Dijital platformda sosyalleşmenin olmazsa olmazı haline gelen sosyal medya ağları, insanlar tarafından gün be gün önemle ivmesini arttıran bir çizgide ilerlemiştir. Gündelik yaşamda yenilen yemeklerin fotoğrafları, gidilen yerler ve kişisel aktivitelerle dolu timeline’lar sosyal medyanın gündem konusunu güncel tutmuştur.

Hal böyleyken 31 Mayıs 2013 baharında gerçekleşen Gezi Hareketi’yle yeni medya farklı bir dönüşüm yaşamıştır. Sokaklarda kıyamet koparken insanlara adeta “Siz penguen belgeseliyle oyalanın.” tadında bir duruş sergileyen ana akım medya hiçbir şey olmamış gibi akışlarında bu olaylara yer vermemiştir. Fakat sosyal medyanın fonksiyonel kullanımını avantaja çeviren, direnişe katılan veya evinde destek vermeye çalışan insanlar çeşitli tweetlerle, fotoğraflarla, videolarla adeta hareketi ilan etmiş ve postlar viralleşerek büyük kitleleri “haberdar” etmiştir.

İlan edilmekle kalmamış mobilize olabilmek için yine sosyal medya ağlarından yararlanılmıştır. Bunu sağlayan sosyal ağ ise tartışmasız ki Twitter olmuştur. Fakat bu demek değildir ki Facebook vb. sosyal ağlar köşede sırasını beklemiş… Facebook’ta sosyal ilişkiler “karşılıklı” olmasına karşın Twitter’da böyle bir şart olmadığından tek taraflı takip seçeneğiyle kullanıcılar enformasyona daha hızlı ulaşabilme olanağı bulmuştur.

Şöyle bir yakın geçmişe dönecek olursak… Kitle iletişim araçlarının form değiştirmesi özellikle Gezi Hareketi’nden sonra sosyal medya, hatta daha da filtrelersek Twitter; ortak bir enformasyon akışı sağlamıştır. Sosyal medya için “Gündem mi medyayı yoksa medya mı gündemi belirliyor?” sorusuna net bir yanıt olmamasına karşın diyebiliriz ki konvansiyonel medya karşısında hızlı bir yükselişe geçen Twitter ve bilimum ağlar, çoklu yapısı, kullanıcılara sunduğu dijital kamu alanlarıyla bireysel ve özgür alan oluşturmakta ve çeşitli yönleriyle de konvansiyonel medyanın gündemini de etkilemektedir. Bu yönleriyle Twitter görsel, işitsel ve yazılı şekillerde aktarabilme olanağıyla konvansiyonel medyanın bir haber ve bilgi kaynağı rolünü de üstlenmektedir. Klasik yöntemin haricinde izleyiciler habere dâhil olabilmekte ve bu bağlamda haber monolog olmaktan çıkmaktadır.

Yeni medya olanaklarının da doğuşuyla ve “haber her yerde” mantığıyla oluşan enformasyon kaynakları, ana akıma karşı alternatif bir filizlenmeyle haber-haberci dinamiklerini değiştirmektedir. Haber araçlarının artık cep boyutunda taşınabilir olması (tabletler, akıllı telefonlar vb. aparatlar) haber toplama, işleme ve dağıtma (crowdsourcing) dinamiklerini de dönüştürmektedir.

Emekleme dönemindeki yurttaş haberciliğin Gezi’yle ayağa kalkması

Gezi’yle birlikte ivmesi tavan yapmış olan yurttaş haberciliğini tarihsel açıdan ele aldığımızda yeni bir oluşum olmadığını söylemek yanlış olmaz. Örneğin, Britanya’daki yurttaş gazeteciliği, gazetecilerin kendilerini gazeteciden çok birer aktivist olarak gördükleri, radikal basın geçmişine dayanır. Atton, bu gazetecilerin önceliğini “hard news-güncel haber” üretmek yerine ‘’güç dinamikleriyle eşitsizlikleri açığa çıkarmak’’ üzerine yapılan haberler oluşturur (Atton, 2003, 41 aktaran Yanardağoğlu, 2015).

