Günümüzde kariyer yapmak isteyen kadınlar, yumurtalarını dondurup yıllar sonra istedikleri zaman hamile kalabileceklermiş. Epeydir ben de, kariyerimin ilk yıllarında böyle bir olanağım olsaydı yapar mıydım diye düşünüyorum. Zor bir karar sanırım. Böyle bir karar vermek zorunda kalmadığıma da seviniyorum. Ama bakıyorum da, geçmişle karşılaştırdığımda, bugünün yaşam koşulları kadınların kariyer olanakları açısından daha kısıtlayıcı. Rekabetçi ve acımasız çalışma koşulları, kadınları yaşamın doğallığına müdahale etmeye zorluyor. Doğrusu bu koşullarda onları yadırgamak yerine, anlamak daha doğru bir yaklaşım gibi görünüyor. Ayrıca kadınlar kendi yumurtalarını dondurabildikleri gibi, yumurta bankaları ile anne de olabiliyorlar. Kaldı ki, sperm bankası varsa, yumurta bankası neden olmasın?

Ancak bu yumurta bankaları belli ülkelerde var. Yumurta dondurma işlemi, sperm dondurmaya göre daha zor ve hassas. Bu yüzden yumurta bankaları sayısı, sperm bankalarına göre çok daha az. Buna rağmen yurtdışında yasal olarak bunu uygulayan bazı merkezler bulunuyor. Kanada, İsrail, Almanya, ABD, İspanya, İngiltere, Polonya ve Belçika’da yasal olarak yumurta bankaları bulunmakta, bu bankaların tıbbi etik kurallarına bağlı olarak hizmet verebilmesi için de sıkı denetimler uygulanıyor. Yumurta bankalarında tabii ki, daha sonra kullanılmak üzere dondurulmuş yumurtalar bulunuyor. Böylece, donör yumurtasıyla hamile kalmak isteyen kadınlar da tıpkı sperm bankalarında olduğu gibi katalogdan kaş, göz rengi, boy özelliklerine göre seçim yapabiliyorlar.

Yumurta dondurmak son yıllarda kadınlar arasında oldukça popülerleşen tercihlerden bir tanesidir. (Görsel: AP Photo)
Yumurta dondurmak son yıllarda kadınlar arasında oldukça popülerleşen tercihlerden bir tanesidir. (Görsel: AP Photo)

Hastalık dışındakiler Türkiye’de yasal değil

Türkiye’de 2005 yılından beri yalnızca, yumurtalık fonksiyonu zarar görmüş hastalar ve kanser hastalarının doğurganlığını korumak için kendi yumurtalarını dondurma işlemine yasal olarak izin veriliyor. Kadınların yumurta rezervindeki azalmalar ilerleyen yaşlarda olabileceği gibi bazen genç kadınlarda da görülmektedir. 25 yaşındaki bir kadının yumurtalık rezervinde bazen 45 yaşındaki bir kadının rezervindeki kadar az yumurta bulunabilir. Erken menopoz ya da yumurtalık rezervinde azalma olarak adlandırılan bu sorun karşısında yumurta dondurma işlemi uygulanmaktadır. Bazen, kadınların yaşadıkları sağlık sorunları nedeni ile yumurtalık rezervleri tükenmekte ve hamile kalmaları mümkün olamamaktadır. Hastalık dışındaki nedenlerden dolayı yumurtalarını dondurmak isteyen kadınlar ya da başka bir kadının dondurulmuş yumurtasıyla bebek sahibi olmak isteyenler ABD’yi ya da KKTC’yi tercih ediyorlar; çünkü Türkiye’de böylesi yasal değil. Örneğin; 25 yaşında kariyer yapmak isteyen genç bir kadın 10 yıl sonra çözdürmek üzere yumurtasını dondurup çocuk sahibi olabiliyor.

Donör olarak kabul edilen kadınlar ise, belli uluslararası kurallara bağlı olarak seçiliyor. Tüm işlemler, Amerika’daki Amerikan Üreme Tıbbi Cemiyeti (ASRM) ve Avrupa’daki Avrupa İnsan Üreme ve Embriyoloji Derneği’nin (ESHRE) yayınladığı kriterlere uygun olarak yapılıyor. Hem ABD’de hem de KKTC’de yumurtasını dondurmak isteyenlerin öncelikle bazı kontrollerden geçmesi gerekiyor. Yaş, sosyo-ekonomik durum, hamileliğin ne kadar süre ile erteleneceği önemli ve donörün hem psikolojik hem de fiziksel bir hastalığının olmaması gerekiyor. Bunların hepsine bakıldıktan sonra istek mantıklıysa bir araştırma protokolü içerisinde yumurta dondurma işlemleri yapılmaktadır. Karşılığında donörlere ciddi paralar ödenmektedir. İşin bu yanına ilişkin yorum yapmak yerine, çocuk sahibi olmaya ilişkin doğal akışı bir süre ertelemenin gerekçelerini anlamaya çalışmak önemli.

