Ana SayfaEkolojiDoğaİlk halkların 13 bin yıldan daha uzun bir süredir orman yetiştirmesi

İlk halkların 13 bin yıldan daha uzun bir süredir orman yetiştirmesi

-

Güncel araştırmalar, doğaya zarar veren pek çok insan uğraşına rağmen, Britanya Kolumbiyası’nın kıyı kesimlerindeki ilk halkların orman yetiştirdiğini ortaya çıkardı.

İnsan gelişiminin sürekli olduğu dünyada, doğanın tahribata uğramamış olduğu çok az yer mevcut. Geliyoruz, görüyoruz ve ele geçiriyoruz. Peki ya ağaçlar ve ekosistem? Kimin umrunda ki! Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre, toprağın başka bir şey için kullanılması gerektiğine dair verdiğimiz kararlar yüzünden her gün yaklaşık 77 mil kare (200 kilometre kare) ormanı kaybediyoruz.

Ancak; ilk halkların bin yıllardır yaşamakta olduğu Britanya Kolumbiyası’nın kıyı kesimlerinde durum kesinlikle böyle değil. Hatta 13 bin yıldan beri süregelen insan işgali tam tersi bir etkiye sahip; yeni araştırmalara göre ılıman yağmur ormanı verimliliği artmış durumda.

Waterloo Üniversitesi Çevre Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan ve araştırmanın liderliğini üstlenen Andrew Trant “Birçok araştırmanın insanların arkasında kötü bir miras bıraktığını gösterdiği böyle bir zamanda, farklı bir hikâye duymak son derece mutluluk verici” diyor. “Bu ormanlar, kıyı kesiminde yaşayan ilk halkların ilgisiyle büyüyor. 13 bin yıldan daha uzun bir süredir – 500 kuşaktır – insanlar bu alanı işliyorlar. Burası ilk bakışta insan eli değmemiş gibi gözüküyor olabilir; ancak bu alan, insan etkisiyle oldukça değiştirilmiş ve geliştirilmiştir.

© Will McInnes/Hakai Institute

Araştırmacılar ormanların verimliliğini karşılaştırmak için ekolojik ve arkeolojik yöntemler uygulayarak Calvert ve Hecate Adaları’nda bulunan Hakai Lúxvbálís Sit Alanı’ndaki 15 eski yerleşim yerini incelediler. Eski yerleşim yerlerinde büyüyen ağaçların orman çevresindeki ağaçlardan daha uzun, daha geniş ve daha sağlıklı olduğunu keşfettiler. Bu durumun büyük ölçüde atılan kabuklardan ve ateşten kaynaklandığı sonucuna vardılar.

Görünüşe göre, gelgitle birlikte gelen kabuklu deniz ürünleri, ormanlık alanın çok büyük bir kısmını kaplamış; kimi yerlerde 4,5 metrelik bir derinliğin altında birikmişlerdi. Kabuklar taraçalandırma ve drenaj için orada bulunmuş ya da süprüntü olarak atılmışlardı. Kabuklar zaman içinde yavaşça kırılırken, denizden uzakta biriken kabuklar ise deniz ürünlerini toprakla harmanlamışlardı. Bunun ve ateşin dikkatli bir şekilde kullanımı toprağın pH derecesini artırarak ormanın gelişimine yardımcı olmuştu. Ayrıca önemli besinler de toprağın drenajını olumlu yönde etkilemişti.

Uzmanlar “ticari ağaç kesimi, kaynak elde edinimi veya geliştirilmesiyle insan kullanımına fazlasıyla maruz kalan ekosistemlerin bozulacağını ve küçüleceğini” düşünüyorlar. Bizler işte tam bu noktada aşırı ve uzun süreli insan kullanımına maruz kalmış kıyı bölgelerinde meydana gelen farklı bir sonucu gözler önüne seriyoruz.

İlk halkların 13 bin yıldan daha uzun bir süredir orman yetiştirmesi
© Will McInnes/Hakai Institute

Bölge halkı, orman yetiştiren ilk halkların sınırlı besine sahip ekosistemleri iyileştiren yöntemler geliştirdiklerinin çok açık olduğunu söylüyor ve bunun da çevreyi daha verimli hale getirdiğini ekliyor.

Doğaya saygı ve empatiyle yaklaşmak, doğayı kirleten değil; onu besleyen şeyler vermek oldukça basittir ve karşılığında da tabiat bizlere karşı cömert davranacaktır. Daha öğrenmemiz gereken pek çok şey var.

Tree Hugger adlı sitedeki How First Nations have enhanced the forest over 13,000 years of habitation başlıklı yazıdan Türkçeye Canan Sevgili tarafından Gaia Dergi için çevrilmiştir.

SON YAZILAR

Güvenli sokaklar ülkesinin ölü çocukları ve hayvanları

İktidarın hayvanları tecrit etme ve öldürme hevesi, muhalefetin katliam yarışı ile birleşince sokaklar hızla hayvansızlaştırıldı 1. Artık her gün geçtiğimiz yollarda hayvanlardan kalan boşluklar karşılıyor...

Modern çağın jeolojik heykelleri: Dünyanın 70 çölünden doğan bir mimari arşiv

Apple Park’ın zeytin ağaçları arasında, dünyanın yetmiş farklı çölünden toplanan kumlarla üretilmiş dört yüzü aşkın cam sütun yükseliyor. Katie Paterson ve Zeller & Moye tasarımı "Mirage", malzemeyi jeolojik bir hafıza kartına dönüştürürken, sınırları eriten küresel bir iş birliğini simgeliyor.

Cephede enerji hasadı: Mimariyi canlı bir organizmaya dönüştürme manifestosu

Modern mimaride akıllı bina kavramı dijitalleşme ile anılırken, Hamburg’daki BIQ House bu zekayı biyolojiden alıyor. Dünyanın ilk biyoreaktif cepheli yapısı, cam panellerin içinde yaşayan mikro-alglerle hem enerji üretiyor hem de binaya dinamik bir gölge sağlıyor. Statik beton bloklardan, yaşayan organizmalara geçişin hikayesi.

Doğa kendi evini inşa ediyor: Karbon negatif bir yapı bloğu olarak “Kenevir Betonu”

İngiltere'deki Flat House, kenevir tarlasından doğan duvarlarıyla mimaride devrim yaratıyor. Karbon negatif, prefabrik ve nefes alan kenevir betonu (hempcrete) teknolojisini inceledik.
Canan Selcan Sevgili
Canan Selcan Sevgili
Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık mezunuyum.Reuters haber ajansında çevirmen olarak çalışıyorum

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol