Son günlerde veganlık ve bitki temelli beslenme şeklini çok sık duymaya başladık Veganlık bir tür diyet gibi algılansa da aslında her türlü hayvan kullanımını (gıda, giysi, taşıt, eğlence, hayvan testleri) reddeden ve her hayvanın eşit şekilde yaşamaya hakkı olduğunu savunan bir yaşam tarzı. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yayılmakta olan veganlığa kalp ve iç hastalıkları profesörü sayın Canan Karatay’ın katkılarını da unutmamak lazım. Tarihe adını yazdırmış Albert Einstein, Nicola Tesla, Mahatma Gandhi, Thomas Edison, Mark Twain, Leonardo Da Vinci, Vincent Van Gogh, Pyhagoras, Leo Tolstoy gibi birçok dahinin vejetaryen ve vegan olduğunu bilenler için sayın Karatay’ın veganları tahıl beyinli ve veganlığı hastalık olarak nitelendirmesi yüzlerde tatlı bir gülümsemeye neden oldu. Sayın Karatay’a veganlığa dikkati çekip daha çok insanın araştırıp öğrenmesine sebep olduğu için ayrıca çok teşekkür ederiz.

Peki gerçekten hayvansal gıdaları hayatından çıkartıp sadece sebze, meyve ve tahıllarla beslenen insanların hayvan eti ve sütü tüketenlere göre beyin fonksiyonlarında herhangi bir farklılık var mı? Ya da vegan beslenmek sağlıklı mı? Bu konu ile ilgili en çok merak edilen soruları son yıllarda ülkemizin parlamakta olan genç doktorlarından iç hastalıkları uzmanı Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’ya sordum. Kendisine bize vakit ayırdığından dolayı tekrar teşekkür ederek sizleri merak edilen sorular ve cevapları ile baş başa bırakıyorum.

Sizce et yiyen bireyler ile yemeyen bireylerin beyin fonksiyonları arasında herhangi bir farklılık var mı ?

Bitkisel beslenmek tüm metabolizmamızı etkilediği gibi beyin fonksiyonlarımızı da etkiliyor tabii ki. Veganların mutluluk hormonu dediğimiz serotonini daha fazla salgıladığını biliyoruz. Tabii gıdalardan alınan kolesterol ve yağ da düşük olduğu için beyin damarlarında daralmalar olmayacaktır. Tansiyon ve şeker hastalığının az görülmesi de beyin fonksiyonlarını koruyucu etkileridir. Yayınlanan yeni bir araştırmaya göre de vegan ve vejetaryenların başkalarının çektiği acılara karşı empati yapabilme yeteneklerinin daha iyi olduğu gösterilmiş. Çok hoşuma gitti bu bilgi, her şey bir yana vicdanlı olmak ve empati yapabilmek önemli bir erdemdir.

İnsanların sağlıklı ve uzun bir hayat yaşamaları için hayvansal proteinlere ihtiyaçları var mı?

Maalesef “hayvansal proteinin gerekliliği” konusu endüstrinin bir dayatmacasıdır. Kimse size ne kadar vitamin, lif veya mineral aldığınızı sormaz. Ama sürekli proteini nereden alıyorsun sorusuyla karşı karşıya kalırsınız. Nitekim 2018 yılında yayınlanan büyük bir çalışmada insanları aldıkları karbonhidrat miktarına göre kıyaslamışlar ve düşük karbonhidrat, yüksek protein ve yüksek yağ tüketen insanların ölüm oranlarını daha yüksek bulmuşlar. Aynı şekilde sanki hayvansal protein tüketilmeden spor yapılamaz, kas gelişimi sağlanamaz algısı da insanlarda yaratılmış. Ancak hem bitkisel beslenip hem profesyonel vücut geliştiricisi olan çok meşhur sporcular var, teniste dünya 1 numarası Novak Djokovic, F1 pilotu Lewis Hamilton, dünyanın en güçlü insanı olarak bilinen Patrik Baboumian vegan sporculardır.

İnsanlar etçil mi ya da otçul mudur ?

Bu soruyu duyan insanların ilk aklına gelen genelde köpek dişlerimiz oluyor. Köpek dişlerimiz var o halde etçiliz. Öncelikle bu konuya açıklık getireyim, gorillerin kocaman köpek dişleri olmasına rağmen goriller bitkisel beslenirler, o yüzden minik köpek dişlerimizin varlığı bizi etçil yapmıyor. İkincisi, 4-5 yaşında bir çocuğu tavşan ve elma ile bir odaya koyalım. Sizce hangisini yiyecektir? Tavşanı yemeyeceğine eminim. Öte yandan bazı bilim insanları “eski insanların kalorilerinin %75’ini et oluşturuyor” derken bazıları “kalorinin %95’inin toplayıcılıktan ve böceklerden” geldiğini söylüyor. Bunun için genetiğimizin %99’unun aynı olduğu şempanzelere bakalım. Kalorilerinin çoğunluğunu meyvelerden alıyorlar, keza bonobolar da aynı şekilde. İnsan anatomisine baktığımız zaman da otçul özellikler gösterdiğimizi söyleyebiliriz. Alt çenemizi sağa sola oynatabilmemiz otçul özelliğidir, su içme şeklimiz, terlememiz, çenemizin açılma açısı, tükürüğümüzde nişastayı sindirebilmek için binlerce enzim bulunması aklıma gelen örneklerden yalnızca birkaçı.

Bitkilerin de protein içerdiğini biliyoruz. Hayvansal protein ile bitkisel protein arasında ne gibi farklılıklar var? (ya da bir farklılık var mı?)

