürt damgalamasına uğramasına yani “bizden” olmayan biri gibi etiketlenmesine yetiyor. Etnik kimliği, insan olduğu değerinin, önüne geçerek yapılan ötekileştirmeyle sisteme bir tuğla daha koyabiliyor. Bu tip düşünce yapısına sahip insanları filmde ya da çok uzakta aramaya gerek yok belki bu sisteme biz, çevremiz hatta ailemiz bile katkı sağlıyor olabilir. Zengin-fakir, güzel-çirkin, Türk-Kürt, müslüman ya da müslüman değil gibi etiketlerle hedef göstermek içselleştiriliyor.

Mertkan, babası ve sevdiği kız arasında sıkışıp kalmıştır. Kızla konuşmak için evine gider. Kızın oturduğu semt oldukça yoksul bir yerdir. Kuştepe denilince akla gelen çingeneler, hırsızlar, kaba tabirle varoş kesimdir. Mertkan’ın da sosyal statüsü gereğince o muhitte sırıtması ve yabancılaşması kaçınılmazdır. Kızın evine varır ve Gül karakterine “hayalin nedir?” diye sorar. Gül de “zengin biriyle evlenmek” olarak cevap verir. Aynı soruyu Gül ona sorduğunda ise “bir hayalim yok” diye bir cevap alır. Çünkü Mertkan hayallerinde bile baba gölgesinden kurtulamaz. Onun yerine her şey düşünülmüştür çünkü. Askerliğini yapacak, babasının şirketinin başına geçecek ve kendine yakışır bir kızla evlenecek, soyunun devamı için çocuk sahibi olacaktır. Hayattaki var oluş amacına verilen görev sadece budur.

Babanın bu dürüst, doğrucu ve düzgün ahlaki tavırları, Mertkan’ın bir taksiciye çarpmasıyla son buluyor. Taksiciye susması, sorun çıkarmaması için verilen rüşvetle ve tartaklamalarla baba karakteri kendiyle çelişiyor. Pürüzler parayla, güçle, şiddetle hallediliyor. Daha sonra taksicinin Mertkan’a olumlu tavırları, Mertkan’ı oldukça duygulandırıyor ve o an taksiciye sarılıyor. Belki de hayatı boyunca karşılaştığı ilk samimi tavrı taksicide buluyor.

Çoğunluk filmi, Kürt meselesiyle ve erkek egemen yapısıyla Tepenin Ardında filmleri ile benzerlikler taşıyor. Mertkan’ın anne modeliyle, Tepenin Ardında‘daki Meryem karakteri, Gözetleme Kulesi’ndeki Seher karakterinin annesi, Duvara Karşı filmindeki Sibel karakterinin annesi de benzer kadın profilleri çiziyor. Çoğunluk’taki baba-oğul ilişkisi, Tepenin Ardında filmindeki maskülen kadroda baba karakterlerinin diğerlerini efemine ettiğini görebiliyoruz. Babaya (ataya) itaat etme, olması gereken bir görenek olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki filmde militarizm, erkeklik, ötekinin nasıl kurulduğuna da değiniliyor. Dört tarafımız düşman mantığıyla hareket ediliyor. Totalde ailedeki tüm erkekler büyük babanın altında eziliyor. Babanın gölgesinde ezilen Mertkan karakterinde olduğu gibi.

Filmin afişine baktığımızda, çoğunluğu oluşturmamız bizden olmayanı ayırmamız öncelikle ailede hatta okul sıralarında başlıyor. Evde anne babaya olan itaat, ilkokul sıralarında öğretmene itaatle devam ediyor. Farklı renge, kültüre, statüye sahip olanları kolayca etiketleyebiliyoruz. Seren Yüce, geçmişte bir ödev için gerçekleştirdiğimiz çekimde de çoğunluk ismini özellikle seçtiğini, filmde çoğu sahnenin kendi yaşamından izler taşıdığını belirtiyor. Kendisini Mertkan karakteriyle bütünleştiriyor. Çoğunluk filmi, popülarite kaygısı taşımıyor. Filmde dikkat çekilecek noktalar oldukça sade ve anlaşılır bir şekilde veriliyor. Mevcut sisteme göndermeler yapılıyor.