Okuma süresi: 4 dakika

“Commedia dell’Arte” ifadesinin sözlükteki anlamı “sanat” ve “komedi”nin birleşmesinden doğuyor olsa da, özellikle Venedik’te Karnaval kültürüyle, sosyolojik açıdan olağanüstü bir özgürlük ve başkaldırının simgesi olmuştur. 1500’lü yıllarda kadınların, ilk kez, tiyatro topluluklarına giriş yaptığı tür olarak da görülebilir. Tiyatro ve sanat figürleri arasındaki var olan derin ilişkiyi inceleyen araştırmalarda, cinsiyetsiz maske tespiti, “insan yüzünün portresi”, gerçeğin deforme olmamış, sadık bir şekilde yeniden üretilmiş halinin yansıması, yeniden inşası olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, Commedia dell’arte tiplemelerinde, kadının portresiyle ilgili ahlaki ve antropolojik sebeplerle, coğrafyanın etkili olduğu sözlü kanunların süzgecinden geçtiğini, kadın ve kadınlık algısının değişimlerini okumanın, diğer figürlerin de analizlerinin belirginleştiğini söylemek mümkündür. 

Teatral alanda, on altıncı yüzyıl dramaları, en güncel konuları ele alan ve kadınların konumu hakkındaki tartışmaları işaret eden yargılar barındırır. Dahası, antik dramanın canlanışı, büyük çekiciliğe sahip bazı kadın örneklerinin yeniden sahneye taşınması ile örtüşür: Antigone, Alcestis, Medea gibi figürler doğrudan oyuna çağrılır ya da yeni trajik kadın kahramanların görünümünde, modern bir üslupla yeniden canlandırılırlar. 

Floransa dramalarının isimsiz kahramanlarına Rosmunda, Antigone, Dido, Tullia denmiştir ve ayrıcalıklı izleyici kitlesine tam olarak, kadın erdeminin mükemmel bir örneği olan ve bir o kadar kusursuz trajik kahramanın modelini tanımlamaya yardımcı olacak “Bilge Kadın” tiplemesini sahneye taşırlar. Karakter, geleneğin kadınlara atfettiği özelliklere sahiptir; ancak güçlü kadın tiplemelerini karakterize eden edep ve ciddiyeti ön plana çıkararak, onun egemen olarak toplum içindeki konumunu vurgulama eğilimindedir. Bilge Kadın’ın kahramanlık özelliği yalnızca tiplemenin dürüstlüğüyle değil, aynı zamanda ait olduğu yüksek sosyal seviyeden de gelir. (Corbi, https://iridedilucecoeva.wordpress.com/donna-e-teatro/la-commedia-dellarte-finalmente-le-donne-in-scena/ 09/12/2021) Bu bağlamda kadının, yüceltilen taraflarının kurnazlıklarla yok edilmesine izin verilmemiş, toplumsal kodlamaların sürdürülebilirliğine dikkat çekilmiştir.

Güç ve kararlılıkla, kadınsı erdemlerle donatılmış olan bu kadınlar, genellikle erkeklere atfedilen özelliklere sahip görünürler. Drama, aslında, hem “kurban” hem de “suçlu” olan, yeni bir psikolojik karmaşıklığın olumlanmasına izin veren, bu ikircikli durumun bir kadın kahraman modelinin tanımı için araştırma alanı haline gelmiştir. Kahraman veya bu tür canlandırmalarda olduğu gibi, kadın bizi insanın varoluşunun güvencesizliği veya erdeminin önemi üzerinde düşünmeye davet eden farklı bir tipleme ile bir paradigma olarak anlaşılan toplumsal kodlamalar arasında sürekli olarak düşündürtür.

