Anneler Günü geldi çattı, neler aldık?

Canım anneciğim, öncelikle bugünün yüzü suyu hürmetine yatağımı toplayacağım, kıyafetlerimi katlayacağım ve yemeğimi kendim hazırlayacağım. Yok, uzaktaysam tabii ki sana afili bir hediye almam da şart artık (bu hediye; ev işçisi rolünü pekiştirecek bir şey olacak,  bunu tescillemek için arama yaptığımda gerçekten de başat hediyelerin küçük ev aletleri, zücaciye, mutfak eşyaları gibi şeyler olduğunu gördüm; çünkü senin sınırın bu). Tabii bu günün en önemli alternatif hediyesini unuttuk; bir karanfil kadar temiz, asil ve bir gül gibi narin annelere Çiçek Sepeti’nden karakterine en uygun çiçeğin seçilmesi. En duygusuz haliyle sıradan bir Anneler Günü‘nde içimizden geçirdiklerimizi dışımıza çektim.

Anneliğin o mucizevî ve muhteşem yönünü alaşağı etmek için buradayım; çünkü ben, evet ben, anneliği bütün kadınların tatması gereken kutsal bir kâse içinde sunulan içki olarak niteleyenlere orada durun demek istiyorum. Ben özellikle muhafazakârlarca öne çıkarılan ve kadını ilişkisel olarak var edip kabul eden (meşru bir yolla var olan bir bebek ve bunun gerekliliği olan erkek bir partner, bunların olmaması halinde; yarım, eksik ve noksan kadınlığın temsilidir) bir toplum yapılanmasına karşıyım. Kadının toplumun genel bir kitlesince kabul gördüğü tek gündür tabii ki yalnız değil; bir “koca” (büyük, kocaman, bilen kişi) ve bir de bebek ile birlikte.

Yeni türeyen söylentilere de yer vermeli; gayet meşru bir şekilde, onanarak evlilik gerçekleştiren fakat kader bu ya bir bebek duygusunu tadamayan kadınların da anne sayılabileceği yönündedir. Çünkü onlar elinden geleni yapmışlardır “normal” olabilmek için. Bugün ile birlikte evlilik ve doğurganlığın önemi tavan yaparak cazip hale getirilir. Eğer himeni (halk dilinde kızlık zarı) koruyabilen namuslu bir “kız” olursan sen de bir gün anne olabilirsin.

8 Mart mı o da ne?

8 Mart’a göre masumanedir bugün, çünkü 8 Mart bütün kadınlarındır; cadıların, heteroseksüel olmayan, sokaklar-geceler benimdir diyen kadınların ve hatta orospuların. Anneler günü namustur; çiçek olan, görünürlüğünün ev ile sınırlı olması istenen kadındır, yemek yapmayı bilen, temiz olandır. Ayağının altında cenneti saklayan kadının günüdür, bu yazıyı yazanların ve sonuna kadar okuma cesaretleri gösterenlerin değil.

Milli Analar

Anneler Günü aynı zamanda milli de bir gündür. Kendini askere gidip vatanını düşmanlara karşı koruyacak olan oğluna adayandır milli ve yerli anne. Savaş için sınırsız doğurma potansiyeline sahip olan, on evladım (erkek) olsa onu da gönderirim “cesaretine” sahip olandır. Bir de şu milli takım videosu var; maça çıkacak oğulları (aslanları) için kendilerine en çok “yakıştırılan” ve “ait” oldukları yerde yani mutfakta kendi elleriyle mis gibi sarmalar börekler hazırlayan milli analar. Böylelikle düşman sahalara atılır, her sayıda anaların görünmez ama bir o kadar etkili olan yardımcı rolleri bir kez daha hatırlanır ve Anneler Günü’nde herkes bir kez daha hüzünlenir. Şu millilikten söz etmişken, Anneler Günü’nün tarihçesinde “barışa adanmış bir anneler günü” bahsi geçer. Bizde anneler barış için harekete geçtiklerinde ya işten atılır, ya gözaltına alınır ya da öldürülür. Kısacası sizin anne olduğunuza göbekli, göbeksiz, uzun, kısa, sakallı, çok uzun sakallı “erkekler” karar verir.