Bundan üç yıl önce bir kadınla tanıştım. Kocaman mavi gözlü, güleç yüzlü, her zaman pozitif ve dünya insanı bir kadın. Adı Olga. Hem de doğru düzgün aynı dili bile konuşamıyorduk. İngilizcesi yok denecek kadar azdı Olga’nın…

İlk tanıştığımız andan itibaren onun çok farklı olduğunu hissetmiştim. İngilizce bilmese de her dilden insanla anında anlaşabilirdi. Her yönüyle minimal yaşayan biriydi; alışverişe çıkmaz, elindeki giysileri gerekirse üst üste giyer, gereksiz yere dışarıda yemek – özellikle fast food- yemez, bavuluna çok eşya koymaz, her yerde uyuyabilir, lükse ihtiyaç duymaz.

Olga, onunla tanıştığım zaman klinik psikoloji bölümünü bitirmişti Polonya, Varşova’da. Bir gayesi vardı: Çocuklara, hangi çocuk olursa olsun, sosyal gelişimlerinde oldukça önemli olan duyguları öğretmek. Ama öyle klasik bir tarzda değil, yollara düşerek, sokakta, açık havada, çocukların gözünden oyunlarla…

Olga bu gayesini gerçekleştirmek için yüklemiş oyuncakları büyük çantalara, derme çatma muşambadan poşetlere ve yollara düşmüş. Elinden geldiğince daha dezavantajlı çocuklara ulaşmaya çalışıyor. Onlarla bazen sokaklarda karşılaşıyor, bazen tanıştığı birilerinin yardımıyla kurumlar buluyor, kimi zaman da çocuk esirgeme kurumu benzeri yerlerle iletişime geçiyor. Projesinin adı “Czuj czuj Projekt”. Czuj kelimesinin karşılığı Türkçe’de “hissediyorum.” Yani duyguların öğrenilmesi, ifade edilmesi ve paylaşılması üzerine bir proje.

Olga ve Roszek
Olga ve Roszek

Olga bugüne kadar yanında taşıdığı bir sürü oyuncak, boya kalemi, kırtasiye malzemeleri, gökkuşağı örtüsü ile bi çok yere gitmiş. Türkiye de dâhil olmak üzere Ukrayna, Moldova, Hindistan, Irak, Meksika, Moğolistan, Gürcistan, Ermenistan ve daha bir çok ülkede çocuklarla buluşmuş. Burada dikkat çekmek istediğim nokta: Bütün bu gezilerini minimum parayla yapıyor ve yolculuk masrafları için de ne kadar tasarruflu seyahat edebilirse ediyor (otostop, tren, otobüs, tanıdık vb).

“Çocuklarla aynı dili konuşmuyorsa nasıl anlaşıyor?” diyeceksiniz. İşte onu sihirli kılan da bu. Hiç dil bilmeden insanlarla anlaşabiliyor bu kadın. Çocuklarla duygular üzerine oyunlar oynayabiliyor, oynatabiliyor. Çok karmaşık oyunlarda yardım aldığı oluyor tabi. Ama bu nadiren oluyor. Çocuklarla gruplar halinde resimler yapıyor duygular üzerine. Farklı farklı rollere giriyor onlarla beraber ve dünyanın bir köşesinde çocuğun hayatına bir dokunuş yapmış oluyor. Onlara gülümsüyor, dokunuyor, beden dilini kullanıyor, mimikler yapıyor ve kalplerini bir saniyede çalmayı başarıyor!

Türkiye
Olga Türkiye’de

Olga Türkiye gezisi sırasında oğlu Rozsek’e hamileydi ama yolundan asla dönmedi. Rozsek’in bütün bu projenin bir parçası olmasını istiyordu. Hamileliği boyunca İstanbul’dan yola çıkıp önce Bursa’ya, oradan Ege kıyısı boyunca güneye, sonra da güney kıyısı boyunca ilerleyerek Duhok’ta bulunan mülteci kampına gitti. Doğum zamanı yaklaştığında Polonya’ya döndü ve oğlunu dünyaya getirdi. (Bu arada, Rozsek şimdi çok sağlıklı ve şirinlik abidesi. Hem de öyle güzel, öyle renkli bir ortamda büyüyor ki bir bebek olup Rozsek olası geliyor insanın. Annesi Olga’ysa hele!)

Oğlu biraz büyüdüğünde ise hemen kaldığı yerden devam etmek üzere kolları sıvadı ve Doğu Avrupa’daki ülkeleri dolanmaya başladı. Dediğim gibi, bu çocuklar genelde dezavantajlı ortamlarda yaşayan çocuklar. Küçük de olsa bir şansları, hayatlarında bir farklılıkları olsun diye.

Ona destek olan takım arkadaşları da var. (Buradan görebilirsiniz). Ama takım her zaman bir arada gezmiyor. Bu projeyi büyütmek istediklerinde ise bir kampanya düzenlediler ve biraz fon bulmaya çalıştılar.

Olga’nın yaptığı şey bizim sıkıcı dünyamızda bize amaçsız ve anlamsız gelebilir. İşte tam da bu yüzden çok değerli. Tek düze ve yargılayıcı bakış açılarımızın demir parmaklarından kurtulmuş bir kuş gibi hür Olga. Kim bilir belki de bir daha göremeyeceği yüzlerce çocuğun hayatında unutulmaz bir anı olarak kalacak ve onlar için çok şey ifade edecek, onlara ilham verecek. Olga dünyaya o kadar pozitif bakıyor ki her gittiği yerde herkesle hızlıca anlaşabilmesini kocaman gülümsemesi ve insanlara güven duymasına bağlıyorum.

Irak'tan bir görüntü
Irak’tan bir görüntü

Bu hafta Olga’dan bahsetmek istememin bir sebebi var. Olga karanlık zihinlerdeki stereotiplere meydan okuyan bir kadın. Evet, “kadın başına” yollara düşen, sokaklarda istediği gibi gezinen hür bir kadın. Evet, hatta hamile haliyle bile insanların ne dediğini, nasıl gözle baktığını umursamadan hedefine doğru yol alan cesur bir kadın. Kendisine bir “koca”, bebeğine bir “baba”ya ille de ihtiyaç duymayan bir kadın. Bugünlerde her gün sokağa tedirgin çıkan, bırakın sokağı evinde bile korkmaya mecbur bırakılan biz kadınlar için umut verici ve öncü bir örnek.

Umarım Olga’nın ve Rozsek’in yolu hep açık olur!

Dziękuję Olga! 

Projenin videolarından: