Devlet maalesef doğaya, yeşile, hayvana karşı olan nefretini sürdürüyor. Her yerde oteller için, para ve rant için ormanlarla birlikte ülkemizin hayvanları cayır cayır yakılarak öldürülüyor. Ardından bir şirket gelip oraya bina yapıyor. Yüz binlerce hayvanın katledildiği bir orman yangını sonrasında yaptıkları otellerde, lüks saraylarda hayvan ve doğa katliamı üzerinden zevk-i sefa içinde yaşıyorlar. Fakat dünya değişiyor ve yeni dünyada bu tip insanlara yer olmayacak.

Doğa düşmanlarının doğaya son saldırısı doğa savunucularına yönelik oldu. Çünkü doğa savunucularını hapse atarlarsa, korkuturlarsa kimse karşılarına çıkıp işledikleri suçların, vatan hainliğinin (orman yakmak, ülkemizin hayvanlarını katletmek vatan hainliğidir) hesabını soramayacak ve onlar da hainliklerine devam edecekler. Bir gün gelecek; orman yakanlar, hayvan katliamcıları çok ciddi mahkemelerde yargılanıp çok ağır cezalar alacaklar. Tıpkı şu an Afrika’da avcıların görüldüğü yerde öldürülmesi gibi.

Devletin hayvan hakları savunucularına karşı son saldırısı hayvan hakları savunucularını “terörist” ilan ederek haklarında ‘terör’den dava açmak oldu. Doğayı, hayvanları katledenler bu davalarla doğa ve hayvan savunucularını susturarak katliamlarına gönül rahatlığı ile devam edeceklerini sanıyorlar. Doğa katliamcılarına karşı sesimizi yükseltmek, kamuoyu oluşturmak, doğayı ve hayvanları yani ülkemizi korumak için hayatlarını hiçe sayan aktivistleri desteklemek ve bu şekilde ülkemizi ve doğamızı korumuş olmak da bizim elimizde. Doğa savunucularını gözünü para bürümüş korkunç insansılara karşı yalnız bırakmamalıyız.

Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre, Gezi Parkı eylemleri sırasında polis şiddeti nedeniyle ölen ve yaralanan hayvanları gündeme getirmek ve insan-hayvan demeden hayatını kaybedenleri anmak için eylem yapan Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Burak Özgüner hakkında terör soruşturması açıldı. 

Gezi Parkı eylemleri döneminde polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybeden ve yaralanan, gözünü kaybeden insanların yanında bu şiddetten etkilenen hayvanlar da vardı. Eylemler sırasında, hem Burak Özgüner’in o dönem çalıştığı kliniğe hem de başka kliniklere birçok yaralı ve saldırıdan etkilenen hayvan getirilmişti. 

HAYVAN HAKLARI İÇİN EYLEM YAPMAK İSTEDİLER

O dönem bu konu çok gündeme gelmedi. Özgüner ve arkadaşları buna dikkat çekmek istedi. Bunun için harekete geçen Özgüner ve arkadaşları, hayvan hakları ihlalleriyle ilgili bir rapor hazırladı ve Cenevre’deki Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak için hazırlık yaptı. Aylar süren hazırlıklardan sonra rapor tamamlandı ve grup, mahkemeye yapacakları başvuruyu duyurmak adına 28 Eylül 2013 yılında Gezi Parkı merdivenlerinde bir basın açıklaması düzenlemek istedi ancak çok sert bir polis saldırısı ile karşılaştı.  

Polis, beş dakika sürecek basın açıklamasının okunmasına, insan-hayvan ayırmaksızın hayatlarını kaybeden tüm canlılar için anma yapılmasına izin vermeden önüne gelen herkesi kalkanlarla Taksim Meydanı’na doğru sürüklerken, Özgüner ile birlikte 14 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişiler sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldı. 