Proteinler basitçe aminoasitlerin birbirleriyle yan yana gelerek oluşturdukları yapıdır. Hayvansal ürünlerden alınan proteinler de bitkilerden alınan proteinler de midemizde parçalanarak aminoasitlere indirgenir. Totalde 22 aminoasit vardır. 9 tanesi esansiyel amino asittir. Vücudumuzda sentezleyemeyiz ve dışarıdan almamız gerekir. İster hayvanlardan alın isterseniz bitkilerden, aldığınız proteinler sonunda o 22 tane aminoasite dönüşecektir. Yanlış bilinen bir kanı ise “bitkilerde esansiyel aminoasitler yoktur” düşüncesidir. Aslında bizler gibi hayvanlar da bu aminoasitleri sentezleyemezler. Onların da aldıkları yer bitkilerdir. Çünkü bitkiler azotu işleyebilirler ve aminoasit sentezleyebilirler. Bütün aminoasitleri bitkilerden fazlasıyla alabilirsiniz. Burada esas endişelenmemiz gereken hayvansal ürünlerde çokça bulunan L-karnitindir. L-karnitin  trimetilamin-N-oksid (TMAO) denen bir maddeye dönüşerek, kalp krizine ve rektum kanserine yol açar. Veganlar hayvansal ürün tüketmedikleri için diyetlerinde karnitin azdır dahası bağırsaklarında bu maddeyi toksik hale dönüştüren bakterilerden de yoktur.

Hayvan eti yemek insanların sindirim sistemine uygun mudur?

Ağızdan bağırsaklarımıza kadar tüm sindirim sistemimiz etçillerinkinden farklıdır. Dişlerimiz, çenemizin açılma şekli, mide asiditemizin etçiller kadar fazla olmaması… Etçillerin mideleri (protein sindirim yeridir) tüm sindirim sisteminin %60-70’ini oluştururken insanda bu %20’dir. Etçillerde bağırsaklar kısadır. Kolonumuzun esnemesinden, çene yapımıza kadar otçul özellikler gösteriyoruz.

Çoğumuzun düşündüğü gibi sağlıklı bir kemik yapısına sahip olmanın yolu inek sütü içmekten mi geçer?

Yine bizi yıllardır kandırdıkları bir diğer nokta. Süt içmek tam tersi kemik kırıklarını arttırır. Bununla ilgili yapılmış çok büyük çalışmalar var. Ne kadar süt tüketirseniz o kadar kemik kırıklarınız artar. Zaten dünyada süt tüketiminde birinci sırada olan ülke, kemik kırıklarında da birinci sıradadır. Tüketimde ikinci olan ülke, kırıklarda da ikincidir. Liste bu şekilde uzuyor. Araştırmacılar sütün içerisindeki galaktozun vücuttaki oksidasyonu arttırdığını, hücrelerin yaşam döngüsünü kısalttığını söylüyorlar. İnsanlarda 4. yaşa kadar anne sütünü sindirebilmeyi sağlayan laktaz enzimi varken bu enzim 4 yaşından sonra insanların çoğunda olmaz. Bu oran toplumdan topluma değişir. Bu yüzden insanların süt içtikten sonra hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetleri olur. Tabii endüstri bunun da çaresine baktı ve fizyolojimize uygun olmayan inek sütünün içinden laktozu çıkartarak o çok sağlıklı olarak nitelendirdikleri sütü daha çok insanın içmesini sağladılar. Ayrıca süt yalnızca kemik kırıklarını değil aynı zamanda kadınlarda meme kanseri riskini de arttırır.

Yumurta tüketimi hakkında birçok şey duyuyoruz. Sizce yumurta beslenmemiz açısından önemli bir gıda mıdır?

Yumurta yüksek protein içeriği nedeniyle ön plana çıkartılıyor. Proteine bu kadar saplantılı olmamız içerdiği yüksek kolesterol ve yağı görmezden gelmemize neden oluyor. Yüksek kolesterolün ateroskleroza yol açtığını, kalp krizini arttırdığını biliyoruz. Yayınlanan bir meta-analize göre de yumurta tüketimi ve şeker hastalığı arasında ilişki de mevcut. Yumurta yine salmonella dediğimiz enfeksiyon hastalığı için de bir kaynaktır.

 Vegan bireylerin B12 takviyesi almaları sağlıklı mı?

Öncelikle hayvansal ürünlerden alınan b12 vitamini hayvanlar tarafından sentezlenmiyor. B12 vitaminini sentezleyenler bağırsak bakterileridir. Hepimiz b12 vitaminini bağırsaklarımızda sentezliyoruz ancak emilim yeri sentez yerinden daha yukarıda olduğu için b12 vitamininden yararlanamadan atıyoruz. B12 vitamini bu sebeple toprakta bulunur. Hayvanların topraktan aldıkları b12 vitaminini insanlar dolaylı yoldan vücutlarına alırlar. Kaldı ki bugün hayvancılıkta b12 iğneleri hayvanlara yapılıyor, insanlar da b12 vitaminini “doğal” yollardan aldıklarını düşünüyorlar. Veganlarda b12 eksikliği ile ilgili çalışmalar mevcut. Mesela yapılan bir araştırmada Hindistan’da ve İngiltere’de yaşayan Hintliler incelenmiş. İngiltere’de yaşayanların Hindistan’da yaşayanlara göre düşük b12 seviyeleri olduğu görülmüş. Sebebi? Aşırı hijyen. Mevcut sistemde toprakla çok içli dışlı olamayacağımız ve aldıklarımızı bolca yıkamadan yiyemeyeceğimiz için veganların b12 vitamini alması iyi olur. Ancak hiç almayan ve yıllardır normal b12 seviyeleri olan tanıdıklarım da var.