kadin-donorlerYumurtayı dondurmak

Yumurta dondurma (egg freezing/yum-don) kadınların yumurtalarının daha sonra kullanılmak üzere saklanması işlemidir ve yeni bir teknolojidir, ancak uygulanma oranı son yıllarda artmıştır. Yumurta hücresi insan vücudundaki en büyük hücredir. Bir sperm hücresi yaklaşık 5 mikron kalınlığında, 7-10 mikron uzunluğundadır. Yumurta hücresinin büyüklüğü ise, 100 mikrondur ve içinde spermlere oranla çok fazla sıvı bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sıvının kristalize olmadan ve hücreye zarar vermeden dondurulması gerekmektedir.

Sperm dondurmak kolay olduğundan, donmuş olarak saklanması amacı ile sperm bankalarının kurulması daha hızlı olmuştur. Klasik dondurma yöntemlerinde buz oluşumunu engellemek için hücrenin içindeki su dışarı alınırken ve yerine koruyucu bir sıvı yerleştirilirken, “vitrifikasyon” yönteminde koruyucu sıvılar yerine hücre içi suyunu çok hızlı bir şekilde hücre dışına alan sıvılar kullanılmaktadır. Özetle bu yöntem sayesinde embriyo, kristalleşmeye fırsat vermeyecek kadar hızlı bir şekilde dondurulmaktadır. Ancak, bir kadının dondurulmuş yumurtalar kullanılarak hamile kalmasının, en iyi iyi olasılıkla, yüzde 13,2 olduğu, canlı doğum oranlarının kadının yaşının artmasıyla birlikte azaldığı, kadınların sağlıklı bebek doğurabildiği en ileri yaşın 44 olduğu saptanmıştır.

Yum-Don dünyada popüler -özellikle gelişmiş ülkelerde-

Konuyu Gaia Dergi’de yazmak istememin nedenine gelince; bilişim dünyasının dev şirketlerinden ikisinin, Facebook ve Apple, kadın çalışanlarının yumurtalarını dondurmak istemeleri durumunda, masraflar için 20 bin dolar ödeyeceklerine dair açıklamaları. Ne ilginç değil mi? ABD için bu işlemin ortalama maliyeti, 10 yıllık saklama ücreti de dikkate alındığında; yaklaşık 15 bin dolar. Bu durumda, Facebook ve Apple’ın ayırdığı bütçe ile işlemin tüm masraflarını karşıladığı anlaşılıyor. Facebook 2014 yılı içinde bu kararını uygulamaya koydu; Apple ise 2015 yılında başlayacağını açıkladı. İyi de neden? Neden bilişimin iki devi yüklü bir meblağ ödemeyi göze almaktadır?

Amerikan İstihdam İstatistikleri Kurumu’nun (Bureau of Labor Statistics) verilerine göre; bilişim en hızlı büyüyen sektör, ağırlıklı oranda da gençler istihdam ediliyor. Ve istatistikler, bilişim sektöründeki eleman ihtiyacı ile mevcut nitelikli eleman sayısı arasında bir açık olduğunu, aradaki farkın zamanla daha da artacağını gösteriyor. Bu şirketlerin, yetişmiş elemanlarını kaybetmemek ve yetenekli bilişim uzmanlarını sektöre özendirmek için yeni strateji geliştirmelerini anlasak da, kuşku ile yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Yumurta dondurmaya ayrılan bütçenin, her iki tarafın da yararına olduğu gibi bir ilk izlenime karşın, konuya doğa ve insan ilişkileri açısından baktığımızda, farklı değerlendirmelere ihtiyaç vardır.

Facebook yumurta dondurma
Facebook ve Apple, kadın çalışanlarının yumurtalarını dondurmak istemeleri durumunda, masraflar için 20 bin dolar ödeyeceklerine dair açıklamada da bulundular.

Kadınlara ‘’Kariyerinizi dondurmak yerine yumurtanı dondur” denmektedir

Şirketler yum-don uygulamasını destekleme kararlarını, kadınlar ve erkekler arasındaki cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasında yeni ve büyük bir adım olarak sunuyorlar, yerseniz tabii ki… Desteğin amacı, kadınların kariyerlerinde ilerlerken, “biyolojik saat”lerinin neden olduğu bebek doğurmak için zaman kaybı dezavantajını ortadan kaldırmak. Amerikan medyasında çıkan haberlerin pek çoğu da bu uygulamayı benzer bir yaklaşımla duyurdu: Yumurtanı dondur, istediğin her şeye sahip ol” (freeze your egg, have it all), “Kariyerini dondurma yumurtanı dondur” (freeze your eggs, free your career) gibi başlıklarla şirketlerin yumurta dondurma bütçesinin reklamlarını yaptılar.

