Ana SayfaEkolojiDoğaÇöpsüz yaşam mümkün mü?

Çöpsüz yaşam mümkün mü?

-

Girip bir süpermarkete, etrafınıza bakındığınızda ne görüyorsunuz? Renk renk, çeşit çeşit ambalajlı gıdalar, temizlik ürünleri ve çeşitli ev ihtiyaçları, parlak ve rengarenk ambalajların içinde ne kadar da çekici gözüküyorlar değil mi? Hissetmemiz beklenilen duygu da tam olarak bu. Her yıl evimize soktuğumuz ambalajlı ürünlerin çöpleriyle kaç metrekarelik alan dolardı sizce?

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası‘nın edindiği bilgiye göre İstanbul’da yaşayan bir kişinin ürettiği günlük ortalama çöp miktarı 1,5 kiloyu buluyor. Bu bilgiye göre, dört kişilik bir ailenin beş yılda ürettiği çöp, ayrı eve çıkma hakkını kazanacak miktardadır diyebiliriz. Ambalajların kapladığı alan ve geri dönüşüme yeterince katılmamaları bir yana, ambalajlı ürünler içeriğinde çok fazla kimyasal barındırmaktadır ve bu kimyasalların hepsinin vücuda zararları incelenmeye alınmamıştır. Peki, çöp üretmeden yaşamak mümkün müdür? Çok az miktarda çöp üreterek yaşayan insanlara dünyanın her yerinden pek çok örnek bulabiliriz. Bu örneklerden biri de New York’ta yaşayan genç bir çevreci, Lauren Singer. Singer, sadece çöp üretmeyi bırakmakla kalmamış, The Simply Co. ismindeki kendi doğal ürünler şirketini de açmış ve adım adım geliştirmekte. Kendisini eski haliyle kıyasladığında çok daha mutlu ve sağlıklı bulan Singer’ın hikayesine bir göz atalım isterseniz.

Çöp üretmeden tam iki yıl boyunca yaşayan Lauren Singer
Çöp üretmeden tam iki yıl boyunca yaşayan Lauren Singer

Singer, New York Üniversitesi Çevre Çalışmalarından mezun olduktan sonra, New York Şehri Çevre Koruma Biriminde çalışmaya başlamış. Plastik kullanmayı bırakma kararını üniversite yıllarında almış: “Sınıfımızda bir kız vardı, kız her gün yiyeceği yemeği plastik bir kaba koyup getiriyordu ve plastik çatal bıçakla yiyerek daha sonrasında bütün o plastiği çöpe atıyordu. O zamanlar okulun Çevre Topluluğu’nda başkandım. Her gün kızın yemek sonrasında çöpleri tenekeye boşaltışını izliyor, içten içe sinirleniyordum. Yine bir gün içimden bu konuyu düşünerek eve geldim ve yemek hazırlamaya koyuldum. İçimden ‘plastik kız’a kızarken, buzdolabını açtım ve o an birden, o kızdan hiçbir farkım olmadığını anladım. Kendimi o güne kadar ‘yeşil’ bir insan zannediyordum, oysa ki buzdolabımda bulunan her şey plastik ambalajlarla sarılmış ve istiflenmişti. Bunca zaman kendimle çelişmiştim.”

O günden sonra plastik kullanımını azaltmak için çözümler arayan Singer, markete kendi alışveriş çantasıyla gitmeye ve paketli ürünlerden uzak durmaya başlamış. Tüketim çılgını olmamak adına kıyafetlerini ikinci el kıyafet satan mağazalardan seçmeyi alışkanlık haline getirmiş. Daha fazlasını da yapabileceğini düşünerek interneti tarayan genç çevreci, ev yapımı diş macunları, doğal deodorantlar ve çamaşır deterjanının yerini tutacak alternatifleri denemeye başlamış. Bir süre sonra ev yapımı deterjanlar ve diş macunları çevresindeki insanların da dikkatini çekince ve talep gelmeye başlayınca Singer, kendisine bir şirket kurmak için kolları sıvamış ve The Simply Co.‘nun temelleri atılmış.

Bunun için ihtiyaç duyduğu maddi desteği, insanların bağış toplamaları için kurulmuş bir platform olan Kickstarter sitesinden bulmuş. Şimdi küçük bir şirket olma yolunda başarıyla ilerliyor ve sadece vegan, biyoçözünür, sentetik madde içermeyen, toksik bileşen içermeyen ve koruyucu madde içermeyen ürünler satıyor. Yerel kalması nakliye sırasında oluşacak karbon salınımını engellemek adına daha uygun olurdu ancak, yine de iyi iş çıkarmış diyebiliriz. En azından alışageldiğimizin dışında bir tüketim alışkanlığının mümkün olduğunun canlı kanıtı olarak bizlere umut veriyor.

