Homofobi, kişinin nedensiz yere eşcinsellere karşı nefret duymasına denir. Tabii bu sadece eşcinseller için değil tüm LGBTİQ bireylere ve bu var oluşa karşı nefret olarak daha geniş bir anlamda da kullanılıyor. Var olan bir şeye var olduğu şeklinden dolayı nefret duymanın hiç bir mantıklı açıklaması olamaz. Zaten bir homofobiğe nefretinin nedenini sorduğunuzda verdiği din, ahlak, toplum bazlı cevapların altında herhangi bir gerçeklik yatmaz. Tamamen nefret üzerine kurulu altı boş cevaplar olacaktır. Verdiği cevapların sosyolojik korkulara dayandığı ortadadır.
Bunun dışında ayrıca kişinin eşcinsellerden, lezbiyenlerden, translardan vb. kişilerden nefret etmesi aslında o kişinin de eşcinsel olabileceğinin işareti olarak kabul ediliyor son yıllarda. Özellikle bir çok eski homofobiğin sonradan eşcinsel olduğunu fark etmesi örnekleri de bunu destekliyor. Eşcinsel olduğunun farkında olmama durumuna gizli eşcinsellik deniyor. Kişi eşcinsellere karşı nefret kusarak kendisinin bir heteroseksüel olduğunu kendi kendine vurgulamaya çalışıyor. Yani kendi bilincinin ona söylemek istediği gerçeği, bağırarak susturmaya çalışıyor. Unutmayalım ki genlerimizi anne ve babalarımızdan aldığımız için herhangi bir insanın yüzde 100 heteroseksüel olması mümkün değildir. 

Sense8 günümüz sinemasının en özgürlükçü isimlerinden olan Wachowski Kardeşler ya da The Wachowskis olarak bilinen Lana Wachowski ve Lily Wachowski (2016’da cinsiyet değiştirerek toplumun ona biçtiği kostümü reddetmiş, gerçek kimliğine kavuşmuştur) kardeşler tarafından yaratılmış ve çekilmekte olan bir dizi.

The Wachowkis’i Matrix serisi, V for Vandetta, Cloud Atlas, Jüpiter Yükseliyor, Animatrix gibi hayatı, sistemi, varlığı ve var oluşumuzu sorgulamamızı sağlayan harika filmlerden tanıyoruz. 

Sense8 bilim-kurgu, drama tadında olsa da günümüz dünyasında geçiyor. Dizide birbirine telepatik şekilde bağlı 8 ana karakter bulunuyor. Bu kişiler aynı zamanda birbirinin bilincinde dolaşabiliyor ve birbirlerinin yeteneklerine sahip olarak birbirlerini içlerinde oldukları durumdan kurtarıyorlar. Bu kişiler aslında tıpkı Homo Sapiens, Neandertaller gibi bir insan türünün geride kalanları ve bu türe homo-sensorium deniyor.

Homo Sapiens‘ler (bizler) kendilerinden daha üstün ve farklı bir insan türünün var olmasını istemedikleri için geçmişte tıpkı Neandertallere yaptığı gibi bu türü de kırmış, günümüzde ise sürekli olarak avlayan özel bir birim kurmuş. Bu birim aynı zamanda homo-sensoriumlar üzerinde deneyler yaparak bilimin karanlık yüzünü de tekrar hatırlatıyor, amaçları homo-sensoriumlardan biyolojik silah vb. üretmek, onları kontrol altına almak olan bu birimin adı BKO. BKO tehdidine karşı da birbirlerini savunmaları çok önemli çünkü BKO birini yakalarsa çektiği acıları hepsi hissedecek….

Birbirine bağlı olan her gruba “küme” deniyor ve Dünya üzerinde başka kümeler de var fakat onlar daha çok saklanmayı tercih eden kişiler. Bizim kümemizi özel yapan ise boyun eğmeyi reddetmeleri ve onların özellikleri.

8 ana karakter, 8 farklı ülkededir. Her ülkede farklı sorunlar ele alınıyor.

Örneğin Hint kökenli karakterimiz Kala üzerinden geri kalmış ülkelerdeki bekaret takıntısı ve muhafazakâr aile biçiminin baskısı. Kenya’da sahte ilaç ve fakirlik sorunu, Meksikalı eşcinsel karakterimiz üzerinden homofobi, İngiltereli karakterimiz üzerinden İngiltere’nin depresyona elverişli havası (şaka değil), Trans Naomi ve onun sevgilisi üzerinden transfobi ve hackerların devletlerin ve şirketlerin pisliklerini ifşa etmesi sonucu başlarına gelenler, şiddeti reddetmek istese de şiddetin içine doğmuş ve şiddetin içinde var olmaya devam eden Wolfgang ve tabii ki babası ve abisi tarafından yaşamı çalınan, muhteşem dövüş sporları ustası Sun’ın ve sağduyulu polis Will’in hikâyesi.