İlk kez New York Times tarafından 1976 yılında kullanılan “Yurttaş Gazeteci” kavramı 1970’lerde ekonomik olarak değil, ama ambiyans olarak yurttaş gazeteciliği yapan yayınlara yerini bırakmıştır. Yurttaş gazetecilerin bu dönemlerde kimliklerini gizleyerek yaptıkları bazı tartışmalı haberler sonucunda “Gazeteci kimdir?”, “Basın özgürlüğü nerede başlayıp biter?” gibi soruların mahkemeler tarafından ele alınmasından sonra 1990’lara kadar bir süre yurttaş gazeteciliği kavramının duyulmadığı ifade edilmektedir (Junger, 2011, 83).

Jurgen’a göre ağ teknolojilerine erişimin artmasıyla birlikte, 1990’ların sonuna gelindiğinde yurttaş gazeteciliği kavramı platform değiştirir. Yeni durumun ilk gelişimi 1999 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nün küreselleşme karşıtı Seattle toplantısında ortaya çıkmıştır (Jurgen, 2011). Seattle protestosu için örgütlenen aktivistlerin bağımsız medya isteği aktif yurttaşla birleşerek kısaca IndyMedia (Independent Media Centres/Bağımsız Medya Merkezleri) adı verilen merkezler kurulur.

Çevrimiçi ortamda gelişen yurttaş gazeteciliği 2000’li yılların başında Kore’de “her yurttaş bir habercidir” sloganıyla ortaya çıkan Oh My News sitesi gibi platformlarla gelişir (Quin and Lamble, 2008; Jurgen, 2011).

Öte yandan Nip, ana akım gazetecilikle izleyicilerin arasındaki bağlantıyı 5 farklı başlık altında toplamıştır:

  • Geleneksel
  • Kamusal
  • Etkileşimci
  • Katılımcı
  • Yurttaş Gazeteciliği
    (Nip, 2007, 213-217).

Fakat Nip yurttaş gazeteciliği ile katılımcı gazeteciliğin farklı olduğu noktasına yoğunlaşarak, katılımcı gazeteciliğin kullanıcı katılımının profesyoneller tarafından belirlenen bir çerçeve içinde teşvik edildiğini belirtirken bu tip gazeteciliğin hem ana akım hem de yeni medya girişimcilerinin kullandığına dikkat çeker.

Tanıma göre yurttaş gazeteciliği başlığı altında faaliyet gösteren kişilerin ‘profesyonel’ olarak ancak yurttaş olarak yer alabileceklerini söyler. Yani maaşlı çalışan olmaları bu başlık altında faaliyet göstermelerinde kabul edilemez bir faktördür.

Nip’in tanımına göre IndyMedia örneği yurttaş gazeteciliğine daha yakın bir çizgide seyreder. Sosyal adalet arayan gruplar, sendikalar, anarşist, sosyalist, çevreci pek çok farklı gruptan oluşan küresel kapitalizme karşı birleşmiş esnek bir koalisyon olan IndyMedia hareketinde teknik olarak, Web’in kolaylaştırıcılığından yararlanarak açık kodlu yazılım kullanan bağımsız gazeteciler yani aktivistler, Web sitesinin odağında bulunan grubun onayının alınmasına gerek olmadan haberlerini ortama yükleyebilmektedir.

Seattle’daki protesto eylerimden sonra dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan 150 merkeze ulaşan IndyMedia merkezlerinde Atton’a göre ‘’Binlerce görgü tanığı haberleri aktivistlere, destekleyenlere ve küresel vatandaşlara’’ ulaşabilmektedir (Atton, 2003 aktaran Yanardağoğlu, 2015).

Büyüteci Türkiye’ye çevirecek olursak şüphesiz ki Gezi’nin getirdiği yüksek ses, yurttaş haberciliğin termometresini patlatmıştır. Tabii ki not düşmekte fayda var. Yurttaş haberciliğinin startı Gezi Hareketi’nde verilmemiş fakat yeni medya araçları, dijital okur- yazarlık ve onu takip eden teknolojik olaylar, avantaja çevrilerek bağımsız haber sağlayacısı rolü inşa edilmiştir.