Çocuk sahibi olmak söz konusu olduğunda “biyolojik saat”, kadınların belli bir yaştan sonra üreme yeteneğini kaybetmesini açıklamak için kullanılır. Kadın bedeninin “yaşlanma” süreci, işleyen, sürekli geçen zamanı ölçen bir saate benzetildiğinden, kadınlar için endişe kaynağıdır. “Biyolojik saat” kavramıyla tanımlanan bu durum, ayrıca cinsiyet eşitsizliğinin nedenlerinden biri olarak değerlendirilip, buna ilişkin çözümler aranmaktadır. İyi niyetle sunulan yum-don önerisinin, çözüm arayışı olduğunu varsaysak bile, aslında bu arayış pek çok yerde karşımıza çıkan “kadınlar ve erkekler eşit değildir, biyolojileri farklıdır” söylemini yeniden dillendirmekte, hatta desteklemektedir.

Gerçekte bir girişim değildir

Cinsiyetler arasındaki eşitsizliğin nedenini biyolojik farklılıklar olarak sunmak, bu konuyu (ideolojik) ön kabullerle açıklamak anlamına da gelmektedir. Kadınların ya da kendini başka cinsiyetlerle ifade eden insanların, erkeklerle “aynı” olmak değil, biyolojik, fiziksel, kimyasal farklılıklara rağmen ve bu farklılıklarla birlikte eşit haklara sahip olma talepleri vardır. Cinsiyetlerin getirdiği belirli farklı biyolojik özellikler, birer dezavantaj kaynağına dönüşüyorsa bunun nedeni, günlük yaşamı düzenleyen genel geçer yargılar ve politikalardır. Oysa, Foucault’un tanımıyla bir kendilik-teknolojisidir (self technology), yum-don. Ve kadınların, sömürüye dayalı politikalarından ödün vermek istemeyen kapitalizmin (dev yazılım şirketleri) öznesi olmaya devam etmeleri için kullanmaları teşvik edilen yöntemlerden biri olmaktan öte bir girişim değildir gerçekte.

Michel Foucault
Cinsiyetlerin getirdiği belirli farklı biyolojik özellikler, birer dezavantaj kaynağına dönüşüyorsa bunun nedeni, günlük yaşamı düzenleyen genel geçer yargılar ve politikalardır. Oysa, Foucault’un tanımıyla bir kendilik-teknolojisidir (self technology), yum-don.

Kadınların iş yaşamı/kariyerleri ve çocuk arasında seçim yapmak zorunda kalmalarının bu politikalara dayanan birçok nedeni vardır:

1. Çocuk bakımı neredeyse tümüyle kadının sorumluluğundadır. Bu sorumluluğu taşımaya çalışan kadının, çoğu işyerinde artık bir rutine dönüşmüş uzun ve “esnek” çalışma saatlerine uyması mümkün değildir. Çocuk bakımının sorumluluğunun her iki ebeveyn tarafından da alınabilmesi için farklı düzenlemelere ihtiyaç vardır. Örneğin, babalık izinlerinin arttırılması ve çalışma saatlerinin hem kadın hem erkek için düzenlenmesi, işyerlerinde kreşlerin, yuvaların açılması, profesyonel bakım hizmeti için bütçe ayrılması gibi düzenlemelerle çocuk bakımında kadının yükü azaltılmalıdır.

2. Çalışırken çocuk sahibi olmanın zor yanlarından biri de çocuk doğduktan sonra işe geri dönme sürecidir. Özellikle bilişim sektörü, dinamik ve çok hızlı değişen bir sektördür. Temel yaklaşımlar görece yavaş yenilenmekle birlikte, aynı amaç için kullanılabilecek araçların çeşitliliği, yazılımlardaki artış, sürekli daha verimli teknolojilerin ortaya çıkması, sektör çalışanlarının gelişmeleri takip etmesini gerektirir. İş ilanlarında talep edilen uzmanlıklar 1-2 yıl içinde sıklıkla değişmektedir. Bu noktada, bilişim sektörü en talepkar alanlardan biridir. Başlangıçta, kendini geliştirme olarak görülüp olumlu bir şekilde nitelendirilebilecek bu gereksinim, çoğunlukla fazla mesai gerektiren iş yükü göz önüne alındığında zorlayıcı ve yıldırıcı olabilmektedir.

