Tabu dediğimiz şey kesinlikle cinselliği kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bekaretin El Değmemiş Tarihi, Söz Dinlemez Arzular, Utanmaz: Kadınlara Özel Erotika, En İyi Transseksüel Erotikası… Çalışmalarınızla tabulaştırılmış olanların üstüne gittiniz. Yüzyıllarca bu tabular farklı kültürlerin, dinlerin, bilimlerin ve sistemlerin etkisinde “cadı kadın” mitine, “kötü kadın” yaftasına zemin buldu… Sizce bütün bu tabuların çıkışı nasıl bir amaçtan besleniyor?

Tarihçilerin söylediğine göre, tabular yazılı tarihten daha eskidir. Tarihçilerin, sosyologların, antropolog ve akademisyenlerin gerçek olduklarını gözlemledikleri şey ise; tabuların, bireylerin toplumun negatif veya zararlı gördüğü yönde hareket etmelerini engellemek için kullanılan yöntemlerden biri olmasıdır.

Bazı tabuların diğerlerinden daha net bir amacı vardır. Antropolog Mary Douglas Saflık ve Tehlike isimli eserinde, fiziksel kirlilikle ilgili tabuların hem gerçek hem de psikolojik ve toplumsal anlamda koruyucu olmasını değerlendirirken oldukça iyi bir iş ortaya çıkarıyor.

Konu cinselliğe, özellikle de kadın cinselliğiyle ilgili tabulara geldiğinde ise, kesin olarak söyleyebileceğimiz şey şu ki; tabular kimin ne tür cinsel davranışlarda bulunduğunu ve diğer insanların neler yaptığını kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bu tabular için çeşitli sayıda nedenler olabilir, ancak tabu dediğimiz şey kesinlikle cinselliği kontrol etme çabasının bir parçasıdır.

Bir tarihçi olarak, anaerkil toplum düzeniyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Anaerkil toplum düzeni hakkında paylaşacak çok az şeyim var çünkü Batı’da bu konuyla ilgili oldukça az tarihsel kanıt var [ki ben de Batı’da çalışan bir tarihçiyim]. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerindeki daha modern anaerkiyi çalışan antropologlar var. Örneğin; Yunnan dağlık kırsal bölgelerindeki Mosuo kültürü ve Çin’in Sichuan bölgeleri gibi.

Bazı tarihsel düşünürlere göre ise, tarih öncesi çağlarda “anaerkinin altın çağı” yaşanmış olabilir. Haklı olabilirler ancak bu durumu doğrulayan bir kanıtla henüz karşılaşmadım.

Uygarlıkla birlikte gelişen çıplaklık utancı ile “bekaret öğretisi”nin ilişkisini ne boyutta değerlendiriyorsunuz?

Çıplaklık tabusunun veya utancının, medeniyetle ya da aynı zamanda bekaret hakkındaki düşüncelerle birlikte geliştiğini bilmiyorum. Bu şekilde gerçekleşmiş de olabilir. Ama eğer öyleyse, tarih öncesi bir zaman diliminde gerçekleşmiştir ve bu konu hakkında bizi aydınlatacak veya ikisi arasındaki ilişkinin ne olabileceğiyle ilgili yanıt verecek bir kayıt elimizde yok.

Lucas Cranach, The Elder, Adam and Eve, 1526

Her kültürün çıplaklık  ve utanç tabuları aynı değildir. Dünya üzerindeki pek çok kültürde çıplak ortak banyoya izin veriliyor. Örneğin Japonya ve Finlandiya kültürleri, banyo ve sauna gibi alanlarla toplumsal çıplaklığın izin verilebilir olduğu kültürler arasında. Ancak bu iki kültür aynı zamanda birbirinden farklı. Bir kültürü paylaşmıyorlar, her iki kültür de benzer bağlamlarda toplumsal çıplaklığa izin verse de toplumsal çıplaklık kültürünü paylaşmazlar.

Benzer olarak, her kültür aynı bekaret tabusuna da sahip değildir. Musevilik, Hristiyanlık, İslam gibi İbrahimi dinlerden etkilenen kültürler, bekaret tabusuna daha çok eğilimlidir. İnanç olarak bu dinleri benimsememiş veya tarihsel süreçte bu dinlerden etkilenmemiş toplumlar ise bekarete oldukça farklı bir şekilde yaklaşabilirler.

Ataerkiye ve ataerkinin kadına zarar vermek adına yaptığı her şeye meydan okumak demek, eninde sonunda erkekleri değiştirmek için meydan okumak anlamı taşır.

Türkiye’de 2017’nin ilk altı ayında erkekler 149 kadın ve kız çocuğunu öldürdü, 45 kadına tecavüz etti, 101 kadını taciz etti, 192 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 184 kadına şiddet uyguladı1. Kültürler farklı olsa da evrensel bir sorun olan ataerkil toplum; kadınların, LGBTİ+ bireylerin bedeni, emeği, cinselliği, üretimi bütün bir yaşamı üstünde tahakküm kuruyor. Kurtuluşu nerede görüyorsunuz?

Feminizm ve eşitçilik. Ancak bu problemin gerçek çözümü erkeklere ne yapmalarını, nasıl davranmalarını, kim olduklarını öğretmekten ve onları ikna etmekten geçer. Kadınların feminist olması, yaşamlarında ve kültürlerinde eşitliğe giden yolda çalışmaları harika ve oldukça önemli. Ancak, ataerkiye ve ataerkinin kadına zarar vermek adına yaptığı her şeye meydan okumak demek, eninde sonunda erkekleri değiştirmek için meydan okumak anlamı taşır. Bunu sağlamanın anlamlı ve işe yarar bir yönü de, kadına yönelik şiddet ve kadının sömürülmesine karşı ceza uygulayacak yasalar yapmak ve bu yasaların doğru, etkili bir şekilde uygulandığından emin olmaktır.

Kadınlar, sadece kadın olmanın yanında egemen kimlikten farklı etnik kimliğe sahip olma, eşcinsel olma, alt sınıfa ait olma, toplumun güzellik algısının dışında olma gibi birçok ayrımcılıkla da karşı karşıya kalıyor. Kadınlara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Herkesin birden fazla kimliği ve kim olduklarına katkı sağlayan birden fazla faktörü var. Harika bir siyahi Amerikan Feminist ve aynı zamanda eleştirel ırk uzmanı Kimberlé Crenshaw, bu katmanlı kimliklerin hayatımızı nasıl etkilediğini açıklayan bir terimle karşımıza çıkıyor: Kesişimsellik2. Kesişimselliği anlamak, hem kadın deneyimlerini birbirine bağlayan ve birbirinden ayıran şeyin ne olduğunu hem de iki farklı kadının çarpıcı derecede farklı tecrübelere sahip olmasının nedenini anlamamıza yardımcı olur.

Kadınlara önerim, Dr. Crenshaw‘ın kesişimsellik ile ilgili TED konuşmasını dinlemeleri ve hem kendi hayatlarına hem de çevrelerindeki kadınların hayatlarına nasıl etki ettiğini öğrenmeleridir. Bu, kadınların kendi adlarına ve başka kadınlar adına seslerini yükseltmesine ve yardımcı olabilmesine yarayacaktır.

1 Bianet

2 Kesişimsellik: Kadınların sosyal konumlarının cinsiyetleri dışında sınıf ve etnik kökenleri tarafından da etkilendiğini savunan görüş.