Full Grown şirketi tasarımcıları mobilya yapmıyor, onları elleriyle büyütüyor. İngiltere’de bir çiftlikte Gavin Munro, ağaçları işlevsel ve estetik bir şekilde yetiştiriyor. 

Herkes ağaç dikmenin iyi olduğunu bilir; ya peki, sandalye dikmek nedir bu durumda?

Çocukluğunda gördüğü bonzai ağacını sandalyeye benzetmesi, tasarımcı Gavin Munro’nun harika mobilyalar üretmesine esin kaynağı olmuş.

İngiltere’nin kuzeyinde Derby’deki çiftliğinde meşe, söğüt, dişbudak, çınar gibi ağaç türleri yetiştiren Munro, ağaçları biçimlendirmek üzere plastik kalıplar kullanıyor ve bunlar vasıtasıyla sandalye, aydınlatma, ayna çerçeveleri ve masalar gibi çeşitli mobilya eşyaları üretiyor. Genç ağaç büyürken kullandığı budama ve çelikleme yöntemi ile dalların içice geçerek benzersiz ve işlevsel bir form kazanmasını sağlıyor.

“Peki, bunun faydası nedir?” diye mi sordunuz. Belki hâlâ insan tabiatı yine kendi arzularına göre biçimlendirme isteği devam ediyor ancak en azından klasik yöntemde mobilya üretilirken ortaya çıkan birçok atık malzeme elimine edilmiş oluyor. Monro, şirketini bu yüzden Full Grown (Tamamen Büyümüş) olarak adlandırıyor.

Munro’nun The Guardian gazetesinde verdiği röportaja göre; “Konuya üretim ve tasarım açısından baktığınızda aslında durum çok açık” diyor. Ayrıca, “Neden gidip ağaç büyütüp, sonra ise yaramaz diye birçok parçasını kesesiniz ki? Yerine ihtiyacınız olan sekli ve ölçeği üretebilirsiniz. Üstelik bu seklide ister on tane olsun isterse binlerce, her biri de kendine özgü olacak” diye de ekliyor.

 

Fotoğraf: Fabio De Paola
Fotoğraf: Fabio De Paola

Full Grown şirketi internet sayfasında da durumu şöyle açıklıyor: “Günümüzde uygulanan yaygın sistemde ağaçlar 50 yıldan fazla büyümeye bırakılıyor ve günü geldiğinde mobilya üretiminde kullanılmak üzere birçok küçük parçaya bölünerek kesiliyor. Burada kesilen küçük parçalar ise çoğunlukla israf ediliyor ve daha çok ağacın kesilmesine neden oluyor. Üstelik Munro’nun ağaç çiftliğinden farklı olarak, her biri ayrı süreç için ayrı bir yere gönderiliyor. Kesimhaneden, depoya oradan fabrikaya uzanan zorlu süreç birçok kaynağın da verimsiz kullanımına yol açıyor.”

İlk örneklerini 2016’da elde edecek

Tabii ki herkesin tahmin edeceği gibi sandalye yetiştirmek öyle bir gecelik iş değil. Her bir parçanın son haline gelmesi dört ile sekiz yılı alıyor. Şirket ilk ürününü bu sene Ekim ayında almayı ümit ediyor. Her bir ağaç uzmanlarca elden geçirilip, kurutulduğunda ilk örneklerinin tahmini 2016’da sergilenebileceği ve 2017’de bazı yerlerde kullanıma gireceği bekleniyor.

Fotoğraf: Fabio De Paola
Fotoğraf: Fabio De Paola

Bu süreç kulağa bir yandan çok fantastik gelse de Full Grown şirketi bunun eski Yunan’dan Mısırlılara oradan Çinlilere kadar uzanan eski bir gelenek olduğunun altını çiziyor.

Munro, röportajında da ifade ettiği gibi sürecin zaman alıcı ve bazı duygusal zorluklarının olduğunu da kabul ediyor. Her ağacın on dalı olsa ve çiftlikte yüz kadar ağaç varsa bu bin tane dalın bakımı demek bir kere. Elbette kimse Doğa Ana‘nın işleyişine karışamayacağına göre bu da oldukça sabırlı olmak anlamına geliyor.

Fotoğraf: Fabio De Paola
Fotoğraf: Fabio De Paola

“Üretim hattımızın üzerinde her gün birçok farklı kuş ve böceği görmek işimizin ayrılmaz bir parçası olsa da her gün yaptığım işin meyvelerini yani sonucunu görmek ancak seneler sonra mümkün” diye ifade eden Munro, “Bu bir kere çok zor elbette. Bu işe dokuz sene önce başladığımı ve kayda değer sonucunu ancak birkaç sene sonra alabileceğim düşünülürse. Neyse ki ilk tasarımlar ve erken örnekler intertte yer almaya başladı ancak bu hâlâ işin başarılabileceğine dair muazzam bir inanç gerektiriyor. Bir anda tepenize alkış yağmıyor, maalesef.”

Çevre açısından kaygı ve uygulamalarını sorduğumuzda Munro şöyle yanıtlıyor: “Bir kere biz bu metodun çevreye daha saygılı olduğunu düşünüyoruz. Klasik yöntemde mobilya üretimi için kullanılan belli bir tip ağaçların diğer türler üzerindeki etkisi ya da onlar büyüdükten sonra bir anda kesimi sonucu başıboş, çölleşmeye bırakılan çorak alanlar gibi birçok yan sorunun biz bu yolla üstesinden geliyoruz.”