Singer tek örnek değil

Singer gibi pek çok insan olduğunu söylemiştik, “Sıfır Atıklı Ev” (Zero Waste Home) adıyla internet sitesi açan iki çocuk annesi Bea Johnson ve “Etkisiz Adam” (No Impact Man)” adlı belgeseli hazırlayan Colin Beavan da bunlardan ikisi. Her ikisi de tüketim alışkanlıklarındaki değişikliklerin kendilerini daha sağlıklı bir hayat yaşamaya yaklaştırdığını, artık paketli gıdalar kullanmadıkları için vücutlarına daha organik besinler aldıklarını ve kendilerini temizlik malzemelerinin sayısız kimyasallarıyla kirletmediklerini ifade ediyorlar.

No Impact Man
No Impact Man

Çöpsüz ve organik yaşamın ülkemizdeki temsilcilerini aramak istersek, çok da uzağa gitmemize gerek yok. Belli bir yaşın üstündeki büyüklerimize, çöpsüz yaşamı bir haber olarak sunarsak bize gülmeleri işten bile değil. Tüketimin artması ve doğallığın mesele haline gelmesi insanların köylerden şehirlere göçmesiyle başlamıştır. Köylerde, alınan 10 litrelik yağın kutusu herhangi bir şeyin kutusu olarak tekrar tekrar değerlendirilirdi. İnsanlar kurutulmuş otlardan kendilerine “kem” adı verilen kalın halatlar yaparlardı. Pek çok diğer geri dönüşüm detayında, köylülerin kafalarını nasıl da modern zaman endüstriyel tasarımcıları gibi kullanmış olduklarını görebiliriz.

Şehir hayatına geçilmesiyle birlikte insanların vakitsiz kalmaları ve kendilerini hep bir yere yetişmek zorunda bulmaları, hazır tüketim kültürünü bize “kazandırdı”. Peki, bu vakitsizlik, gerçekten bizi aciz kılan bir şey ise New York‘un göbeğinde yaşayan, iş güç sahibi bu insanlar, acziyetlerinden nasıl kurtulmuşlar? Sadece küçük alışkanlıklarımızı değiştirerek ve hareketlerimizi sistemli hale getirerek biz de çöpsüz bir yaşama yaklaşabiliriz. Markete gitmeyi planladığımız günlerde kendi pazar çantamızı alıp markete gitmemizi engelleyen şeyin zaman sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum. Alışılagelmişin dışına çıkmanın bizlere bu kadar endişe vermesi gerekmiyor. Pazara pazar torbasıyla gitmek normalken, markete pazar torbasıyla gitmenin hiç aklımıza gelmemesi ironik değil mi? Siz de bir düşünün…

Kaynak: Collective Evolution
Fotoğraf Kaynağı: Trash Is For Tossers, Shades of Zero

SON YAZILAR

Cephede enerji hasadı: Mimariyi canlı bir organizmaya dönüştürme manifestosu

Modern mimaride akıllı bina kavramı dijitalleşme ile anılırken, Hamburg’daki BIQ House bu zekayı biyolojiden alıyor. Dünyanın ilk biyoreaktif cepheli yapısı, cam panellerin içinde yaşayan mikro-alglerle hem enerji üretiyor hem de binaya dinamik bir gölge sağlıyor. Statik beton bloklardan, yaşayan organizmalara geçişin hikayesi.

Doğa kendi evini inşa ediyor: Karbon negatif bir yapı bloğu olarak “Kenevir Betonu”

İngiltere'deki Flat House, kenevir tarlasından doğan duvarlarıyla mimaride devrim yaratıyor. Karbon negatif, prefabrik ve nefes alan kenevir betonu (hempcrete) teknolojisini inceledik.

Bir sandalyeyi yetiştirmek: Nucleo’nun Terra projesi üzerinden ekolojik tasarımın yeni dili

Endüstriyel üretimin hakim olduğu bir çağda, tasarımın doğayla ilişkisi çoğu zaman "malzeme seçimi" düzeyinde kalır. Oysa bazı projeler, bu ilişkinin yalnızca yüzeysel bir tercih değil,...

Doğadan mimariye: Cam, deri ve çeliğin ötesinde ahşap atıklardan yeni nesil kompozitler

Günümüzde karşı karşıya olduğumuz çevresel zorluklar, yenilikçi çözümler ve sürdürülebilir malzemeleri her zamankinden daha önemli hale getirdi. Doğal kaynaklarımız hızla tükenirken, iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri...
Selma Çam
Selma Çam
Hayat hikayemi anlatmaktansa, hayatın kendi hikayesinden anladıklarımı anlatmayı yeğlerdim, oysa ki üç aşağı beş yukarı hepimizin hayattan anladığı ve anlamadığı aynı. Anlatmak ise kelimelerin yetersizliği içerisinde kendi anlamını kaybediyor. Hiç bir şey anlatmasam da anlayabilen için çok bile anlattım. Erkan Oğur'un da dediği gibi; "Bu işin sonu sessizlik."

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol