Okuma süresi: 3 dakika

[dropcap]İ[/dropcap]nsan, uygarlığın ilk gününden bu yana yaşamını kolaylaştırmayı ve bu kolaylaştırma çabalarına medeniyet adı vererek bu uğurda yapılan her şeyi normalleştirme yolunu seçti. Doğadan korkmasından dolayı duvarları ve bu duvarlar arkasında geliştirdiği düşüncesi ile kendi distopyasını yarattı. Şehirler kurdu ve bu şehirleri birbirine bağlayan yollar. Bu yollarda onun yerine yürüyecek canlılar ve araçlar… İnsan popülasyonunu artırdıkça farklı kültürlerden ve bu kültürlerin vasıtasıyla farklı medeniyetlerden oluşan toplumları ortaya çıkardı. Bu toplumların en çok hakimiyet anlayışına sahip olanları dünyaya ortak bir görüş miras bıraktı: İnsan merkeziyetçilik.

İnsan merkeziyetçilik ile bezenen insan, günümüzde yaptığı ve uygarlık adına bu yaptıklarını haklı gördüğü bir dünya meydana getirdi. Bu sebeptendir ki uygarlıklar insanın rekabetçi tarafını yansıtarak bir gelecek hazırlanmakta. Hem de ne hale geldiğimizi umursamadan. Ortada büyük bir yarış var ve bu yarışa gelişim adı veriliyor. Gelişim adına yapılan her şey doğru, her şey mantıklı gibi görülmesine rağmen, çoğu zaman beraberinde büyük bir ahlaki çöküşü getirir. Bunu yaşamakta olduğumuz dönemde tüm gerçeklikleriyle görebilmekteyiz. Savaşlar, insan istismarları, doğa ve yaşamın sömürüsü, gelişim adını verdiğimiz yozlaşma kültürünün bir parçası ve hatta büyük bir kısmını kaplamakta.

İnsan merkezcilik 12

Yaşadığımız coğrafyadaki merkezi yönetim ve yerel yönetimler de bu gelişimin bir parçası olarak karşımıza yeni projelerle çıkıyor. Bu projeler geçmişten günümüze gelen bir mantıkla insanın refahı dışında hiçbir varoluşu gözetmeden gerçekleştiriliyor. Köprüler için ormanlar, barajlar için dereler, tüneller için yer altı, enerji ihtiyaçları için atmosfer göz ardı edilmekle kalmıyor, günden güne yitip gitmesine de göz yumuluyor. Yapılan projeler 10 yıl sonra yaşayacak insanların refahını gözetmesine rağmen, kendi torunlarının nefes almasını düşünemeyecek kadar yetersiz ve umarsız bir şekilde gerçekleşiyor, ilerliyor, hayata geçiyor. Otomobile bindiğimizde oksijene ihtiyacımız olmayacakmış gibi… Hastalıklarla pençeleşirken gökdelende yaşam sürmenin bir keyfi olacakmış gibi…

İstanbul’da yapılacak olan Avrasya Tüneli Projesi, Marmara Denizi’nin altından geçerek Kazlıçeşme ile Göztepe’yi birbirine bağlayarak mevcut Boğaz Köprülerine alternatif sağlaması düşünülen bir proje. Proje kapsamı 5 ana başlıkta sunuluyor ve hızlı, konforlu, güvenli, ekonomik ve çevreye duyarlı olarak vurgulanıyor. İleri teknoloji yöntemlerle güvenlik ve konfor sağlanırken, hızlı bir ulaşım tekniği olması sebebiyle yakıt tüketiminin azlığı sayesinde atmosfere salınacak olan zararlı gazların minimuma indirilmesi öngörülüyor. Proje kapsamında ÇED (Çevre ve Sosyal Etki Değerlendirmesi) raporu da sunuluyor.

(Fotoğraf: Uzay Kesmen)
(Fotoğraf: Uzay Kesmen)

Geçtiğimiz günlerde ilgili projenin kazı çalışmaları sona erdi. Şantiyeyi ziyaret eden Ahmet Davutoğlu 3 bin 400 metre uzunluğundaki tünelin her bir metresi için kurban kesileceğini açıkladı. Toplamda 3 bin 400 adet canlı, yaşamını insanlık gelişimi için feda edecek. Daha doğrusu insanlar feda etmesi gerektiğini düşünüyor. “3 bin 400” bizim için sayısal bir diziden ibaret olduğu için normal karşılanabilir. Fakat her bir metre bir yaşamı simgeliyor. Bizlerin canlı kanlı bedenlerden, kendine ait benliklerden oluşan varlıkların oluşturduğu bir tünelin içerisinden geçip gideceğiz. Kendi vicdanlarımızı asfaltın üzerine sereceğiz aslında. Yaşam maliyetle ölçümlenemez kesinlikle fakat böyle bir cinayetler dizesine yapılacak yatırım yaşamaya aktırılabilir. Coğrafyamızda insan, hayvan, bitki gözetilmeksizin büyük bir istismar söz konusu. Yapılacak bu yatırım ile binlerce canlının ölümü yerine yaşamı sağlanabilir. Odak noktamız da bu olmalıdır. Öldürmek yerine yaşatmayı seçmek.

Uygarlık ilk gününden bu yana kurban kavramına sahip. Farklı medeniyetlerde farklı uygulananı mevcut. İnsanların ölümüne sebebiyet veren kurban eylemine sahip geçmiş uygarlıkların yanı sıra yaşadığımız coğrafyada belirli hayvanların kurban edilmesi mevcut. Kurban bayramı kapsamında her yıl yaklaşık 850 bin dana (cinsiyeti değişebilir), 2,5 milyon koç (cinsiyeti değişebilir veya aynı familyadan başka bir tür de olabilir) kesilmekte. (Yıllara göre değişkenlik gösterebilir.) Bunun yanı sıra kişiler isteklerinin gerçekleşmesi doğrultusunda adak adını verdikleri kurbanlar keserler. Avrasya Projesi için gerçekleşecek bu eylem de bu amaçla olsa gerek.

Umarız yaşamın kutsallığını keşfeder ve gerçekleştirmeyi planladığınız eyleminizden vazgeçersiniz. Yaşamın renklerini gördüğünüz gün, ölümün donukluğuyla kutsanmış hiçbir şeye onay vermeyeceksiniz.

Başlık İllüstrasyonu: Sue Coe