Cep telefonları adeta birer direniş aracına dönüşerek birçok akışa kaynaklık etmiştir. Harekete katılan ve destekleyen insanlar kendi medyalarını oluşturmuş, penguen belgeselinden çok daha heyecanlı bir tutum sergileyerek bilgilendirme, koruma, direnme, öğrenme gibi fiilleri aktif hale getirmişlerdir. Klavyeşörlüğe (pasif direnişe) negatif anlamlar yüklense de azımsanmayacak etkiye sahip olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Twitter gibi sosyal ve kapsamlı bir ağı düşünürsek, her abone kendi timeline’nında (mahallesinde) muhtarlık yapmış, gerçek bir lokasyonu sanal bir yolla geçirgen hale getirmiştir. Mobilize olma, bir eylem bir direniş için önce sosyal medyada toplanma ya da tam tersi sokakta başlayan bir hareketi sosyal medya üzerinden devam ettirerek daha çok aboneye ulaşmak gibi imkanı sağlamak klavyeşörlüğün göz ardı edilemeyecek emeğini göz önüne getirmektedir. Gerçek ve sanal ortamın bu derece iç içe geçtiği şu dönemde yurttaş gazeteciliği, gazetecilik ekolojisini önemli bir değişime uğratmıştır. Bu bakış açısıyla yurttaş gazeteciliği en bilindik anlamıyla bir grup yurttaş tarafından maaşlı kadrosu olmayan, blog, web sitesi, topluluk radyosu yürütmeye verilen isimdir. Her ne kadar sınırları kesin çizilmemiş de olsa alternatif medya ve sivil hareket tarih/pratikleriyle iç içe geçen Web tabanlı bir gazetecilik olduğunu söylebiliriz.

Holding medyasına karşı kamu hizmeti medyası olarak gelişimine devam eden bağımsız haber siteleri, özellikle Gezi Hareketi’nden sonra büyük bir artış göstermiştir. Gezi dönemi öncesinde ve sonrasında birçok sosyal hesap açılmış (Örn. @dokuz8haber @yesildusunceder @KentSavunması @teyit_EN @140journos @hayir_tv vb.) ana akımın aksine birçok katergoriyi kapsayan; kadın, lgbt, doğa, siyaset vb. kolektif bir alan yaratılmıştır.

Yukarıda verdiğim örneklerden biri olan Dokuz8 Haber’i ana akım medyaya karşı oluşturulan yurttaş tepkisi olarak değerlendirebiliriz.
Kendisini “Yurttaş haberciliğinin dinamizmiyle gazeteciliğin birikimini buluşturan” bir girişim olarak tanımlayan Dokuz8 Haber, Beşiktaş ilçesindeki Abbasağa Parkı forumunda oluşturulan Medya ve İletişim Grubu’nda bulunan 40 kişiyle TAREM (Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Merkezi) çalışanı ya da Gezi sonrası işlerinden olan profesyonel gazetecilerin desteğiyle bir haber yazma çalıştayı düzenlenmiştir. Çalıştay sonrasında 10 kişilik gönüllü bir editöryel ekiple parkgazetesi.com adresinden yayın yapan bir haber portalı kurulmuştur. Bu portal ilerleyen aylarda Dokuz8haber’in bileşenlerinden birini oluşturmuştur.

Dokuz8haber yurttaş haber ağının başlangıçta fikri destekcisi olan 140journos, 29 Aralık 2011’de Türkiye-Irak sınırında 35 kişinin hayatının kaybetmesiyle sonuçlanan Uludere/Roboski faciası sonrası ana akım medyada bu habere geç yer verilmesine tepki olarak Twitter ve Sound Cloud gibi platformları kullanarak bilgi akışını sağlamak üzere üniversite öğrencileri tarafından kurulmuştur (Yanardağoğlu, 2015). Aynı şekilde, Dokuz8haber’in temel bileşenlerinden ve destekçilerinden olan ve Kürtçe’nin özgürce kullanılması için açlık grevi yapan protestocuların sesini duyurmak üzere 2012 yılında Facebook sayfası olarak yayına başlayan Ötekilerin Postası da, Gezi eylemleri başladığında hali hazırda “Sol eğilimli aktivist türü haberler” yapan hesaplar olarak göze çarpmaktadır (Tunç, 2014).

Ötekilerin Postası ve 140Journos gibi oluşumların Twitter ve Facebook gibi sosyal medya bazlı platformları kullanması, 3G teknolojilerinin sunduğu mobil internet fırsatını değerlendirerek inernet üzerinden eylemlerden canlı yayınları yapılmasına olanak veren uygulamaları kullanan Naber Medya gibi oluşumların varlığı, internet alanının demokratikleşmesi için çaba harcayan Alternatif Bilişim Derneği ve Korsan Parti gibi sivil toplum örgütlerinin çalışmaları son yıllarda Türkiye’de alternatif medyanın yeşerebileceği bir ortamın oluşma potansiyelinin göstergesi olarak değerlendirilebilir (Yanardağoğlu, 2015).

