Geçtiğimiz ay seks işçileri, AB yetkilileri ve pek çok kadın hakları örgütü, Brüksel’deki son ICRSE (International Committe for the Right of Sex Workers in Europa – Avrupa Uluslararası Seks İşçi Hakları Komitesi) seminerinde Avrupa’daki göçmen seks işçilerinin ihtiyaçları, endişeleri ve taleplerini bir ağızdan dile getirdi. Sürgüne karşı çıkarak, sağlık hizmeti ve yasal koruma sağlanmasını talep ettiler. İşçilere yönelik şiddeti ele aldılar.

İşçiler hakları için mücadele ediyor.

İrlanda’da artan seks işçiliğine karşı, ülkenin Adalet Bakanı Frances Fitzgerald İrlanda radyosuna verdiği demeçte, seks işçiliğinin suç sayılacağı bir yasayı gündeme getireceklerini söyledi.

ICRSE Koordinatörü Luca Stevenson, Fitzgerald’ın yaptığı açıklamaları bu seminerde değerlendirdi ve yasanın, kişileri, bedenlerini satmaya iten nedenleri göz ardı ettiğini söyledi. Stevenson, onların bu işi yapmamaları için onlara daha çok destek ve imkân sağlanması gerektiğini ifade etti. “İngiltere ve daha pek çok ülkede kemer sıkma politikaları birçok kadını fuhuşa itiyor ve duydukları şey, yaşamaları için ellerindeki tek yolun suç sayılması gerektiği.”

Avrupa’daki seks işçilerinin büyük bir çoğunluğu göçmen, mülteci veya sığınmacı. 30 ülke ve 85’den fazla organizasyonu kapsayan bir seks işçileri ağı olan ICRSE’nin gösterdiği rakamlara göre, Batı Avrupa’daki seks işçilerinin yüzde 65’ini göçmenler oluşturuyor.

İnsan Hakları savunucuları, sözü edilen yasanın yürürlüğe girmesi halinde, prosedürler sonuçlanmadığı için kayıtsız gözüken ve dolayısıyla resmi iş piyasasından mahrum olan göçmen seks işçilerinin büyük risk altında olacağı konusunda uyarıyor, AB temel haklarının da ihlal edildiğini vurguluyor.

Son yıllarındaki mülteci krizi, durumu daha da kötüleştirdi. Hükümetlerin çoğu sosyal önlemler yerine cezalandırıcı politikalar izliyor. Ermenistan, Rusya, Ukrayna gibi bazı ülkeler işçilere cezaları arttırırken, İsveç, Norveç gibi bazı Avrupa ülkeleri seks işçiliği yapanlara değil, seks için para verenlere ceza kesiyor. Ancak seks işçileri bunun işe yaramadığını hatta daha büyük bir taciz ve şiddete sebebiyet verdiğini ifade ediyor. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü, BM Kadın Birimi ve BM AIDS/HIV Programı gibi büyük insan hakları örgütleri de seks işçiliğinin suç kapsamından çıkarılmasını, onların marjinalleştirilmemesini ve onlara sosyal güvence sağlanmasını talep ediyor.

“Yasalar mağduriyetten başka işe yaramıyor”

Geçtiğimiz Nisan ayında İskandinavya’nın genelevleri illegal saymasının ardından, Fransa da para karşılığı seksi yasaklayan yeni bir yasa tasarısı tanıttı. Fransa hükümeti 20 bin ile 40 bin arasında değişen seks işçilerinin yüzde 90’ının Nijerya, Çin ve Romanya kaçakçılık ağının kurbanları olduğunu ifade ederek, bu yasanın insan kaçakçılığın önüne geçeceğini savunuyor. Ama örgütler, bu yasanın daha çok savunmasız ve sokak tabanlı işçilere zarar vereceği görüşünde.