Bir kadın için çocuk dünyaya getirmek…

Bilişim sektöründe sürekli gelişen, değişen gereksinimlere iş yaşamının içindeyken bile uyum sağlamak zorlayıcı iken, uzun süreli kopuşların işe geri dönme konusunda tedirgin edici olacağı açıktır. Bir kadın için çocuk dünyaya getirmek, hamilelik ve çocuğun ilk zamanlardaki bakımı ile birlikte ortalama 1-2 yıl iş yaşamından tamamen ya da kısmen uzaklaşmak anlamına geliyor. Bu kopuş sonrasında yeniliklere uyum sağlamak fazladan bir çalışma gerektiriyor. İş planlamaları genelde bu adaptasyon süreci hesaba katılarak yapılmadığından, çocuk bakımı da çoğunlukla eşit paylaşılmadığından, iş yaşamına dönmeye çalışan kadınların yükü hem evde hem işyerinde artmış oluyor.

İş planlamaları genelde bu adaptasyon süreci hesaba katılarak yapılmadığından, çocuk bakımı da çoğunlukla eşit paylaşılmadığından, iş yaşamına dönmeye çalışan kadınların yükü hem evde hem işyerinde artmış oluyor.
İş planlamaları genelde bu adaptasyon süreci hesaba katılarak yapılmadığından, çocuk bakımı da çoğunlukla eşit paylaşılmadığından, iş yaşamına dönmeye çalışan kadınların yükü hem evde hem işyerinde artmış oluyor.

Bir iş mülâkatında “Yakın zamanda çocuk yapma planınız var mı?” gibi bir soru yöneltilmesi artık sıradan bir durum. Bu nedenle çocuk doğurmak ya da doğurmayı yumurta dondurarak ertelemek arasındaki “seçimin”, çocuk doğurmak ve çalışılan iş arasında bir seçime dönüşmesi neredeyse zorunlu oluyor. Bu durum zaten kendiliğinden yumurtasını donduran kadını, çocuk doğurmayı tercih eden kadından daha cazip bir çalışana dönüştürmektedir. Kadınları özgürleştireceği söylenen bu uygulama, gerçekte kadınlar arasında bir ayrımcılık aracına dönüşebilir.

Yöntem sırasında kullanılan toksik maddeler bebeğe etki edebilir

Çocuk doğurmak, ne evde ne de işyerinde kadınlara adil yaşama ve çalışma olanağı tanınmadığı için bir dezavantaj da olabilmektedir. Ayrıca yumurta dondurmak ve sonrasında dondurulmuş yumurtalarla çocuk sahibi olmak cerrahi bir operasyonu da içerdiği ve üreme kapasitesini arttırmak için yoğun ilaç kullanımı gerektirdiğinden riskleri olan süreçlerdir. Toplumun yeterince bilgilendirildiği ve çocuk sahibi olmak için gerekli yasal düzenlemelerin yapıldığı koşullarda ancak, akılcı bir seçeneğe dönüşebilir. Yumurta dondurmayı sadece “kadının kendi bedeni üzerinde söz hakkı olarak” görmek, çok önemli bir noktayı atlamamıza neden olacaktır. Yöntemin kendisinin ve dondurma işlemi sırasında kullanılan toksik maddelerin, doğacak bebek üzerinde etkileri olabileceği dikkate alınmalıdır. Bu uygulama hem kadınlar hem de doğacak bebeğin hakları açısından da değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak; cinsiyet eşitsizliğini gidereceği iddiasıyla uygulamaya konulan bir kendilik-teknolojisinin (yumurta dondurma) eşitsizliği gidermekten çok, yeniden üretmesi riski vardır. Üstelik doğal yaşam ve insan yaşamı için etik, politik, psikolojik, fizyolojik sonuçları olan bu uygulamanın, çok taraflı tartışılmasına da ihtiyaç vardır. Günlük yaşamı, iş-aile-yaşam dengesini düzenlemeye ilişkin çocuk bakımını kolaylaştırarak, kadınların yükünü azaltan kurumsal uygulamalar yerine, kadınları kariyerden vazgeçmeye zorlamak başka bir eşitsizliktir. Ve bu durum, kadınları doğal olandan kopararak bu yöntemi benimsemeye teşvik etmektedir. Oysa sağlıklı olarak anne olmak ve bebek doğurmak için en uygun yaş aralığı 20-35 yaştır, 35 yaştan sonra düşük, sezaryen doğum ve doğum sırasındaki komplikasyonlar artabilmektedir. Bu nedenle, teknolojiyi tümüyle kabul ya da reddetmek yerine, kadınlara kurnazca dayatılan beden politikalarının, doğayla çatışmadan tartışılmasına olanak sağlamalıyız.

Ayrıntılı okumalar için:
Business Week
Evrensel