Aynı zamanda Eylem Yanardağoğlu’nun katılımcı gözlemci olarak gittiği İzmir Seferihisar’da gerçekleşen yurttaş gazeteciliği eğitim kampında Dokuz8haber’in çalışanları arasında gerçekleştirdiği derinlemesine görüşmede ve yaptığı çeşitli anketlerde (oranları makalede mevcut) çalışanların bir kısmının profesyonel olarak bu işi yaptığı Gezi ya da benzeri sebeplerden dolayı işi bıraktığı ve Dokuz8haber’de çalıştıkları belirtilmiştir. (Yanardağoğlu, 2015, 260-265).

Öte yandan amatör olarak bu işi yapanlarında azımsanamayacak bir oranda olduğunu da söylemek mümkün. Amatörlükten kasıt daha önce hiç medya anlamında bir eğitim almayanlarda mevcut olup, aynı zamanda lisansını bu sektörde yapıp profesyonel anlamda bir tecrübeye sahip olmayan gönüllülerde Dokuz8haber bileşenlerini oluşturmaktadır. Ama şunu söylemek yanlış olmaz ki çekirdek kadrosu ve gönüllü kadrosu dahil tüm yurttaşların lisans ya da yüksek lisans durumunda olduğu, en azından çoğunun bir blog ya da Web sitesine sahip olduğu bu bağlamda dijital okur-yazarlık seviyelerinin normalin üstünde bir profil çizdiği ortadadır.

Yurttaş gazeteciliği yapanların amatör bir ruhla ya da dille enformasyon akışını sağlamasının negatif bir durum olmadığını tırnak içinde söylemek gerekir. Amatör dilden kasıt haberin ‘içeriden’ bir dille aktarılması ki yurttaş gazeteciliğini var eden önemli noktalardan biridir. Havuz medyasına karşın daha samimi bir üslupla karşılıklı bir akış sağlanır. Bu şekilde haberin doğruluğu ya da yanlışlığı eş zamanlı olarak anlaşılabilir. Yukarıda da belirttiğim gibi haber monolog olmaktan çıkıp farklı kaynaklarla desteklenebilir ve yayılması viral vb. şekilde yapılabilir. Zaten Twitter’ın ekolojisine baktığımızda timeline’ın ters bir kronolojiye sahip olması, TT’ler, makro ve mezo seviyelerinin değişkenliği ve etkisi, canlı yayınlar, videolar, fotoğraflar, “140 karaktere ne sığdırılır ki?” bahanesini çürütecek bir yaratıcılıkla ilerlemektedir.

Dijital aktivist or yurttaş gazeteci?

Soruları dizersek… Yurttaş gazetecilik nedir? Dijital aktivistlikten farkı nedir? Ya da olmalı mıdır? 3 kelimeyle yurttaşlığı açıklayın vb. memnuniyet anketi tadındaki sorularımıza cevap aradığımızda aslında yurttaş gazetecilik nedir? Sorusundan çok, kendini yurttaş gazeteci olarak tanımlayanlar kişilerin, yurttaş gazeteciliğine yüklediği anlam önemli hale gelmektedir. Birçok sosyal medya hesabı, kişisel hesaplar, blogger’lar kendilerini aktivist olarak tanımlarken aynı zamanda yurttaş gazeteciliği misyonunu buna yüklediğini görüyoruz.

Yine Yanardağoğlu’nun araştırmasına dönersek dokuz8haber çalışanı haber dinamiğini şöyle yorumluyor: ‘’ Haberciliğin aktivizm olduğu bilincini yaratmak istiyorum, söylemler insanları yoruyor. Haberler artık eskisi gibi sadece denetlenmeyi gerektirmiyor’’. Benzer bir biçimde haber yapmanın günümüz dünyasında bir aktivizm çeşidi olduğuna inanıyorlar. (Yanardağoğlu, 2015, 262).

