La la la, la la…

Cohen geliyor aklıma; dolaptan çıktığım zamanlarda sesi sonuna kadar açıp kendi kendime dans etmiştim. Kollarımda tanımadığım erkeğim; ulu orta sere serpe dans ediyorduk ve mutlu idik!

Beraberce yaşanan bir hâlden bahsediyorum; mutlu idi(k). Sanırım mutlu etmeyi vazife bilenlerdenim. Sebebini sorgulamakla uğraşamayacağım şu an!

Fragımı giydim ve başıma da kesk sor u zer den bir yemeni bağladım! Kültür karmaşasını da kim çıkarttı: Hepsiyim ben! Ataerkinin dayattığı ne varsa tem tersi, modernizm safsatasının zevkime karıştığı ne varsa aksi.

Bir kilo sakalımın ortasında duran dudaklarıma hafiften parlatıcı sürüp boynuma en çiçekli yemenileri asmama, janti gömleğimin altına süper skinny pantolonuma hangi aklı evvel kötü diyebilir ki?

Afet-i devran bir delikanllıyım ayol!

Tamam tamam…Sakinim!

Bunların hepsi başkaldırı, biliyoruz. Bendeki bu kültürün mimarı olan (ruhu şâd olsun) Boysancığımı anıp ağlıyorum, ağlayıp anıyorum. Keşke miki tişörtün üstümde olsa diyorum.

O kadar çok yazmak istiyorum ki: Başlatmayın konu bütünlüğünden, kalem nizamından!

Hayatımız sanki bal kaymak da bana sıralı yaz diyorsunuz! Öleni bir yana, kalanı bir yana, götü arş-ı âlada.

Bir türkü mü vardı? “Kime diyeyim efendiler, ne diyeyim?” bana ne?

Bugün Cohen dinleyeceğim; yıllar evvelkiler gibi…

Sinir harbi geçirdiğim iki gün evvelki gibi gecenin ortasında, Ankara’nın bilmem hangi semtinde kazağımı çıkartıp yarı çıplak bağırdım; “Dance me to the end of love, dancee mee” kime ne?

Utanıyorum aslında bunları anlatmaktan, bakın ne diyeceğim; rüyamda DTCF Tiyatro’nun hocalarını gördüm Sü’ yü, Güneş’i, Şamil de vardı sanki aralarda.

Bağırıyordum: “Bunca ‘oyuncu’ yetiştirdiniz, şahsi tanıdığım en az 5 oyuncu şu an en çok izlenen dizilerde… Sözleşme vs. ne olursa olsun, ülke satılmış, siz bir sözleşmeyi satamaz mısınız? Binlerce takipçinize durumu anlatıp hocalarınıza vefa borcunuzu ödeyemez misiniz? Örgütlenemez misiniz? Dizi sektörüne güzel bir tokat atıp sanattan anladıkları tek şey dizi olan; akşam göbeğini kaşırken TV izleyen, ülke, sanat ve geleceğimizin belirleyicileri; inşaat müteahhitleri ve kabzımalları en can alıcı yerlerinden vuramaz mısınız yani? Peki, dizi olmazsa ne yapacak bunlar? Yeminle intihar ederler…”

Ana akım medyanın en meşhur herifi, eski partnerim: Daha ne susuyorsun be! İbneliğinden tut meslekte zirveye yükselmene destek olan o hocayı da almışlar…

Aşklarımız, kadınlığımız, erkekliğimiz, ekmek paramız, kültürümüz hepsi zincir işte…

“Neremizde  vursa devlet o” idiydi ya; vurulmadık yerimiz kalmadı dostlar… 7 rengin kırmızısından 3 rengimize, pembe rujumuzdan Boysan’ın simli sarı topuklusuna, tertemiz aşk hayalimizden gelecek hayallerimize…

Devlet bizi nasıl vuruyorsa biz de o kabzımalları öyle vurmasak mı? Pembe topuklu giyip halay çekeceğim meydanda! O herif de gelirse; Cohen’den “you want it darker”ı okuyacağım. Kürtçe ve illegal bir şiir de okursam süper olur ya da roj we be’yi…

Sü’lere, Boysan’lara, Agit’lere, Ahmet’lere…

Aşk vardır, beraberinde acı da…

Biz buna alışığız anam babam alışığız ama sinmeye asla! Harbiye’deki kadınlardan DTCF’deki öğrencilere, o meşhur kanaldaki spikere: E hadi ama…