Okuma süresi: 2 dakika

Günü bitirmek üzere küçük süpürgesi son vuruşları yaptı. Son sefer İstanbul’a dörtte yapılmıştı. Günün son yolcuları gitmişti. Süpürgesini kadınlar tuvaletinin hemen karşısındaki odasının kapı arkasına koydu. Küçük televizyonuna hızlı bir son bakış atarak kapısını kilitledi. Artık duymadığı ama varlığından emin olduğu limon kolonyasına karışmış keskin sidik kokusunu içine çekerek yatağının ucuna oturdu, öylesine. 

Kaç gece oldu böyle, ne zaman alıştı bu yarım metrelik oda-evine hatırlamıyordu. Yıllardır ilk defa şimdi bu yatak ucunda bu alışma halini düşündü. Dışardaki sessizliği ilk defa duydu. Kapısı tıklatılınca hemen doğrulmadı, son otobüsü kaçıran yolculardan biri sabahki otobüsü otogarda bekleyecekti belli ki ve belli ki beklemek, gitmek duygusu ve sabaha doğru silkelenen havanın serinliği yolcuyu tuvalete yollamıştı. Bu olurdu. Bu olunca temizlenmiş ve kilitlenmiş tuvalet kapısını tek hamlede kalkıp açardı. Simdi yatak ucundan kalkamıyordu. Yolcunun heyecanını ve acıyan kibarlığını dinledi önce. Çocukluğuna ne kadar uzak olduğunu tam şimdi, şu anda anlıyordu. Bu anlama hali öylesine gerçekti ki kapısını çalan yolcunun kibarlığı yavaş yavaş kaybolurken bile kıpırdayamadı yerinden. Yolcu yalvarmakla tehditkâr bir yakarış arasında gidip geliyorken o, cılız bir hamleyle açtı odasının kapısını ve duvarda asılı anahtarı yolcuya uzattı. Oysa kendisi açardı. 

Şimdi aklının bir yanı mecburiyetini yaşarken bir yanı çocukluğunu, gençliğindeki herhangi bir günü düşünüyordu. İlk defa yolcunun yüzüne baktı şimdi. Ellilerindeki bu kadınla bir yerlerde çocukken ya da gençken karşılaşmış olma ihtimalini hayal etti. Bu hayal hoşuna gitti. Kadın herhangi bir yolcu idi, kendisinin herhangi biri olma ihtimalini düşündü. Kadın onun yüzüne bakmamıştı elbette. Kadının onun yüzüne bakma ihtimalini, onu tanıma ihtimalini hayal etti. Bu hayali sevdi.

Kadın parayı uzattı, elleri parayı aldı kadından. Limon kolonyası ve peçete uzatmamıştı, kadın da bunu beklememişti zaten. Kadın gittiğinde odanın yarım açık kapısında öylece dikilmiş yüzüne bakılan herhangi biri olduğu günleri düşünüyordu. Henüz hiç kimseymiş gibi davranılmadığı anları hatırladı. Annesinin yemek kokusunu duydu, kardeşinin sabun kokusunu. Odasına girmeye korktu, bu kokuyu kaybetmek istemiyordu. Korkusu, kokuyu siliverdi. Odasına girip kararmış mavi aynasında kendisiyle göz göze geldi. Çocukluğuna ne kadar uzak olduğunu gördü bir çırpıda. Yatağına yerleşip kırk beşini görmeden ölen annesini düşündü. Şimdi kendisinden küçük annesinin dizinde yatma arzusuna şaşarak yıllar sonra ilk kez ağladı. Bir ölüye ve çocukluğunu istemenin çaresizliğine ağlayarak uyudu.

Otobüs sesleri, gelip-giden yolcuların koşuşturmaları, yolcu yakınlarının hep aynı sözleri, otobüs şoförlerinin ağır konuşmaları, otogardaki tek lokantanın tabak sesleri bir anda odasına doldu. Yıllar sonra ilk kez geç kalmıştı, kapısı çalınıyordu.

Kapısını açtı. 

Sidik kokusunu duydu, bu sabah.

Başlık görseli: https://www.youtube.com/watch?v=p2zfU2oNVmA