Bir diğer önemli soru ise tarafsızlık noktası. Alternatif medyayı ötekilerin, ezilenlerin, azınlığın medyası perspektifinden bakarsak zaten tarafsızlık noktası anlamsızlaşıyor. Birçok yurttaş gazeteci zaten kendini tarafsız olarak tanımlamıyor. Hele ki taşı toprağı gittikçe muhafazakarlaşan, anlayıştan uzak, sınırları keskin ve sivri bir coğrafyada yaşıyorsak tarafsızlık oldukça komik ve anlamsız bir fotoğrafı oluşturur gibi gözüküyor. Haberi içeriden anlatma başlı başına olayın baş aktörü haline getiriyor söz konusu gazeteciyi/aktivisti. 5N1K’nın uçucu etkisinin aktivistler için pekte anlam ifade etmediğini söylemek mümkün hale geliyor. Aslında aktivisti gazeteci yapan elindeki kamera ya da telefon gibi medya araçlarıdır (Tabii bir elinde taş varken bir elinde kamerayı da tutabilme yeteğine de sahip olabilir). Yani yurttaş gazeteciliğiyle, aktivizmin iç içe geçtiğini söylemek yanlış olmaz gibi duruyor.

Özellikle Gezi’yle birlikte meyvelerini veren kolektif haber üretimi ana akımın optimistliğine karşın halkı bilgilendirmeye dayalı bir profil çizmektedir. Ana akımdaki çiçek gibi Türkiye, her şey harika! tarzındaki afrodizyak etkili başlıklar yerine bizzat olayın içinden ya da viral olarak paylaşılan enformasyonlar daha samimi ve doğruluğu ispatlanabilir bir imajla ilerlemektedir. Yurttaşların haber almak için ilk olarak tv’ye değil de Twitter gibi bir sosyal ağa bakmasıyla, alternatif mecralara yönelen eğilimi doğrular hale geliyor. Alternatif olarak nitelendirilen sosyal hesapların bazıları rizomatik olarak belirip kaybolsa da kalan birçoğu sadece olay, hareket dahilinde bir akış sağlamıyorlar.

Örneğin, Ötekilerin Postası’nda takipçi bazlı bir akış olduğunu söylemek mümkündür. Hesabı takipçilerin yönlendirdiği, sadece bir olay değil bir duyuru ya da toplanma için Ötekilerin Postası’nın takipçiler arasında bir köprü görevi gördüğünü söyleyebiliriz. Yani olay haberi yap ve yorumları takip et motomotluğundan çıkıyor ve interaktif bir hal alıyor. Yine dokuz8haber’in 1 mayıs için buluşma noktalarını haritalandırması, çeşitli konser ya da kişisel takipçi sorunlarını tweetleyerek karşılıklı bir görüntü sergilediğini söylemek mümkün.

Yakın geçmişe gittiğimizde 16 Nisan referandumu öncesi çeşitli hayır kampanyalarının yine sosyal ağlar aracılığıyla servis edilmesi, toplanma yerlerinin yine bu mecra aracılığıyla duyurulması ve referandum sonrası tepkilerin, suçlamaların (videolarla sunulan) yine sosyal medya üzerinden büyümesi, kaybolan hesapların değiştirilerek ya da inatla tekrar açılarak direnilmesi alternatifliğin çeşitliliğini göstermektedir.

Başka bir alternatif kimlikli örneğe atlarsak, Gaia Sürdürülebilir Yaşam Dergisi.

Gaia’nın kendi tanımına baktığımızda: “Gaia Dergi; ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, türcülüğe ve betonlaşmaya karşı, doğadan ve doğaldan yana yaşamı savunan alternatif bir platformdur. Ekoloji, sürdürülebilir yaşam, yeşil felsefe, kadın hakları, LGBT hakları, insan hakları, hayvan hakları, kültür-sanat, dünya kültürleri ve bilim & teknoloji alanında haberler ve röportajlar yapan görsel ve yazılı bir haber kaynağıdır”.

Binlerce gönüllü yazara sahip olan Gaia, tüm akışını yazarların gönderdiği yazılarla sağlamaktadır. Benimde gönüllü yazarlık yaptığım bu derginin künyesine baktığımızda imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni, sorumlu yazı işleri müdürü, kültür-sanat editörü, uluslar arası ilişkiler koordinatörü, çeviri editörü, video çeviri editörü, yazılım, reklam ve proje koordinatörü bulunan, Ankara merkezli 10 kişilik çekirdek bir kadroya sahiptir. Fakat bu çekirdek kadroda gönüllülük esasına dayanarak çalışmaktadır. Aynı zamanda hemen hemen her sosyal ağda hesabı bulunan derginin, online satış mağazası da mevcuttur.

