Gelecekte nasıl bir tiyatro anlayışına sahip olacağız? Bunun hakkında biraz fikir edinmek için genç tiyatrocularla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Umut Kolburan, Yeditepe Üniversitesi’nden Utku Arslan ve Mimar Sinan Üniversitesi’nden Tuğra Can Bıçak ile sanatı, Türkiye’deki durumunu ve geleceğini konuştuk.

Umut Kolburan ile gerçekleştirdiğim söyleşide bir nevi devrim yatıyor. Tiyatronun geleceğine ilişkin bazı noktalara değinirken diğer taraftan ise eksik noktaları tamamlamaya çalıştık. Dokuz Eylül Üniversitesi ikinci sınıf öğrencisi olan Umut Kolburan’a göre gelecekte nasıl bir sanat anlayışı seziliyor? İzini süreceğimiz güzel bir söyleşi.

Ülkemizde büyük ölçüde yazar sıkıntısı hissediliyor bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?

Aslında bunun hissedilmesinin sebebi bizleriz… Baktığımız zaman büyük ustalar, büyük yazarlar var. Ancak milletimizin yabancı oyunlara ve yazarlara tutkusu büyük çünkü kendimizi birçok konuda aşağıda görüyoruz. Bu birçok alanda böyle. Temel sorun kendi milletimizi, kendi yazarlarımızı, ustalarımızı çok fazla tanımamamızdan kaynaklı. Bunun içinde insanların, yabancı eserlerden önce kendi eserlerini araştırmaları okumaları ve fikir sahibi olmaları gerekir diye düşünüyorum. Yani kısacası özümüzü iyi bilmiyoruz. Özümüze erişebildiğimiz zaman bizden olan metinlere daha çok yaklaşırız, bu topraklarda nice hikâyeler var ama neredeyse hiçbirini bilmiyoruz ya da bunun önünü tıkayan engelleri ortadan kaldıramıyoruz.

Umut Kolburan
Umut Kolburan

Türkiye’de tiyatro sanatına verilen değeri ne ile ölçerdiniz?

Sanıyorum nabız ölçerle ölçerdim. Çünkü şöyle bir düşünüyorum da, neredeyse ülkemizin nabzı atmıyor. Bunun en temel nedeni de tabii ki yasaklar. Sanat ile insanlar arasına aşılamayacak duvarlar örmeye çalışıyorlar. Ama bu ülkenin bilinçli sanatçıları olduğu sürece asla bunun önüne geçilemeyecektir. Varsayalım bütün kurumlar kapatıldı, en kısa sürede sanatsız, tiyatrosuz bir toplum olamayacağı anlaşılacaktır. Bana kalırsa, sanat; insanlık için, toplum için ekmek ve su niteliğindedir. Bu yüzden sanatsız bir toplum asla olmaz ve olmamalıdır. Yani kısacası nabız ölçerle ölçerdim ama bunu yaparken de ellerim titrerdi herhalde, çünkü gerçekten çıkacak sonuç büyük bir hüsran olurdu diye düşünüyorum.

Sanatı yetkin kılmak için neler yapılabilir?

Yaşadığım yerde güzel sanatlar lisesi olduğunu öğrendim ve aradım. Fakat tiyatro bölümü olmadığını söylediler. Bu benim için büyük bir hüsran olmuştu. Ülkemizin birçok yerinde durum bu kadar vahim. Bu yüzden eğitimle diyorum. Eminim benim gibi birçok insan bu konuda mağdurdur. Ben sadece tiyatro bölümünden bahsediyorum. Birçok bölümle ilgili insanlar mağdur oluyorlar. Bunun önüne geçilmeli ve sanat eğitimiyle ilgili büyük projeler başlatılmalı diye düşünüyorum. Ayrıca ülkemizin ulaşılmamış birçok yeri var ve insanların sanatın varlığından haberleri dahi olmadığı yerler. Bu yüzden sanatla ilgili birçok proje başlatılıp sanatın ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayılması gerektiği görüşündeyim. İnşallah yakında böyle bir tablo görebiliriz ve sanat yetkin bir hale gelir.

Umut Kobulan, ''Atatürk'' oyunundan
Umut Kobulan, ”Atatürk” oyunundan

Özel tiyatroların bilet ücretleri hakkında ne düşünüyorsunuz ve ülkemizin yüzde kaçı tiyatro oyunlarından haberdar?

Genelde şöyle bir tablo oluyor.
-Yeni bir oyun gelmiş gidelim mi? Hem bak şunlar şunlar oynuyor ?
+Bilet ne kadar mış?
-40 Tl miş
-Çok pahalıymış gitmeyelim.

