Futbol asla sadece futbol değildir” cümlesini bir yerden hatırlıyoruz hepimiz. Ben ilk defa, Fifa’nın sponsorluğunu yaptığı bir futbol programıyla duymuştum. Bu programda, daha önce adını duymadığım takımlar tanıtılıyor, belgesel tadında, öğretici şeyler gösteriliyordu. Futbolun sadece endüstriye evrildiği, seri üretimin ve post Fordist anlayışın her ekolü sarıp sarmaladığı bir çağda, bu slogana farklı bir çerçeveden bakmak istedim.

Futbol sahalarında, aslında milyar dolarlık bir piyasa ve büyük politik, kültürel, tarihi kodlar var. O sahada sadece futbolcular yok, o sahada ülkelerin yaptıkları, tarihsel miraslar ve yenilikçi atılımlar var. Futbola farklı bir açıdan bakmak ve maçlarla alakası olmayan, televizyonda göremeyeceğiniz, maçlar bittikten sonra yapılan kritiklerden uzak, eleştirel bir üslup ve farklı disiplinleri birbiri ile beraber çalıştırarak söylenen bir iki kelam işitmek istiyorsanız, burada vermek istediklerimi görebileceksiniz.

Doğadaki hiçbir süreç, bir diğerinden ayrılarak incelenemez. Kaos Teorisi’nin anlatımıyla, okyanusta bir kelebek kanat çırpsa, bu karada bir deprem yaratabilir. “Kelebek etkisi” adı verilen bu tezi, aslında doğaya içkin her sürece uyarlayabiliriz. Doğanın içinde, doğaya karşı savaşarak yarattığımız bu medeniyette, aslında doğadan gelen hayvani dürtülerinden hiç de kurtulamayan insanlar, tanrıcılık oynayan küçük yaratıklar olarak, kendi içlerinde de doğal süreçleri taklit ediyorlar. Evrim gerçeği hakkındaki teoriler arasından, sadece türler arası mücadele fikrini alan insanlık, bir gelişim skalası yaratarak, bu fikri de kendi türü içinde uyguladı. Diğer her alanda geçerli olan bu kural, futbolda da kendisini net olarak gösteriyor.

Geçen gün oynanan İzlanda-Türkiye maçını izlerken, hep bunu düşündüm. Gelişimi sadece nicelikte, rakamlarda arayan, nitelik ve yetenek açısından hiçbir şey kazanamayan ve öğretemeyen ülkemiz, futbolda bugüne kadar başarı kazanmış hiçbir taktiği uygulayamadan, tamamen silik bir oyunla yenildi. Oysa eleme grubunda Türkiye’den daha üst sıradaki üç takımın hiçbirinin nüfusu, Türkiye’den daha fazla değil. En yakın sayı, 44 küsur milyonluk Ukrayna nüfusu, ki bu da Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı ediyor. Demek ki mesele, nüfus veya yüzölçümü ile alakalı değil. Demek ki, elindeki malzemenin niceliği sonucu belirlemiyor.

Peki sonucu belirleyen ne?

Türkiye’yi yönetenler, ülkeyi kalkındırmak adına yaptıkları işleri anlatırken, hep nicelik ve bina hakkında konuşuyorlar. Eğitim konusunda örnek verirken, her şehre üniversite yaptıklarını söylüyorlar. Sağlık sorulduğunda, yine hastane sayısını gösteriyorlar. Ama her şehre üniversite yapılmasının, aslında üniversitelerin kalitesini düşüren başlı başına bir etken olmasını bırakın, kurdukları bu mantık, nitelikli insan sayısı konusunda da bize hiçbir veri sağlamıyor. Futbol konusunda söyledikleri, yine tesis ve stat sayısından ibaret. Türkiye Süper Ligi takımlarının son 5 yılda Avrupa’da yaptıkları ve milli takımın durumu düşünüldüğünde, hâlâ sadece tesis yapımı üzerinden bir şeyler yapmaya çalışan insanların inandırıcılığının kalmadığı görülebilir.

Yüzölçümü belki Konya ve Düzce’nin toplamı kadar olan, tamamının nüfusu yine ancak İstanbul kadar olabilecek Hollanda, Türkiye’nin yüzde ikisi kadar olan tarım arazisi ile, Türkiye’nin iki katı kadar üretim ve üç katı kadar ihracat yapıyor. Elindeki bu imkânlarla gelişen Hollanda’nın üniversiteleri, dünya sıralamasında Türkiye’den çok daha üstte. Ancak Hollanda Liginde (Eredivisie) alt sıralarda adını duyduğumuz Groningen şehrinin üniversitesi, neredeyse tüm sıralamalarda ilk yüz üniversite arasına girebilirken, Türkiye’den en çok puan alan okul olan Bilkent Üniversitesi, 421. sırada bulunuyor.

