Bundan sekiz ay önce yine çok da şaşırmadığımız cinsiyetçi bir söylemle daha karşı karşıya kaldık. Tabii bunlar söylenirken yine bir dolu erkek mırıldanıyordu; kadınlar aynı saniyelerde canice katlediliyor, yaka paça gözaltına alınıp başta cinsel olmak üzere çeşitli işkencelere maruz kalıyor, kaçı şort giydiği için etrafındakilerin eril sözel şiddetleriyle karşılaşıyordu.

Ama güruhunu arkasına almış ve çok manidar bir yerde, Trabzon’da, ülkenin yönetsel olarak en başını çeken kişi bu türden bir konuşma yapıyor. Anne ve bacı dışındaki kadının “madam” olarak nitelendirilmesi, bu kadının savaşta işgal edilebilen düşman toprağı ya da düşman için korunması gereken vatan olarak görülmesinden kaynaklanır. O madam güçsüz, çıtkırıldım ama aynı zamanda da şıllık olan kadındır.

Bu sözlerin söylenmesini can atarak bekleyen kalabalık için pek de söylenecek bir şey yok gibi. Çünkü bu “ordu” o an o “üst”ün söyleyeceği her şeye gözü ve kulağı kapalı biat edecektir. Ama yine onlar için bile söz konusu “kadın” ise nemalanacak bir yer bulunmalı. En azından o ıslıklar ve alkışlar, o gürültü, sonrasında gelecek olan şiddetin uyarısıdır, gözdağıdır ve tehdididir. Ya da rahatlamalarını sağlayan küçük masumane bir “şaka” veyahut galeyana gelmelerini sağlayan bir “hücum” ifadesidir.

Kerem Altıparmak, “Bunu Madam Clinton, Madam May ve Madam Merkel’e de söylersiniz ilk fırsatta” diye yazıyor bir tweetinde. Bu çelişkili bir durum yaratır, çünkü onlar siyasete yani “erkin alanına” atılmakla kadınlıklarından feragat etmişlerdir, bir şeye karşı olan tepkisini göstermek için yumruk atması beklenirken topuklusunu fırlatması akıl karı değildir. Bu türden kadınsı davranışları bir yere bırakması ve artık cinsiyetsiz bir bacı ya da yoldaş olması beklenir.

Zaten bu söz söylenirken eminim ki akşam eve gelen abisinin sofrasını hazırlayan kardeşlerimizi, kocasına itaati boynunun borcu bilen bacılarımızı, askere giden oğlunun ardından gözyaşı döken annelerimizi ve o altın gününden bu altın gününe elinde pasta böreklerle koşan (tabii börek açmayı iyi bilen) teyzelerimizi tenzih etmiştir. O zaten bu ana ve bacıların fıtratlarının gerektirdiği gibi davrandıklarını söyler ve bu durumu kabul edip hadlerini bildikleri sürece onlara kutsiyet atfedeceğini bile belirtir.

Onun kabullenemediği madam olandır; erkeği baştan çıkaran fitneci, vücut ölçüleriyle bir mankeni andıran, yüzü sıradan bir muhafazakârın gözüne batacak derecede makyajlı kadındır. O madam; şort giyen kadındır, fıtratına ve erkeğine karşı gelen, başkaldıran, cehennemde cayır cayır yanacak olan (yalnız insanlar nasıl kin gütmüşlerse birbirlerine istenen ve yaratılan cezalandırma yöntemine bir bakın, “cehennem”) cadı kadındır, yanlış kadındır o.

Tabii bunlar söylenirken hemen yanı başında gülen insan da bir kadın. Ama onun üzerine alınması gereken bir durum yok, çünkü hakaret edilen hemcinsi gibi görünen ama aslında hiç de aynı olmadıkları “madam”dır. Ona madam deme saygısızlığını kim yapabilir; o ki Anadolu’nun bağrından kopmuş, savaşta erkeğe su taşımış, çilekeş ana. Bu söz ona değil, genelde farklı ülkelerde yaşayan yüksek topuklu kadınlara söylendi.

Bu türden söylemler kadınları ayrıştırma hedefiyle yola çıkar ve kadın mücadelesini bölerek hemcinsimiz olan kadınlara yapılan zulümleri kabul edilir kılmaya ve kadının özlük haklarını hiçe sayarak yaşanan bütün olaylarda kadına suç payı bulmaya neden olur. Cinsiyetçi dil, hoşgörüsüz ve tahammülsüz bir ortam yaratır. Bu sadece kadın için değil bütün mücadeleler için tehlikelidir; karşıdakini tanımaz ve yok edicidir.

Amaaan canım, bu kadar uzatacak ve abartacak ne vardı ki sanki, altı üstü bir “espirikti” her şey.