Dizi Netflix tarafından çekiliyor. Yani TV’lerde yayınlanmıyor. Bu yüzden film sansüre takılmıyor. Özgür medya lafı bunun yanında hiç kalır. Sanırım yasakçı, sansürcü, homofobik, güce tapan TV kanallarının sonunu da internet TV’leri getirecek. (Türkiye’de İnternet dizilerini incelerseniz hem oyunculuğun daha özgür ve özgün hem de izlenme sayılarının TV kanallarının yapımlarından daha fazla olduğunu görmeniz mümkün olacaktır. Teknoloji yasakçı-zengin medya patronlarının sonunu getirirken teknolojiyi elinde tutan özgürlükçü- genç girişimciler Dünya’yı şekillendirmeye başladı bile.) 

Eğer sevmek nedir diye soracak olursanız bunun cinsiyetle alakasının olmadığını bu dizide anlamanız mümkün olacaktır. Bir trans ve bir lezbiyenin, iki geyin birbirine olan sevgisinin günümüzde kendini heteroseksüel olarak tanımlayan insanların büyük çoğunluğundan daha çok sevgi olduğunu göreceksiniz. İki geyin duygusal anlarının birçok tırt ve buram buram narsisizm kokan TV dizilerindeki anlardan çok daha gerçekçi olduğunu görmeniz mümkün olacaktır. Filmde ana konunun yanı sıra o kadar çok konuya değiniliyor -ki bunların tamamı sosyal konular- ve her bölümde yönetmenlere birer “helal olsun” demenizi sağlıyor. Kısacası aklınızı daha özgür kılmak için bu diziyi izleyebilmek mümkündür. Unutmayın eşcinseller sizle değil sevgilileri ile sevişecek. Korkmanıza gerek yok.

Bunun dışında bu filmde bütünsel olarak empati yeteneği yüksek ve başkalarının (hayvan ve doğa dâhil) acısını hisseden kişilerin toplumun nasıl hedefi olduğunu da göstermektedir. Unutmayın ki bu ülkede çevreciler, maden şirketlerinin kiralık katilleri tarafından öldürülüyor. Maden, HES, İnşaat firmasının katlettiği hayvanların ve ağaçların acısını hisseden kişiler öldürülüyor, hapse atılıyor, işkenceye uğruyor, işinden ediliyor, karalanıyor.

Okyanuslarda balina ve yunus avcılarına karşı mücadele veren Sea Shepherd üyeleri devletlerin helikopterleri, jet motorları ile operasyonlar yapılarak tutuklanıyor.

İngiltere’de avcılara karşı mücadele veren HSA üyeleri daha bu hafta tutuklandı.

Novartis şirketinin hayvan deneylerini ifşa eden hayvan özgürlükçüsü grup Novartis şirketinin ve oradaki devletin işbirliği ile hapse atıldı.

Gezi parkındaki, Kuzey ormanlarındaki ağaçların ve hayvanların acısını hissedip onları korumak için oraya gelenlere hâlâ “terörist” diyorlar.

Hayvanların acısını hissedip onları işkencelerden kurtaran A.L.F. örgütü Dünya çapında terörist ilan edildi. ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bir A.L.F. üyesi El-Kaide liderleri ile aynı derecede tehlikeli sayılıyor.* Gene İngiltere’de her gün binlerce hayvanı katleden bir et firmasını yaktığı için Keith Mann 14 yıl hapse mahkum edildi. İngiltere’de çocuk tecavüzcüleri daha az ceza almaktadır.**

Barry Horne bir havuzda insanların eğlencesi için tutsak edilmiş iki yunusu kurtarmaya çalışırken yakalandı ve sosyalist işçi partisi tarafından hapse atıldı, hapisteyken açlık grevine başlayan Barry Horne’un taleplerine karşılık verilmedi ve hapishanede öldü. Kurtarmaya çalıştığı Yunus bireyler hala insan bireylerin zevki için istismar ediliyor.***

Bu durumda BKO kim oluyor?

*A.L.F. 80’lerden günümüze yüzbinlerce hayvanı işkenceden ve ölümden kurtarmıştır. Fakat bugüne kadar hiç bir eylemde tek bir insana zarar vermemişlerdir. Buna rağmen El-Kaide ile aynı derecede tehlikeli sayılmaktadır. Çünkü hayvansal endüstri devletleri yönetebilmektedir.

**Agathocles bu durumu protesto etmek için He Cared adında bir şarkı yapmıştır

***İngiliz punkrock grubu Inner Terrestrials onun anısına Barry Horne adında bir şarkı yapmıştır.