Okuma süresi: 3 dakika

Dion Fortune’nun Hermes Yayınlarından çıkan kitabı “Psişik Korunma”yı kısaca tanıtmak için buradayız.

Kitabı biraz önce bitirdim. Tek cümlede duymak istersek, insanın potansiyelini bize anlatıyor. Evet, hepimiz “büyücü” olabiliriz. Ancak, önce kocaman neden sorusuna cevap vermemiz gerekiyor. Bu cevap her şey demek. Seçim yapmadan sınavlar oluşmaz, sınavlar da seçim yapmaya zorlar.

Hiçbir şey ölmediği için, süreklilik hem burada hem de orada (astral ve mentalde) devam ettiği için, şu anda içindeki sonuçların başka başka seçimlerden geldiği çok açık. Oraya bir perde çekelim. En basit soru, sol mu sağ mı?

Büyü, insan yapısı gereği yapabildiği bir şey ancak, yapamadığı da ortada. Dünyanın haline bakıp bunu anlayabiliriz sanırım. Bir şeylerin ters gittiği çok açık? Şu anda dünyada baskın olan şey sevgi mi yoksa korku mu? Kişisel çıkar için doğa krallığına ne yapıyoruz?

Dion Fortune, kitabın girişinde farklı seviyedeki okuyucular için neler yaptığına, nereye kadar gittiğine dair bir paragraf veriyor.

“Bu yolda bütün nasibimi aldım; gerçekten üstat denilebilecek erkek ve kadınları tanıdım; hiçbir ruhsal celsede görülmemiş fenomenlerle karşılaştım ve kendi rolümü üstlendim, psişik savaşlara karıştım ve bütün milletler üzerinde her birinin ırkına göre gözcülük yapan Yüce Beyaz Kardeşliği Üstatları gözetiminde okült emniyet güçleri kadrosunda yer aldım. Güneş ufkun altındayken uyumaya cesaret edemeyenler için gece nöbeti tuttum, ayın gelgitleri değişine kadar saldırıya karşı bütün gücümle direndim, saldırının şiddeti kaybolana dek.” Sayfa 24.

Bu paragrafta neyden bahsediyor? Savaş, nöbet, ay saldırıları, Yüce Beyaz Kardeşlik? Bu kavramlar, olaylar nerede oluyor acaba? Bunlar bazılarına fantazi gibi gelebilir, ancak bu dünyadaki geçicilikten ve illüzyondan çok daha gerçektir. Doğru yolda ilerlesek, hepimiz karmamıza ve ruhsal yaşımıza göre, kademe kademe bunları deneyimleyebiliriz, buna deneyim demek doğru olmaz. Hayatımızı böyle yaşabiliriz. Bunun için …

İnsanlık tarihi büyünün ve savaşların tarihidir bir yerde. Lemurya, Atlantis, Ay, Mars … Bize en yakın olan Mısır, nerede şimdi o kadar büyü, o kadar derin bilgiler? (Bir grubun elinde tuttuğu törenlerden bahsetmiyorum.) Neden bam diye silindi ve bizlerde sürekli aa taşlar nasıl kesilmiş, nasıl hesaplanmış, sfenkste kesin bir şeyler var, Orion’daki yıldızlardan mı yoksa diyerek materyalistlik yaklaşımlara kaldık? Neden sabaha kadar mezar açıp dünya insanlığına bu bilgiler verilmiyor? Dronelarla, X ışınlarıyla tarayıp duruyoruz ancak nerede o büyülü sözler, mantralar? İyi ki de verilmiyor, yoksa her yeri kan götürürdü. Bu kadar alma arzusuyla, bencillikle bize büyü verilseydi ne olurdu? Orta doğuya demokrasi mi getirirdik yoksa yıkım mı?

Neden sorusu çok önemli. Kendimizi eğitmeden, belirli ahlak seviyelerine ulaşmadan yapacağımız şeylerin sol tarafa kaçması çok olası. Hele ki günümüzde “büyünün” el işinin, mumların, ne olduğunu kimsenin bilmediği “harika” tütsülerin hangi varlıkları çağırdığını bilmiyoruz? Bir önceki evrim zincirinde yok edilmiş Ay’dan (Pitris) bize gelen ne acaba? Görünür okültizmin popüler hale gelmesiyle işler daha da kolaylaştı. Kova çağıyla birlikte yedinci ışından daha fazla tesir aldığımız doğru. Gizemler tekrar yenilecek, inisiyasyon okulları tekrar kurulacak ancak biz belirli bir anlayışa gelirsek. Daha önceki yazılarımda da hiyerarşinin dışsallaştırılmasından bahsetmiştim. Hepimizin sorumluluğu var, yapılacak işlerimiz var. Solakları, evleri, ortak alanları dezenfektanla temizlememiz gerekiyor.

Gizemlerin kendisiyle sadece gizem olduğu için gidiyorsak durmak faydalı olabilir. Her şey içe içe geçmiş durumda, geçmiş hayat şimdiki hayat, gelecek, astral, mental alt dünyaların karanlığı ve pisliği, üst dünyaların ışığı ve harika kokusu …

Dion Fortune, Psişik Korunma’da hem başından geçenleri anlatmış hem de neler yapılabilir onlara değinmiş, izni olduğu kadarıyla tabii ki. İnsanların nasıl kolaylıkla sol tarafa kaydıklarına dair güzel örnekler var.

Önce maneviyat gelişmeli, sidhiler zaten gelişecektir. Önce sidhi sonra maneviyat bizi yoldan saptırabilir. Öncelikli olan kendi karanlığımızı aydınlatmak, ışımak ve yolda diğer ışıklarla birlikte karanlığı aydınlatmaktır. Kişisel olarak (ne demekse?) “bilmek” yoldaki aydınlık için gerekliyse bol bol bileceksiniz. Şurası da bir gerçek, bilmeden de ışıklara katılamıyorsun, o yüzden okumak, derin düşünmek, gözlemek, değerlendirmek, algılamak bilmenin kapılarından.

Törenler, seremoniler daha da görünür olacak. Çoğumuz bunlar için geçmişe dönüyor, kaynak arıyor. İçeriklerin aydınlık mı yoksa karanlık mı olduğuna bakılmıyor. Acele etmeden, karanlığımızı yavaş yavaş temizleyelim, biz daha fazla ışık tuttukça daha iyi anlayacağız o zaman seçeceğimiz şeyler de ışıklı olacaktır ve daha çok destek gelecektir.

“Işığın mücevherlerine”