Dergiye gönüllü yazarlık yapabilmek için sitesine üye olup, yayınlanmasını istediğiniz yazıları [email protected] adresine yollayarak ilk adımı atmış oluyorsunuz. Sonrasında sorumlu yazı işleri müdürü Gamzegül Kızılcık tarafından bir geri dönüş alarak bundan sonraki süreci mail yoluyla gerçekleştiriyorsunuz. Başlık ya da bilgi aktarımı konusunda hata yaşamamak için detaylı bir şekilde yazılar editlenip o şekilde belli aralıklarla sayfanızda belirir hale geliyor.

Yazılar sadece derginin sitesinde değil aynı zamanda Facebook, Twitter, İnstagram vb. birçok sosyal ağda da servis ediliyor. Twitter akışına baktığımızda yazı duyurusu hariç herhangi bir olay, haber ya da RT bulunmamaktadır. Tabii bu demek değildir ki kayıtsız kalınıyor. Yaşanan olaylar sonrasında oluşturulan yazılar hızlı bir şekilde servis ediliyor. Facebook sayfasında yazıların altına yapılan yorumlar, ya da kişilerin yorumlara etiketlenmesiyle hızlı bir şekilde yayılım gösteriyor. Derginin Web sitesinde alınan reklamlar da göze çarpıyor. Duyurulara & etkinliklere de yine site içerisinde yer veriliyor. Haftanın çok okunanları, güncel başlıklar, altında çeşitli filtreleme özelliğiyle de okuyuculara kolaylık sağlanabiliyor.

Örgütlenme biçimine baktığımızda Dokuz8haber’le benzerlik gösterdiğini söylememiz yanlış olmaz. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Gamzegül Kızılcık, örgüt modelini şu şekilde açıklamaktadır: “Gaia Dergi resmi olarak 28 Mayıs 2015’te kuruldu. Şu anki kadromuz aslında oldukça kalabalık, Türkiye’nin pek çok yerinden hatta dünyadan. Gönüllülük esası herkesi kapsıyor elbette, çalışanlar arasında profesyoneller de var amatörler de, bilmediklerimizi birlikte öğreniyoruz bu şekilde.” Fakat amatör olarak adlandırılan gönüllülerin çoğu iletişim fakültesi, medya alanında lisans yapmış ve öğrenimine devam eden kişilerden oluşmaktadır. Örneğin, Kızılcık, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gönüllülük kriterinin önem teşkil ettiği alternatif oluşumlarda bir başka önem teşkil eden sorun ise elbetteki maddi sıkıntılardır. Kızılcık bu sıkıntıyı şu şekilde dile getiriyor: “Maalesef Gaia para kazanamıyor, Google reklamlarından gelen para ile site gelirleri karşılanıyor, ayrıca basılı dergiden kalan borçlarımızda var bolca. Eğer bir gün kazanabilirsek bunu bölüşmek niyetindeyiz.” Görüldüğü gibi birçok alternatif oluşumun karşılaştığı maddi zorluklar aslında sosyal medyanın kullanım amacının büyük bir nedenini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Çoğu insan sosyal medyaya ekonomik nedenlerden dolayı da bir nevi mecbur kalıyor. Ekonomik sıkıntıların dışında gönüllülüğü sekteye uğratan bir başka nokta da zamandır. Yurttaşların 24 saat yayın yapan bir haber kuruluşu gibi aktif çalışma koşulunun mümkün olmadığını biliyoruz. Para kazanmaya çalışırken bir yandan da gönüllü faaliyetleri takip etmek hem zaman açısından hem de olanaklar dahilinde oldukça güç hale gelmektedir. Buna da hafifletici çözüm olarak dönüşümlü muhabirlik vs. şeklinde fikirlerle haber üretimi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Sözün özü…

Sosyal medyanın kendin pişir kendin ye kültürüyle, insanlar kendi kimliklerini yaratabilmiş, ana akıma karşın hiyerarşik düzene muhtaçlık biraz da olsa kırılmış ve kolektif haber üretimi için gerekli olan zemin bu sayede sağlamlaştırılmıştır. Haber üretim sürecinde yurttaşlar hem öğrenmeye devam etmiş hem de yaşadıkları tecrübeleri diğer yurttaşlara aktarabilme fırsatı yakalamıştır.