Benim istisnalar dışında şöyle bir eleştirim var. Tahmin üzerine söylüyorum, ülkenin aşağı yukarı yüzde 80’i sigara içiyordur. Bunun içinde zengini ve fakiri de dâhil. İnsanlar kendilerini zehirlemek için sigaraya 400-500 lira para harcıyorlar, ancak faydalarına olan, onları besleyecek olan şeye 30-40 lira vermeye kıyamıyorlar. İnsanları anlayamıyorum. Kendilerini zehirlemek için olabildiğince pahalı ürünleri tüketiyorlar. Ancak iş sanata gelince kendilerini olabildiğince sanattan soyutluyorlar. Ben bunu anlamsız ve üzücü buluyorum. Ayrıca biletlere pahalı diyorlar ama herkes o gösteri için verilen emekten bihaber… Tüm bunları göz önüne alarak biletlerin çok pahalı olduğunu düşünmüyorum. Birçok insan (istisnalar dışında) ayda 1 ya da 2 kez kolaylıkla özel tiyatro izleyebilir… Tahminim üzerine herhalde yüzde 30’dan fazla değildir diye düşünüyorum. Bunun sebebiyse hem yapılan reklamların az olması hem de görülen reklamların birçok insan tarafından çok fazla umursanmamasıdır diyorum.

Mimar Sinan Üniversitesi güzel sanatlar fakültesi öğrencisi Tuğra Can Bıçak ile söyleşimize devam ediyoruz.

Şehir tiyatrosu genel sanat yönetmeni olsanız değiştireceğiniz ilk olgu ne olurdu?

Tiyatro anlamında ilerde bir mekân açarsam, ki uzun vadede planlıyorum böyle bir olguyu, lakin günümüzdeki sanat anlayış ile değil yani şöyle; Resim hocası gidip tiyatro eğitimi veremez ama piyasaya bakınca, herkes tiyatro eğitimi verebilecek düzeyde hissediyor kendini oysa herkes kendi branşında eğitim verirse, işte o zaman daha kaliteli bir nesil yükselir yukarıya… Bu bağlamda Şehir tiyatrosu sorusuna gelecek olursak şehir tiyatrosunun başına geçmek ile hiçbir şey değiştiremezsiniz ama ülkenin başına geçerseniz işte o zaman değişebilir! Günümüz şehir tiyatrosu direkt olarak makamlara ve mevkilere bağlı, bu da doğal olarak yasakları doğuruyor. Tiyatro bunu kaldıramaz ve gelişim süreci aksamış olur.

Tuğra Can Bıçak
Tuğra Can Bıçak

Sanatın içerisindeki en temel unsur nedir ve ne olmalıdır?

Her şeyden önce istek olması gerekir, istek olmadan sanat icra edilemez, diye düşünüyorum. Çok klişe bir deyim vardır tiyatro camiasında ama bir o kadar da doğru ve yerinde bir deyimdir; “İki kalas bir hevestir tiyatro“. Şu an biz seninle bu kafede bir doğaçlamaya başlasak herkes bizi izler. Her yıl Türkiye’de bine yakın mezun çıkıyor diye tahmin ediyorum, peki nerede bu kadar insan? Kaçı iş yapabiliyor? İstihdam noktasında neden sıkıntılar var? Tam da bu noktada devletimize iş düşüyor…

Geleneksel tiyatro anlayışımız günden güne yok mu oluyor?

Çok doğru bir noktaya değindin. Türk tiyatrosunda Melih Cevdet Anday gibi bir cevher vardı. Oyunlarına baktığımız zaman, inanılmaz metinler olduğu görülüyor; İçerdekiler, Mikadonun çöpleri. Bunun gibi nice eserler var. Mesela, içerdekiler oyununa bakacak olursak; psikolojik bir metin, alt yapısı son derece sağlam ve sistemi eleştiren metinler ama günümüzdeki gibi kör göze parmak sokarak değil tam tersi estetik bir açıdan yaklaşılıyor metne.

Geleneksel tiyatro anlayışımız baltalanıyor, bunu da bizzat kendi elimizle yapıyoruz çünkü batı metinlerine hayranlığımız günden güne artıyor. Ama şu açıdan bakınca da onlar haklı çıkıyor; onların dizileri, tiyatro oyunları, prodüksiyonları ve oyunculukları gerçekten iyi, bu da doğal olarak onlara özenmemize yol açıyor. Eskiden deve kuşu kabare vardı, oradaki oyunlar orta oyunudur ama günümüze bakıyoruz orta oyunu oynanmıyor. Benim bildiğim birkaç tane ekip var bu işi sahiplenen. Oyun Dükkânı isimli bir ekip orta oyunu üzerine çok başarılı işler yapıyor ve içlerinde benim de yakından tanıdığım hocalarım var bu işi üstlenmek için var güçleri ile çalışıyorlar. Geleneksel Türk tiyatromuza sahip çıkmamız gerekiyor. Şu an can çekişiyor ama ölmesi yakındır, kanısındayım.

Gelecekten beklentiniz nedir?

