İnsan, sudan çıktığı ilk anda toprağa basar ve toprak evi olur. Daha kök salmamış bedeniyle, zor olsa da, toprağın üzerinde yol almaya çalışır. Daima kök salma uğraşında olan insan, bir türlü köklerinin olmadığını hatta bu köklerin hemen oluşmayacağını da göremez. Gözü, çabucak büyüyen bir ağacın meyvesindedir daima. Oysaki insanın erdemi, meyvesini yiyemediği ağacı dikmesindedir. Aynı, yavaş yavaş toprağa köklerini salan, ağır ağır toprağın içerisinde var olan ve yeşermesi için gösterilen sabrın müfakatını göklere uzanarak alan bir bambu ağacı gibi. 

Her zaman aldıklarıyla verdiklerinin hesabını tutan veya zamanın içinden değil üstünden atlayarak ilerlemek isteyen insan, bugünlerde  elindekileri daha çok görmemezlikten gelmekte. Uzun zamandır, düşüncelerin ufaladığı bir sabır ve hayallerini unutmuş bir çocuğun eksikliği ile devam etmeye çalışıyorduk. Kaçınılmaz sona duyduğumuz sonsuz korkumuz, varlığımızın sonsuz garantisi olur sandık ama o da olmadı. Bunu şimdilerde, daha net olarak görüyoruz.

Halbuki sırtımızı döndüğümüz doğa, korkulara sığınmadan varlığımızı koruyabilirdi. Mesela, yeni açmış bir dal ya da bir bambu ağacı gibi.

Bu dünyadaki varlığını toprağa sımsıkı dolanmış kökleri ve kırılmamak için gösterdiği ısrarıyla sürdüren bambu ağaçları, bizimle tam aksi yönde ilerler. Ve ölümün aniden gelen cüretkarlığı karşısında kendini göstermeye devam eder. Bu bakımdan ebedi bir ömrün simgesi olan bambu ağaçları insana, bazen beklemenin kaybetmek değil gerçekten kazanmak için gösterilmesi gereken bir erdem olduğunu hatırlatır.

Sabrımızın Ölçüsü Bir Bambu Ağacı Olabilir mi?

Her canlı gibi bir bambu ağacının da büyümesi için beslenmesi gerekir; nefes almasını sağlayacak kadar su, yerleşebileceği verimli bir toprak ve sırtını dönemeyeceği gün ışığı ile. Bundan sonrası ise uzun bir yolun başlangıcıdır.

Tohumu ekildikten sonra bir yıl boyunca bambu ağacında bir büyüme belirtisi göremeyiz. İkinci yılda da herhangi bir gelişme gözlemlenemez. Üçüncü yıla geldiğimizde, sulayıp gübrelediğimiz bu ağacın artık bize bir şeyler göstermesi gerektiğini düşünürüz. Ama bambu ağacı bizimle aynı fikirde değildir, hala beklememiz gerekiyordur. Dördüncü yılda bambu ağacında hala bir büyüme belirtisi yoktur. Ona her şeyi verdiğimizi (suladığımızı, ışık alacak bir yere ektiğimizi, gübrelediğimizi vs.) düşünürüz, hem de her şeyi. En önemlisi de, kendimize göstermediğimiz sabrın katbekat fazlasını ona göstermişizdir ve bunun kesinlikle bir karşılığı olmalıdır. Biz bu düşüncelerle sabrımızın ne kadar yüksek olduğuna karar verirken, beşinci yılda bambu ağacının filizi kendini gösterir. Beş yılın sonunda yeşeren bu ağaç, altı hafta sonunda  2 metrelik bir uzunluğa ulaşır. Adeta sabredenin biz değil o olduğunu gösterircesine yapraklarını gökyüzüne taşır.

İnsan belki de bu nedenle hep kök salmakta zorlanır. İnatla toprağa gömmeye çalıştığı ayakları, tek yağmurla çamura dönen topraktan, evinden kaçar. Tek bir filiz vermek için beş yıl toprağın altında bekleyen bambu ağacının sabrı yanında sabrımız ufalanır da ufalanır, görmesi imkansızlaşıncaya kadar.

Peki insan, asla elmasını yiyemeyeceği bir ağacı neden yetiştirir? Aslında cevabı oldukça açık: 

Aslında insan sürekli peşinde koştuğu şeylerin biraz uzağında kalıp nefes alsa, bambu ağacının uzun bekleyişi ardından aldığı mükafatın daha fazlasını elde edecektir. Evet, belki de böyle, bize uzatılan elmanın o lezzetini alamayız ama kafamıza nerden düştüğü belli olmayan elmalar sayesinde ebedi bir başarıyı yakalayabiliriz.

İyişleşmek İçin Yavaş Adımlar

Tüm dünya olarak oldukça zor zamanlardan geçiyoruz. Uzun zaman sonra ilk defa birimizin adımı diğerininkinden ileri değil. Ayrıca hesaplayamadığımız ihtimaller canımızı her zamankinden daha da  sıkmaya başladı. Ancak sonunu kestiremediğimiz bekleyişimiz elbet bir sona ulaşacak. Belki de şu ana kadar göremediklerimiz görmeye başladığımız bugünlerde yanımızdaki kişilere, doğaya ve kendimize dönmek ne zamandır sahip olamadığımız bir fırsat olabilir. Bizimle beraber iyileşmesi gereken her şeyi görmemizi sağlayan bir fırsat.

Sabır ve azimle sağlanan uzun bir ömrün temsili olan bambu ağaçları, dayanıklılık ve kalıcılık için ağır ağır ilerleyen bir zamana öfkelenmememiz gerektiğini bize hatırlatmalı. Ulaşmak istediğimiz yerin neresi olduğunu biliyorsak isterse herkes bizi kış uykusunda sanabilir, bir bambu ağacı gibi gecenin içinde yol alırken. Burada kaçırılmaması gereken önemli bir noktayı da Çinlilerin bambu ağaçlarına dair bir inancı bize hatırlatıyor: “Bir bambu ağacını hızlı büyümesi için gerektiğinden fazla gübreler ya da sularsan o dayanıklı ağacın gövdesi paramparça olabilir.”

Bazen değişim bizim için yavaş olabilir hatta görünmez. Ama bir anda kendimiz dahil herkesi şaşırtabileceğimizi unutmamalıyız, uzun gövdesiyle yukarı tırmanan bir bambu ağacı gibi. Güzel günler elbet gelecek, yavaş yavaş ve yeniden.