Carlo Goldoni, maskeli ve doğaçlama komedyadan ayırarak ana akımlaştırdığı ve yazılı metine dayandırdığı bu tür çerçevesinde, ilk kez “sanat” kelimesini bilinçli olarak kullanmıştır. Commedia dell’Arte daha çok halkın alt tabakasına hitap ettiğinden, toplumun “bir olma, birlik anlayışı” göstergesinde, sınıfsal farklılıkların ortadan kalktığını ve tiplemelerin de yine bu sınıfsal farklılıklar karşısında kendi belirgin özellikleri ile ön plana çıkarak hiyerarşiyi ters yüz ettiğini, özellikle maskeliler grubu üzerinden örneklendirmektedir. Toplumsal cinsiyet kodlarını da sahneye dahil ettiğinden, kültürel inşa bakımından da önemli izler taşıyan Commedia dell’Arte, diğer Avrupa tiyatrolarında da yankı bularak, uyarlamalarının oluşmasına ve temelde aynı objektiften bakarak halkın kimlik çatışmalarının, sınıf ayrılıklarının ve başkaldırılarının sempatikleştirilmesini somutlaştırmış, yeniden aktarımlarla kültürler ve nesiller arası geçişi dolaylı olarak desteklemiştir. Bu geçişler sırasında alınan kültürel mirası ve kadın-erkek eşitliliğine dair duruşları da oyuncuların performanslarına nüksettiği gerçeğini akılda tutmak gerekir.

Komedya’nın doğduğu tarihi platforma değinince, çıkış noktasının var oluşunu nasıl etkilediğini kavramaya yardımcı olacaktır. Öyle ki, bu depresyon sürecinin, karmaşık coğrafyanın pozitif ayrımcılığa istemeden neden olduğunu sadece cinsiyet üzerinden değil, toplumsal ve sosyolojik dönüşümlerle, yeni bir perspektifin varlığının algılanmasını sağlamıştır.

“Commedia dell’Arte’nin ortaya çıkışı ve gelişimi, ayaklanmaların durmak bilmediği, kaosun ve kanunsuzluğun kol gezdiği ve İspanya tarafından büyük oranda işgal edilmiş bir ülkede; Trent Konseyi’nin yapıldığı, Protestan reformculara karşı bir karşı-reform girişiminin başlatıldığı ve Cizvitlerin desteği nedeniyle, eleştiri yapmaya çalışanların bu niyetlerini çok dikkatli bir şekilde dillendirmesi gerektiği bir dönemde gerçekleşmiştir” (Güngör, 2021: 27-28)

Bakhtin’e göre, Commedia’nın en önemli unsuru olan maske, karnavalın devrimci boyutunda büyük bir anlam taşır, çünkü maske herkesin kimliğini bir kenara bırakmasına izin verir ve kolektifi benzersiz bir özne yapar. Doğum ve ölüm, karnavalın iki önemli temasıdır, çünkü bu anlarda beden en üst katmandadır. Karnavalın, bedenin inkarının kutlandığı dinsel bir bayrama paralel olarak kutlanan bir parti olduğunu düşünülürse, alt ve üstün tersine döndüğünü ve olağan hiyerarşik ilişkilerin de alt-üst olduğunu görürüz; karnavaldaki aptal, “tersine dünya”da kral olur (Bakhtin, 1979: 407, akt. Collella, 2011: 2).  Feminist bakış açısıyla ele alındığında ise Commedia dell’Arte, toplumun cinsiyet üzerinden, toplumsal cinsiyet eşitliği analizinin yapılmasına fırsat tanımaktadır. Oyuncuların arasında kadınların da yer alması yönünden ve kadına verilen roller bakımından belirli bir noktada eşitlikten bahsedilebilir. Ancak Bakhtin’in görüşüne göre, kadın tiplemeler özel alanda eril tahakkümün boyunduruğunda kalıyor ise, karnavalın ana teması Commedia’da eril tahakkümü zekası ile çiğneyip geçmektir. Keza, kadın tiplemeler komedyada genel olarak olumlu özellikleri ile ön plana çıkmaktadırlar. Her ne kadar bu olumlu özellikler, göreceli bir değerlendirmeye götürse de; kadın tiplemeler işbitirici, akıllı, kurnaz, pratik ya da aşık ama kendini kollayan kadınlar olarak karakterize edilmişlerdir. Olumsuz, gülünç, kaba veya saflığı anlatan özellikler, daha çok erkek tiplemelere verilmiştir. Yine de kadına atfedilen alanın darlığı ve rollerinin azlığı gözden kaçmamaktadır. Bu durum kadınların, dönemin İtalyası’nda sahip oldukları kısıtlı haklardan ve kamusal alandaki yetersiz temsiliyetinden ileri geldiği bilinmektedir. Kadın, Commedia çerçevesinde yine özel alanda geçen sahnelerde yer almakta ve Piazza’da (meydan) yapılan doğaçlamalara dahil olmamaktadır. 