İleriki yıllarda donanımlı hoca bulma konusunda sıkıntı yaşanacağını düşünüyorum. Efsane isimler geldi geçti, bizim nesil onların bilgileri ile yol alıyor da denilebilir; Cüneyt Gökçer, Müşfik Kenter gibi ve niceleri. İleriye dönük baktığımda, bundan 5-10 sene sonra bu bayrak taşıma işi bizim nesle devredilecek ve bunun hakkı ile yapılması taraftarıyım. Bizim nesilde şöyle bir sıkıntı seziyorum; herkes televizyonda oynamak istiyor, peki tiyatro ne olacak? Tiyatroyu ikinci plana atıyorlar bu durum beni karamsarlığa sürüklüyor. Ben bu bayrağı devralmak için çaba sarf ediyorum, çünkü alttan gelecek kuşaklara ihtiyacımız var yoksa tiyatro çarkları durur. İstihdam noktasında da çok sıkıntı var, mesela ben devlet üniversitesinde okuyorum ama mezun olduğum zaman devlet tiyatrosuna girebileceğimin kesinliği yok.

Söyleşimize Yeditepe Üniversitesi konservatuar, tiyatro bölümü öğrencisi Utku Arslan ile devam ediyoruz.

On sene sonra Türk tiyatrosunu nerede görüyorsunuz? 

On sene sonra Türk tiyatrosunun geleceğini çok karanlık görmüyorum. Lakin genç oyuncu, yazar ve yönetmen adayların kendilerini daha fazla geliştirip daha fazla cesaret göstermedikleri sürece olduğumuz yerde sayıklıyor olabiliriz. Kendimden ve diğer arkadaşlarımın çoğunda gördüğüm en büyük acı gerçek belki de dönem koşullarımızla da çok alakalı bir durum, hazıra o kadar alıştık ki her şeyin ayağımıza gelmesini bekliyoruz. Tabi bu durum sanatla uğraşan herkes için çok da iç açıcı bir durum değil. Klasik bir söz vardır ”askeriye, disiplinini tiyatrodan almıştır” diye, ben buna gerçekten yürekten inanıyorum. Bir şey yaparsan dönüp dolaşır o seni bulur, yeter ki bir şey yapalım. Bu disiplini kurmak için tiyatro eğitimini veya eğitmenlerini gözden geçirmemiz gerekir. Yetkin insanlardan bu eğitimi almalıyız aksi takdirde kötüye giden her şey gibi oyunculuğumuz da kötüye gidecektir. Disiplinden yoksun bir kumpanya düşünülemez.

Utku Arslan
Utku Arslan

Sizce estetik kaygı taşıyan metinler ülkemizde rağbet görüyor mu?

Estetik kaygı bence göreceli bir kavram. Çünkü tiyatro seyircisinin algısı ve ilgisi sürekli değişiyor. Bu yüzden bir oyun seçerken seyirci karşısına çıkmadan önce doğru bir tespit yapmak gerekir. Sadece seyirciyi biraz olsun dinlemek gerekebilir. Ne seyirci için bir şey yapmak ne de kendi dünyanızda sıkışan bir dünya sunmak seyirciye, orta kararı bulmak en doğrusu sanırım. Estetiğin güzelde var olduğunu varsayıyoruz oysa estetik bakan kişi ile alakalıdır, çirkin olan bir dekor da güzel olabilir, gücünü çirkinlikten almıştır o dekor, çünkü çirkin bir dünyayı betimliyordur sahnedeki oyun ama estetikten yoksun gözler bunu algılayamaz, doğal olarak estetikten yoksun bir dekor ve yoksun bir oyun diye adlandırılır. Her güzelin içinde çirkin her çirkinin içerisinde güzel vardır, bunu yadsıyamayız. Mesela şu duvar kir içinde diye çirkindir diyebiliriz ama yıkamaya cesaret ederseniz onun da ne kadar güzel şeyler barındırdığını anlarsınız.

Doyum Eşiği oyunundan
Doyum Eşiği oyunundan

Sanat özgür mü? Değilse nasıl özgürleşebilir?

Sanatın özgürleşmesi için öncelikle bir ekonomik özgürlüğün olması gerekir. Sanat biraz da deneme yanılma yoluyla bulunan bir oluşum olduğu için öncelikle bu imkânın sağlanması önemli bir unsurdur. Politik bir baskının olması elbette özgür düşünceyi kısıtlar, bunun da olumsuz sonuçlarını görebiliriz. Ama şu durumda da her kısıtlama farklı bir görüşün doğmasına fayda sağlayabilir. Verebileceğim en basit örnek; çok yakında yaşadığımız gezi olayları sırasındaki siyasilerin takındıkları tutumlar ve baskı farklı bir sonuç doğurmuştur. Özgürleşmek için birlikte olup daha güzel çiçeklerin açabileceği bir dünya için daha çok üretmeliyiz ve kendimizi geliştirmeyi hiç bırakmamalıyız.