“Hayat hiç mavi yerinden vurmadı… Çünkü ben maviyi beyazı koruyan masumiyet olarak tanırım, karanlığı görünür kılan bir renktir mavi, öyle bilirim… Sürükleyendir, bitmeyendir…
mavi olarak anlatmalıyım her şeyi…
Kaldırın başınızı gökyüzüne, görmek istediğinizi değil gördüğünüzü söyleyin bana! Yaşamın ta kendisidir mavi… Belki de sadece bu yüzden ölmeye değil… yaşamaya mahkum
edilmiştir…
Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
bir renk değildir mavi huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denenecektir
bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki
gönül gözü görendedir, derinler mavidir..
.”
Edip Cansever

Gökyüzü, Wikipedia’ya göre çeşitli nedenlerden dolayı tanımlanması zor bir kelimedir. Genelde gökyüzüne bakıldığında boşluk olarak değerlendirilir.

Oysa edebiyatçılara, şairlere ya da hiç bu alanlarla ilgisi olmayan birine bile sorduğunuzda boşluktan fazlasını ifade ettiğini söylerler.

Gökyüzü ve onun maviliği çoğunlukla huydur bizde.

Gökyüzü’nün mavi görünmesinin, anlamladırılan soyut şeyler dışında bilimsel açıklaması şöyle:

Asıl neden kırılma olayıdır. Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. Gökyüzü açık olduğunda mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür.

Gökyüzü’nü en iyi anlatanlardan biri de şüphesiz ki Turgut Uyar’dır.

Onun göğe bakma şiirinden etkilenen İstanbul Modern, müzenin içindeki bahçeyi şehir içinde “göğe bakma durağına” dönüştürmüştür. 

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Peki maviye alıştık da gökyüzündeki mavinin tonlarına ne demeli? Acaba bunda Orhan Veli’nin mi parmağı var?

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Gökyüzü, Tanrı’nın yeryüzüne açılan pencereleri, eski çağlarda da sayısız terim kullanılmış. Tengri, Gök’ün tanrısal yüce ruhu. Tengrici toplumların mitolojilerinde, kişiselleştirilmemiş zamansız ve sonsuz mavi Gök olarak anılır. Kimi zaman mitolojide olduğu gibi Tanrı olarak görülmüş kimi zaman da ona ulaşmak için bir araç.

Canlılar, göğe bakarak yeşerip çoğaldı. Gökyüzünün öyle bir etkisi var ki topluluklar ne kadar uzağa da gitse onları anne şefkatinde kucaklayarak aynı göğün altında birleştiriyor. Her daim capcanlı ve yenilgiyi kabul etmiyor. İnsanların teknoloji adı altında onu karartmaya çalışmasına rağmen inatla mavi! İnatla parlak!

Belki de insanlar direnmeyi doğadan, gökyüzünden öğrendi.

Hadi! Şu kaçamak ışıklara rağmen durmadan göğe bakalım.
Huzur da orda umut da.