Futbola dönersek, zaten söyleyecek hiçbir şey kalmıyor. Bugün Avrupa’da çok bilinen futbolcuların birçoğu Hollanda takımlarından yetişti. En bilinen örnekler; Luis Suarez, Zlatan İbrahimovic, Arjen Robben, bir dönem Türkiye’de oynayan Mateja Kezman ve Wesley Sneijder, hâlâ Beşiktaş’ta oynayan Ryan Babel gibi yıldızlar, hep Hollanda takımlarından çıktılar. Peki genç erkek nüfusu (erkek futbolu üzerinden konuştuğumuz için) Türkiye ile kıyaslanamayacak olan Hollanda, nasıl Türkiye’den bu kadar üstün olabiliyor futbolda?

Bunun cevabını, Beşiktaş’ta Metin-Ali-Feyyaz efsanesini yaratan Serpil Hamdi Tüzün veriyor. Türkiye futbolunda görülen eksiklikten dolayı, Hollanda’da “yahu bunlar bu işi nasıl yapıyorlar?” diye merak edip giden ve sistemi yerinde inceleyen Tüzün, Türkiye’ye döndüğünde, bu sistem ile bahsi geçen üç Beşiktaş efsanesini yarattı. Ancak bu sistem, kısa süre sonra terk edildi. Bir daha asla, üç Türkiye futbolcusuyla (Türkiye’de doğup büyümüş futbolcuları kastediyorum) bu yapılamadı.

Bugün Avrupa’da en başarılı Türk takımı olan Beşiktaş’ın en etkili 3 Türk futbolcusu; Oğuzhan Özyakup, Tolgay Arslan ve Cenk Tosun. Bu üç futbolcunun ortak özelliği, üçünün de Türkiye doğumlu olmaması. Hollanda doğumlu Oğuzhan Özyakup, Almanya Paderborn doğumlu Cenk Tosun ve Tolgay Arslan, bugün Beşiktaş’a ciddi anlamda katkı sağlıyorlar, Özyakup ve Tosun milli takım için de büyük yetenekler.

Biraz doğru bir bakışla; Türklere haksızlık yaptıklarını, ayrımcılık yaptıklarını (ki yer yer doğru bu, bu ülkelerde en az Türkiye’deki kadar yabancı düşmanı bir kesim var) söylediğimiz Almanya ve Hollanda, “bizim çocuklarımızı”, bizden daha iyi yetiştiriyorlar. Çünkü bu işin, ne insan sayısıyla alakası var ne yüzölçümü ile ne de binalarla. Bu iş, nitelikli eğitim ve çocukluktan itibaren doğru yönlendirmeler ve yaklaşımlarla yapılabilir. Mesut Özil’in Arsenal’da oynaması, Hakan Çalhanoğlu’nun Milan’da as takıma girmesi, Emre Mor’un milli takımda bu kadar iyi işler yapması, kesinlikle tesadüf olamaz.

Buradan çıkan sonuç nedir?

Biz futbolcu yetiştiremiyoruz. Futbolcuyu bir kenara bıraktım, 16 yaşındaki bir çocuğa gelecek sunamıyoruz. Onu ne iyi bir futbolcu olarak ne dünya çapında bir bilim insanı olarak ne de ülkeden çıktığında Türkiye’de aldığı eğitimin faydasını görerek rahatça yaşayabilecek bir insan olarak yetiştirebiliyoruz. Çocukları ne bilimde ne sanatta ne felsefede ne sporda yetiştirebiliyoruz, bunun üstüne, bir de suçtan uzak tutamıyoruz.

Evet, futbol asla sadece futbol değildir. Sadece eleman yetiştirilmesi üzerinden gelişen bu yazıda, sorunların nerede olduğuna dair ufak bir beyin meltemi yaparak, bu verileri düşündüm. Futbolu seçtim, çünkü hem çok popüler hem de gerçekten, doğru bakıldığında, o sahada gerçekleşenler, başka alanlarda yaşananlarla büyük bir paralellik gösteriyorlar. Bu yazıda sadece somut veriler üzerinden, herkesin görebildiği ve hakkında konuştuğu şeyler üzerinden yola çıktım.

Bundan sonraki yazılarda ise, futbol sahasında görülmeyenlerden veya en azından, herhangi birinin anlatmadıklarını anlatmaya çalışacağım. Burada yapmaya çalıştığım şey ne çok bilmişlik ne de bir propaganda çalışması. Futbol sahalarında gördüğüm şeyleri, futbolla direkt alakası olmayan verilerle yazacağım. Bazen taktik okuması üzerinden gideceğim, bazen tarihten örneklerle bazı fenomenleri açıklamaya gayret edeceğim.