Farklı coğrafyalara da taşınan bu tür komedyanın, kadın hakları açısından incelenmesi farklı bir pencereden bakmaya yardımcı olabilir. Kadınların tiyatro ile özel alandaki temsiliyeti yapılırken, kadının kamusal alanda erkek oyuncularla birlikte sahne almaları, kadının temsili açısından kayda değer bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ayrıca queer teorem açısından örneklemenin rahatlıkla yapılabileceği ana tiplemeler de mevcuttur. Örneğin, Commedia dell’Arte’nin, Finocchio tiplemesi, feminen özelliklere sahip olan Toscana Commedia’sının hizmetkarlarından biridir. Aynı şekilde Arlecchino, Brighella, Farinella ve Pulcinella gibi tiplemelerin de cinsiyet üzerinden okunmaları, konuşma tarzları, hareketleri ve duruşları ile, algı cinsiyet üzerinden değil, tiplemenin toplumsal açıdan değerlendirmesini önemli kılmaktadır.

Commedia dell’Arte, oyuncunun hünerlerine sıkı sıkıya bağlı bir türdür. İlk olarak ekonomik nedenlerle aldıkları kararlar üzerine, bir grup sahne sanatçısının bir araya gelerek pek de kısa süreli olmayan bağlayıcı bir kontratla, grup olarak, farklı bölgelerde gösterilerini sergilemeye başlaması ile bireysellikten uzaklaşan Commedia dell’arte, (Ferrone, 1997: 9) içinde barındırdığı bu çeşitliliği grubunun üyelerinden ve sahne aldıkları bölgelerin kültürel miraslarından almaktadır. Bu açıdan Veneto bölgesinin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımdan daha eşitlikçi bir duruş sergilediği akıllara gelebilir. Colombina, Rosaura, Corallina gibi kadın tiplemelerin Venedikli tiplemeler oldukları düşünüldüğünde, dönemin koşulları göz önüne alınarak, oldukça modern ve eşitlikçi bir alternatifi yakalamışlardır varsayımı yapılabilir. Ancak bölgenin, dışa açılan bir limana sahip olmasının avantajını da unutmamak gerekir. İtalya’nın en güçlü siyasi yapılanmalarından biri olan Repubblica Serenissima, sahip olduğu imkanlar dolayısıyla da, halkın yüksek kültürlü ve eğitimli olduğu bölgelerden birisidir. Bölgede bulunan Kıbrıs Kraliçesi ve Asolo Leydisi, Caterina Cornaro’nun Venedik’in kontrol alanına dahil olan Asolo şehrini yönetmesi ve yine bu şehirde kültür, sanat ve özellikle tiyatroya verdiği önem dolayısıyla, bölgenin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından daha gelişmiş bir konumda olduğunu kanıtlamaktadır. Yine aynı bölgedeki, Felsefe Akademisi’nden derece ile mezun olan, dünyanın ilk kadın üniversite mezunu (1678) Lucrezia Cornaro Piscopia’nın tarihe adını yazdırması da bu tespiti doğrular türdendir (Venezia Città delle Donne, https://www.visitmuve.it/it/venezia-citta-delle-donne/donne-della-storia-veneziana/(19.12.2021,16.40).