Ayaklarına bakacaksın: Yol onlarda, ne kadar yüksekte olursan ol bir seviyeden sonrası zaten/hepten yüksek.

Mesela, 20 metre yükseklikle 200 metre yükseklik arasındaki fark ne ki? Hayvan zaten aynı tepkiyi verecek. Yüksekten korktuğumuzda hemen eller yere iniyor, kendimizi küçültüyoruz ve daha güvende hissediyoruz. Güven burada nereden geliyor? Bir alt geçirdiğimiz/atladığımız hayvansal seviyeden mi acaba? Çünkü orayı hallettik dimi, cansız / bitkisel / hayvansal seviyelerden geçtik ve şu anda konuşan seviyedeyiz (?) Bizi kasan da bu zaten ya. Konuşan seviyenin realitesi, dualitesi, hakikati, tesiri, zamanı, merkezleri…

Nasıl dengeye geleceğiz bu konuşan seviyede? Genelde bir merkezi iptal edip enerjiyi ötekine geçirip boşluğu doldurmaya çalışarak olacak. Siz hiç merak etmeyin, bu konuşan seviyeye gelmiş cihaz, bunları otomatik yapacak. Nasıl dolacak bu boşluk, otomatik konuşarak, çok konuşarak, algının dışarıda olmasıyla, Onur’u da çok severim, Murat da iyi yemek yapıyor, onun orası bunu burası gibi yargılar bitmez dışarda olanlarla ilgili. Dışarıda da ne varsa artık. Konuşma biter yeme başlar. Neyi yiyorsun? Kim neyi yemek istiyor da beslenmek istiyor? Biliyoruz ki, bu konuşan seviye cihazının dengesinde yememe hali de var. Babalar yapmış, sol kolunu şivaya adamış sağ konulunu da ikinci çakraya… Ohh baba dengede, bir el aşağıda bir el yukarıda. Sanırım kendisi dönenlerden bir dem almış. Alsın, bir değer farkı ve irade olduğu kesin. Merkezi iptal edecek kadar irade ki, bu sadece direnme anlamına gelmesin, kişiyi o anki kendi gerçekliğine bağlayabilir.

Bana su altında olmuştu, gider yaparken başka bir gelir elde ettim. Ah Kami-sama! Ne kadar da alma/verme dengem yerinde. İyiki şu konuşan seviyedeyim!

Haradan nefes alın. Gidiyoruz.

Konuşan seviyeye gelmiş olmamızın ve diğer seviyelerinde, bir şekilde gelişiyor olması ve biz bu realite içindeyken daha üst ve daha alt seviyeleri görüyor (Zaten tezahür etmiş olan) olmamız bize ip ucunu veriyor. Öyle ya da böyle çekilim yaşıyoruz, öyle ya da böyle seviyeleri atlıyoruz. Eğer babaları çok kızdırdıysan ve kendi seviyende gider yapmadıysan tabi. Neden çekiyor, dürtüyor bizi El-Shaddai? Çünkü sevgi denilen GSM operatörünü kullanıyorlar yukarıda ve aslında Kara Şahin hiç düşmedi. Şahin ya da Kartal, düşmemekle kalmayıp, bunu biz çöldeyken de belli etti. Hayvanların özdeşleştiği davranış modellerinden kendimizi tanıma pigmentleri çıkarıyoruz. Doğa ile yakın temas halinde olan kabileler, hayvan davranışlarından kendilerindeki özellikleri belirler (Oturan Boğa) ve bizim “Modern İnsan” tanımımız içinde, başlıca özellik gibi bir çıkıyor ortaya.

Derdimizi bitirmek ve kozmik beyaz eldiven tokadını yememek için, ki bana Sebastiyan, Alfred diyen dostlar için diyorum, hizmetçinin beyaz eldivenli tokadını isteyiniz efenim. Çünkü, İsa’nın Babası, Gurdjieff’in ortak yaratıcı Babası buyurmuştur “Git, şunları şunları yemeğe çağır der ve İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.” Dostlar, asıl yemek burada. Masamıza yukarısıda gelsin, buyursunlar kalplerimize…

Dostlar, konuşan seviyenin sıkıntılarını birlikte paylaşım. Her zorluk gibi gözüken şey, bizim için o an bir çeşit ıslah. Doğa, bizi ıstırapla birlik olmaya zorlarken, bunu beklemeden egomuzun üstüne çıkmak için bir araya gelelim, kalplerin istek yasasıyla ricasıyla bir arada mekan kıldığımız Yüksek Şuur Bilimlerine gelelim. Romalılar, Akiva’ya işkence yaparken şöyle demiş öğrencilerine “Yaradan iyi ve iyilik severdir.” Lütfen, içinizdeki Yaradan sevgisini, güveninizle birlikte harlayın. Biz ateşe odun atarız.
Denizlerin büyük balıkları bizimle olsun.

Büyük Alfredin Torunu, Sebastiyan hizmetçilerinden
Dostunuz AOS

GörsellerAlexander Jansson