Okuma süresi: 3 dakika

Çocuklarınız ya da yakınlarınızın çocukları için ne yapıyorsunuz? Mesela bir çocuğa onu sevindirmek için boya almayı mı, çikolata almayı mı seçiyorsun? Çocuğunuzun yeme, içme, barınma, eğitim ihtiyaçlarını mı temel alıyorsunuz yoksa psikolojik ihtiyaçlarını mı? Sessizce dursun, oyalansın diye eline telefon vermeyi mi, onunla oynamayı mı tercih ediyorsunuz? Çocuğunuzun her türlü ihtiyacına yönelik mi düşünüyorsunuz yoksa isteklerine yönelik mi? Çocuğunuzun pırasa sevmediğini bildiğiniz gibi, sınıfında sevmediği bir diğer çocuğu ve neden sevmediğini de biliyor musunuz? Çocuğunuzu bir eğlence aracı olarak mı görüyorsunuz (sevimli halleri, komik lafları ve konuşmasını kastediyorum) yoksa birey olarak mı görüyorsunuz? Çocuğunuza yaşına uygun çizgi filmler mi yoksa squid game mi izletiyorsunuz? Çocuğunuzun geleceği için para mı biriktiriyorsunuz yoksa anı mı? Çocuğunuzun anılarını tanıdığınız tanımadığınız herkesle paylaşıyor musunuz, kendinize mi saklıyorsunuz yoksa nazar değmesin diye bebekken kapadığınız suratlarını filtrelerle süsleyerek yayınlıyor musunuz? Binlerce soru daha sorabilirim ama canınızı sıkmayayım. 

Yukarıda yer alan sorulardan bir tanesi bile size kendinizi kötü hissettirdi mi merak ediyorum. Yoksa çocuk sizin, nasıl isterseniz öyle yetiştirip, ne isterseniz onu mu paylaşırsınız? Aman biz de izledik zamanında asmalı kesmeli şeyler, biz de okuduk kanlı şiirler ne oldu, hiçbir şey(!) mi diyorsunuz. Boşuna duyar kasmayalım hatta işimize bakalım o zaman, pardon zaten işime bakıyormuşum şu an.

Benim annem şimşekten çok korkar. Hatta o kadar korkar ki şimşek çakmaya başladığında evde ışıklar söner, televizyondan buzdolabına kadar her şeyin fişi çekilir. Yağmuru izlemek için camdan bile bakılmaz, gerekirse mum ışığında, pencereden uzak ve teknolojik hiç bir alet çalıştırılmadan şimşeklerin susması beklenirdi. Öyleki bu korku, şimşek çakması ihtimalini doğuran sağanak yağmurlardan da köşe bucak kaçılmasını öğretirdi o zaman bize. Annem neden şimşekten bu kadar çok korkuyordu bilmiyorum ama şunu biliyorum. Ben de şimşekten korkuyorum ve nedenini biliyorum annemin korkuları. Bir arkadaşımla market dönüşü yakalandığım fırtına derecesinde şiddetli yağmurda eve 2 dakikalık uzaktayken yürümeyi reddedecek kadar korkup, bir apartmanın altına sığınmıştım. Yağmur hafifte olsa ağaçların yanından da geçemem, geçsemde korkarım. Ağaçlar şimşekleri çekiyor ya….

İşte çok alakasız bu anımı size, çocukken yaşadığımız şeyin önemi ne, aman biz de neler neler yaşadık bak sapasağlamız mantığının, sadece bedenen korunan bir sağlık olabileceğini anlatmak için yazdım. Ben de çok sağlıklıyım ama bazı korkularım var. Ama bunlar normal, herkes her şeyden korkan, bunun çocuklukla bir ilgisi yok, anım çok alakasızdı demiştim zaten.

Bir de şey var bak unuttum, çocuğum benim kolum, bacağım, ciğerim. Biz okula gittik, bizim biraz karnımız ağrıyor öğretmenim ondan ödevi yapamadık. Sabah merdivende yürürken takıldık düştük, dizimi yaraladık doktor abla. -İşi abartıyorum sanmayın bizzat tanık olduğum bir şey- biz çok çalıştık üniversite sınavına hocam, sonucu da güzel oldu. İstanbul düşünüyoruz ama bir yandan Kocaeli’deki bölümde de aklımız kalıyor, siz ne dersiniz? Neyseki bu ve benzeri üniversite tercihi yapan 18 yaşındaki anne baba kolu bacağı görevindeki çocuklar için hocalar araya girdiler ve bir de kızımıza, oğlumuza sorsak, onlar söylese ne isterler diyerek çocuğun da ağzı ve fikri olduğunu belirtmeye çalıştılar. Acaba bu çocuk birey olabilir mi sorusunu alttan alta sordular ama işe yaradı mı pek bilmem.

Bu kulaklar neler duydu, bu gözler neler gördü. Sanmayım yaşım 40-50, daha 30 bile değilim. Mal bu almıyor ki kafası, hocayla karşılamak bile istemiyorum, bahçe kapısında bekliyorum. Neden? E sökemedi okuma yazmayı, hoca her gördüğünde bir şeyler söylüyor. Ne söylüyor? Evde çalıştırın, yatmadan kitap okusun, başında durun. E siz napıyorsunuz? Biz n’apalım okumuyor ki, oku diyoruz okumuyor. Yani çocuk doğurmak, fiziksel bakımını yapmak kolay diyeceğim, o da zor. Çocuğuna kitap oku deyip, elinize yalandan da olsa kitap almazsanız, çocuk nasıl kitap okumak istesin? Ya da eline telefon verip ya da bangır bangır televizyonda mafya dizileri izlerken yanınızda oturan çocuğunuza, ’ödevini yap, bak yapmazsan yarın okula gitmezsin diyim, sonra hoca bana laf ediyor’ diyen anne-babadan çocuğu nasıl kurtaracağız bilmiyorum. Ya da tüm imkansızlıklara rağmen kendini kurtarmış(!) çocuğa, başarılı olduğunda, tabii bir de adını duyarsak övgüler yağdırırız, olup biter. İmkansızlık derken kastım tabii ki maddi, aman yanlış anlamayın!

Son olarak, sosyal medyada gördüklerimize, yanlışlığını doğruluğunu düşünmeden gülüp geçiyoruz. Gerçeklik algısı oluşmamış çocukların yüzlerine filtreler uygulayıp güya onları eğlendiriyoruz ama küçük çocukların tepkilerine dikkat etmiyoruz. Çocuk ekranda gördüğüyle kendi aynı mı diye eliyle yüzüne dokunuyor mesela. Çünkü anlayamıyor, onu kavrayacak yaşta değil çünkü. Ce eee oyunu gibi, bir bebeğe karşı yüzünüzü elinizle kapattığınızda sizin orada olmadığınızı, açtığınızda ise orada olduğunuzu sanıyor o. Bu oyun çocuğu gelişimi için basit ama yararlı bir oyunken, ekranda siz ve çocuk varken, birden sizden at kafası (şaka değil) çıktığındaki çocuğun korkusu da komik değil, yanlış. 

Konu çok dağıldı, çok da boş ve gereksiz bir yazı oldu. Ama yine de siz çocuğunuza, sosyal medyada her gördüğünüzü yapmayın, her konuda onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını gözeterek hareket edin. Bir de mümkünse, çocuğunuzun yaşına uygun olmayan şeyler izletmeyin ya da izletin canım ne olacak, hepimiz izledik(!)