Médecins du Monde Uluslararası Ağ yetkilisi ve Paris merkezli seks işçileri organizasyonu Lotus Bus’un kurucusu Nathalie Simonnot, Çinli seks işçilerini örnek gösteriyor. Pek çok, uzun soluklu, güvenilen müşterilerinin artık ceza korkusundan dolayı gelmediğini söylüyor. “Yeni yasa, kadınları, pezevenk ve genelev sahipleriyle çalışmaya ve dolayısıyla çalıştıklarının bir kısmını onlara vermeye zorluyor. Daha önceden böyle değildi. Çalıştıklarının yüzde 100’ü onlara kalırdı. Müşteri sayısındaki düşüş ve 3. şahıslara/ gruplara bağlılık onları daha uzun saatler tehlike altında çalışmaya itti.

Kaçakçılık karşıtı yasa zaten insan kaçakçılığı ile mücadelede etkili ve yeterli, sadece seks işçilerini hedef alan başka bir yasa çıkarmak, onları daha da mağdur etmekten başka bir işe yaramıyor.” 

Sırbistan’da ise müşteriler ceza alırken, işçilere verilen cezalar da arttı. Cezayı ödeyemeyen işçilere 60 güne varan hapis cezaları verilebiliyor. Avrupa’da bu konuda en liberal ülke Almanya. Orada da yeni “Fuhuş Yasası”yla seks işçileri, legal sayılmak için kayıt yaptırmak zorunda. Ancak kayıtlarla bir çeşit damgalanmış oluyorlar. Hollanda da ise keyfi yasa değişiklikleriyle, özellikle büyük şehirlerde, seks işçi hakları zedelenmeye devam ediyor.

Meksika’dan İspanya’ya göçmen olarak gelen Sabrina Sanchez, pek çok ev sahibinin evlerini kiraya vermeden önce iş sözlemesi talep ettiğini belirtiyor. “Eğer seks işçisiysen oturduğun ve çalıştığın yer ile bir sözleşme yapmak söz konusu olmuyor. Her an kapı dışarı konmayacağının bir garantisi yok ve piyasa değerlerinden çok daha fazla kira ödüyorsun.”

Uluslararası Af Örgütü Politika Danışmanı Catherine Murphy’ye göre de ülkelerin kaçakçılık ve seks işçiliği ile mücadelesi, kusurlu ve insan haklarına aykırı.

İngiltere merkezli bir kadın örgütünden Romanyalı bir seks işçisi Paulina Nicol konuşmasında, pek çok göçmen seks işçisinin çocuklarını, ailelerini ve bazen daha büyük toplulukları geçindirdiğini ve suçlu gösterilmek, sürgün edilmek tehditleriyle karşı karşıya olduklarını söyledi.

“Anlaşılmak ve kabul görmek istiyoruz”

Türkiye’deki seks işçi örgütü Kırmızı Şemsiye’den söz alan Kemal Ördek de anlaşılmak ve kabul görmek istediklerini ifade etti. Türkiye, 2,7 milyonu Suriyeli olmak üzere göçmen ve mülteci popülasyonu en büyük olan ve aynı şekilde insanları sürgüne de en çok gönderen ülkelerden. Ördek, Türkiye tarafından Türkmenistan’a sürgün edilen Türkmen seks işçilerinden “namus cinayeti” adı altında öldürülenleri de hatırlattı.

Kırmızı Şemsiye, Türkiye’deki kadın, erkek ve trans seks işçilerinin haklarını savunan bir sivil toplum kuruluşu. Geçtiğimiz aylarda da ülkemizdeki “Fuhuş Yasası”nın değiştirilmesine karşı çıkmış, TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin grup başkan vekillerine sunulmak üzere bir imza metni hazırlamışlardı. Yeni yasayla, seks işçilerinin müşteri bulma sürecinde kullandıkları sosyal medya hesapları dahil her türlü araç suç unsuru sayılacak.

Kaynak: Equal TimesICRSE, ICRSE 2, ICRSE 3, Kırmızı Şemsiye