DOSYANIN İÇERİĞİNE İLİŞKİN BİLGİ VERİLMİYOR

Bu eylemin üzerinden yaklaşık altı yıl sonra söz konusu eylemle bağlantılı olarak Özgüner hakkında “terör soruşturması” başlatıldığı ortaya çıktı. Soruşturmayı tesadüfen öğrenen Özgüner’in Artı Gerçek’e verdiği bilgiye göre iki avukatı aracılığıyla dosyanın içeriğini öğrenmek istedi ancak savcı, “gizlilik kararı getireceğim” diyerek soruşturma dosyasını göstermedi. 

SORUŞTURMAYA BAKAN DÖRT SAVCI

Özgüner, savcılıktaki süreci şöyle anlattı:

“Bu savcıdan önce, dosya üç farklı savcıya gitmiş; bu, dördüncü savcıymış. Bir kez de ben şansımı denemek istedim. Savcıyla görüşmek istedim ama görüşemedim. Savcının kalemi ile görüşüp soruşturmanın içeriği hakkında bilgi almak istedim. Savcının kalemi, soruşturmayı nasıl öğrendiğimi, mesleğimin ne olduğunu sordu. Yolum her adliyeye düştüğünde, hakkımda yeni bir soruşturma olup olmadığını öğrenmek için adliyeden ‘genel sorgu’ alıyorum. Bu soruşturmadan de haberim öyle oldu. Savcının kalemi şaşırdı ancak bunda şaşıracak bir şey yok. Bu ülkede herkes hakkında, her an ‘terör soruşturması’ başlatılabiliyor. Israrım sonucunda, savcının kaleminden, soruşturmanın ‘Gezi Direnişi’nde Kaybettiğimiz Tüm Canlıları Anıyoruz’ çağrısı ile düzenlediğimiz basın açıklaması ile ilgili olduğunu öğrenebildim. Neyle suçlandığımı, anmanın ne şekilde terörle bağlantılandırıldığını bilmiyorum ama şaşırmadım.”

EYLEMDEN 3 GÜN SONRA İÇİŞLERİ BAKANLIĞI DERNEĞE DENETİME GELDİ

“Gezi ile ilgili soruşturmaların, altı sene sonra kasıtlı olarak alevlendirildiğini düşünüyorum” diyen Özgüner “Hem dayak yedik, çeşitli hakaretlere maruz bırakıldık. Polis saldırısı nedeniyle sonlandıramadığımız anmadan üç gün sonra da İçişleri Bakanlığı denetçileri, anmayı düzenleyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’ne ‘acil’ bir denetim yaptılar. Bu girişim, açık bir ‘misillme’ idi. Tabii ki mevzuata aykırı bir durum bulunamadı. Devlet, derneği daha önceden de 1 Mayıs 2012’de terörle ilişkilendirmeye çalışmıştı ama bu yöndeki tüm çabalar başarısız olmuştu. Şiddetsizliği ve silahsızlanmayı savunan, istisnasız herkes için özgürlüğü benimseyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin terörle ilişkilendirmek istenmesi kadar saçma bir şey olamaz. O dönem basılı olarak çıkan Radikal, bizleri “Kedili Köpekli Terör Örgütü” şeklinde tanımlayarak yaşadığımız bu absürtlüğü manşetten duyurmuştu. Sivil toplumun bu denli baskılandığı bir dönemde sivil toplum faaliyeti yürütmek anlamsız geldi; Yeryüzüne Özgürlük Derneği feshehildi” ifadelerini kullandı. 

DAHA ÖNCE YARGILANIP BERAAT ETMİŞTİ

1 Mayıs 2012 Emek ve Dayanışma Günü’nde bazı banka ve şirketlerin ATM ve binalarına yönelik maddi hasara yol açan eylemlere karıştıkları iddiası ile eş zamanlı operasyonla gözaltına alınan ve 5 yıldan 35 yıla kadar hapis istemi ile İstanbul 39. Asliye Mahkemesi’nde yargılanan 47 kişi beraat etmişti. Söz konusu davada yargılananlardan ve beraat eden biri olan Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Koordinatörü Burak Özgüner, davaya ilişkin soruşturmanın Türkiye açısından bir utanç kaynağı olduğunu belirtmişti.