“Adam gibi adam”, “adam olmak”, “adam olana çok bile”, “adam yerine koymak”, “adamakıllı”, “ adamdan saymak”. Farkettiniz mi adam ve adamlık kelimesi son yıllarda dilimizde en çok kullanılan kelime haline geldi. Bunun en son örneğini milli takımın uçağında gazeteci Bilal Meşe’ye saldıran futbolcu Arda Turan’ın basın toplantısında gördük. “Adam” ve “adamlıklar” yine havada uçuşuyordu. Bir erkek yine yaptığı eylemleri adamlık kavramı üstünde normalleştirmeye, savunmaya ve meşru kılmaya çalışıyordu.

Bu söylemler uzun süredir toplumun genelinde ya da çok büyük bir kesiminde normal karşılanıyor. Sadece erkekler tarafından da değil kadınlar tarafından da “adamlık” savunuluyor, bir değer birimi olarak kabul ediliyor, içselleştiriliyor. Bu kelime içerdiği cinsiyetçi yön ve içerik sorgulanmadan savunuluyor hem de. Bunu savunanlar diğer yandan eleştirilere “adam” kelimesinin bir cinsiyeti değil bir duruşu tanımladığı karşı savıyla cevap veriyor. Diyelim öyle, peki o zaman niye “kadın gibi kadın”, “kadın olmak” ifadeleri bir duruş ifadesi olmuyor?

Erillikle çevrilmiş gündelik dilimiz sadece erkekleri insan referansı olarak kabul ediyor. “Adam olmak”, ya da “adam gibi”deki “adam” aslında doğru düzgünü anlatmak için kullanılıyor ve bu normalleştiriliyor. Adam adeta bir ölçü birimi olarak kullanılıyor. Adamlık bir işi düzgün yapmakla eşdeğer tutuluyor, kadınlık ise “kadın şoför” ezberinde olduğu gibi yarım yamalaklığı, hatayı, gereksiz incelik ve narinliği.

Adam kelimesinin kullanılışı, dilimizin ne kadar eril olduğunu gösteriyor. Dilimizin en masum, belki de en modern görünen, kabul edilen yerlerinden bile buram buram erillik akıyor. Erkeklik norm ve değer haline dönüşmüş vaziyette. Bir siyasetçi çıkıp “madam gibi değil adam gibi ölmek” cümlesini sarf edebiliyor. Bu da bize gösteriyor ki “adamlık” söylemi, kurulmaya çalışılan yeni bir rejimin tüm kültürel ve ideolojik kodlarını ve katmanlarını oluşturuyor. Erkeklik vurgusu yetmiyor; artık onun bir üst mertebesi, kutsalı olan adamlık da gerekiyor.

Fakat bu adamlık içinde nefreti, şiddeti, öfkeyi, hıncı da kapsıyor ve bunları da kendiyle birlikte normalleştiriyor. Ezikliği kibirle birleştiriyor, iki zıt uçtan eğreti çok sağlıksız bir kavram ucubesi ortaya çıkıyor. Adamlık ötekiyi sevmiyor, fazlalık diye tabir ettiklerini sevmiyor. Et yemeyen adam değildir, içkiyi çok içmeyen adam değildir, cümlesinin sonuna a.. k… koymayan adam değildir diyor. Birçok şeyi kadınsı buluyor ve kadınsı bulduğunu aşağılıyor. Kendine olduğu kadar güce de tapıyor. Nazikliktense kabalığı yeğliyor, bu kabalığın kendince bir estetiğini oluşturuyor ve bu estetiğin vasatlığını tüm toplumun genlerine nüfuz ettiriyor.

Tüm bu adamlık söylemlerine ve bu söylemin gericiliğine, cinsiyetçiliğine, tutuculuğuna ve vasatlığına karşı biz de “Adamlık sizlerin olsun, biz böyle bir duruşa sahip olmak istemiyoruz. Bu cinsiyetçilik ve gericiliğin normalleştirmesine, bir duruşmuş gibi gösterilip tek doğru olarak belletilmesine karşıyız” diyoruz.

(Görsel kaynağı internetten alıntıdır.)