Hatırlatmak da fayda var ki sosyal meydanın her iki tarafa karşı da (Holding medyası & Alternatif mecralar) bir yatkınlığı olmamakla birlikte tamamen ticari bir sistemde yürümektedir. Fakat alternatif oluşumlu ajansların, ağların vb. sosyal medyayı başarılı bir şekilde kullanmış oldukları söylenilebilir.

Öte yandan yurttaş haberciliğin sınırlarının net bir çizgisi olmamakla beraber aktivizmden farkı var mıdır yok mudur, gibi sorulara belli bir cevap verilemediğini söyleyebiliriz. Ancak alternatif medyayla kesişen yönlerini ele aldığımızda Gezi sürecinde oldukça iyi bir çizgide yol alındığını belirtmek gerekir.

Verilen örnekler bağlamında yapıların örgütsel modellerine baktığımızda Dokuz8haber’in haber üretim süreci, Indymedia örneğine benzemektedir. Fakat dağıtım sürecinde daha çok Oh, My News örneğiyle benzerlik gösterir (Editöryel kararlar). Atton’ın belirttiği gibi haber üretim sürecinde halkın içinden yapılan habercilik hakimken Nip’e göre ise editöryel süzgeçle yurttaş gazetecilik değil katılımcı gazetecilik yapılmaktadır. Yurttaş haberciliğin bu çok yönlü pencerelerini ortak noktada buluşturan unsur elbetteki ticari kaygıdır. Yukarıda belirttiğim gibi birçok alternatif yapının maddi sıkıntılar nedeniyle zorluk yaşadığını hatta kapandığı söylemek maalesef ki mümkün hale geliyor. Hatta alınan reklamlar, reklam verenlerin politik duruşuyla alternatif yapının çelişikliği bu noktada başka bir kilit noktasını oluşturuyor.

Sosyal medya direnişini sadece Gezi’yle birlikte düşünmek doğru olmamakla birlikte küresel çapta ses getirmiş sosyal hareketlerinde (Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et vb.) azımsanamayacak bir etkiye sahip olduğunu da son olarak not düşmek gerekir.

KAYNAKLAR

• https://zete.com/turkiyede-alternatif-medya-yukseliste/
• http://www.sosyaldegisim.org/2010/12/alternatif-medya-ne-demek/
• http://ayrintidergi.com.tr/alternatif-medyanin-elestirel-bir-teorisine-dogru/
• https://twitter.com/dokuz8haber?lang=tr
• https://twitter.com/140journos?lang=tr
• https://twitter.com/otekilerpostasi?lang=tr
• Atton, C. (2001). Alternative Media. London: Sage.
• Atton, C. (2003). Organization and Production in Alternative Media. İçinde S. Cottle (Der.), Media Organization and Production. (ss. 41-55). London: Sage.
• Atton, C. (2014). Alternatif Medyaya Bakış: Kuram ve Metodoloji. B. Çoban, B. Yanıkkaya (ed.)Kendi Medyanı Kendin Yarat. Alternatif Medya Kavramlar Tartışmalar Örnekler, İstanbul: Kalkedon.
• Tunç, A. (2014). Can Pomegranates replaces penguins? Social Media and the rise of Citizen Journalism in Turkey.
• Junger, R. (2011). An Alternative to ‘Fortress Journalism’? Historical and Legal Precedents for citizen Journalism and Crowdsourcing in the United States.
• Uzun, R. (2006). Gazetecilikte Yeni Bir Yönelim: Yurttaş Gazeteciliği. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 16, 633-656.
• Yanardağoğlu, E. (2013). Elusive Citizenship: Media, Minorities, and Freeedom of Communication in Turkey in the last decade. İleti-ş-im, 19 (2), 87-102.
• Yanardağ, E. (2015). Yeni Medya ve Kullanıcı Türevli İçerik: Dokuz8haber Sitesi Örneğinde Yurttaş Gazeteciliği Üzerine Etnografik Bir İnceleme. Folklor/edebiyat Dergisi. Cilt: 21, sayı: 83.
• Çoban, B. (2014). Sosyal Medya D/evrimi, Barış Çoban (ed.) Sosyal Medya D/evrimi, İstanbul: Su.
• Ataman, B. & Çoban, B. (Ed), (2015). Direniş Çağında Türkiye’de Alternatif Medya. İstanbul: Kafka.