Konuk Yazar: Meltem Kofoğlu

Arkadaş Z. Özger İlk Kitap Ödülü ve Selçuk Baran Öykü Ödülü gibi önemli ödüllere sahip olan İsahag Uygar Eskiciyan’ın yeni öykü kitabı Patates Jazzı adlı kitabı hakkında konuştuk. Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi, Pause Anıtı, Metropol Ninnisi, Zift, Konteyner Zaafı isimli kitaplar da bulunan Eskiciyan’ın yeni kitabı sıcacık öykülerden oluşmakta… Yazar, Patates Jazzı’nda bize sade ve samimi kısa hikâyeler toplamını, “patates” olmanın halet-i ruhiyesini sunuyor. 

Öncelikle, birçok okurunuz İsahag Uygar Eskiciyan’ı merak ediyor. Sosyal medya üzerinden bir fotoğrafınıza bile rastlayamıyoruz. Okurlarınızın bir nebze olsa merakını gidermek adına İsahag Uygar Eskiciyan’ı bize biraz tanıtabilir misiniz? Kimdir, nereli, nerede yaşar, bir gününü nasıl geçirir?

Birinden kendini anlatmasını istediğimizde onun yalan söylemesini de göze almalıyız. Çünkü kendini anlatmak zordur, hatta bana bu, kendini yaşamaktan daha zor gelir ki dil ister istemez anlatınca yalana dolanır. Aslında hiç fotoğrafım yok denilemez, çektiğim fotolarda kendim yokum sadece. Kaktüslerim, semerder figürlerim var mesela, bazen elimdeki kadehi bazen de kitabı gösterdiğim fotoğraflar olur. 

Öte yandan okurun, yazarın kaşıyla gözüyle yüzüyle de ilgilendiğini düşünmüyorum, onları ilgilendiren kitaptır, kitabın içindekidir. Ama kısaca tanıtayım yine de dilimin yalana dolanmasına gerek kalmaması için kısa tutmak zorunda kalacağım.

Şu ki, başka bir kimlikle doğdum ve öyle yaşadım bir süre. Çocukluktan çıkmış birinin kendini tayin hakkına olan inancımla söylüyorum: İstanbul’da ikamet etmekteyim ve günüm yaşamakla geçiyor ve en önemlisi oturup yazdığımda kendimim, sokaktaki meskûn beden ben değilim.

Kitap, Enis Batur’dan bir alıntı başlamakta: “Beni alkışlamışsınız, yermişsiniz, patatesin gerçekliğini değiştirir mi bu?”

Enis Bey’in Patates adlı kitabında geçen bir cümle. Kitabımdaki “patates” kavramını desteklediğini düşündüğüm için aldım. Şunu da belirtmek isterim, Enis Batur gibi bir yazarın varlığı edebiyatımız için büyük bir güzellik. “İyi ki var” dediğim yazarlarımdan biri.

Kitabınızın isminden de anlaşıldığı gibi birçok öykünüzde imge olarak patatesi görüyoruz. Neden patates?

Bu çok zor bir soru. Neden patates? Birçok nedeni var aslında. Çok severim, bu bir. Sonra,  Patates Jazzı’nda yazdığım ilk öykü “Patata ve Papatya”ydı. Oradaki Patata’yı çok sevdim. Bir türlü bırakamadım. Öyle ki kitap yayın aşamasındayken bile son bir Patata öyküsünü yetiştirmeye çalıştım. Yetişti de. Toprak altındaki bir patates kendinden yeni patatesler türetmesi gibi oldu.

Patates kavramı öykülerinizde bir ritme dönüşüyor. Bütün öykülerinizde, önceki kitaplarınızda olduğu gibi özgünlük ön planda…

Teşekkürler. İyi ki bu bir soru değil, yoksa cevap vermek ukalalığa dönüşebilirdi.

Patates Jazzı’nda birinci kişi ağzından yazılmış öyküler çoğunlukta. “Ben” dilini kullanmanızın nedeni, öykülerinizi yazarken geçmişinizden etkilenmeniz olabilir mi?

Yok, hatta otobiyografik öğeler yok denecek kadar az. Birinci kişi ağzından anlatmak kolay geldiği için olabilir. 

Patates Jazzı’nda eskiye ve çocukluk günlerine özlem yoğun hissediliyor. İnsan zihnini bir hayli yoran günler geçiriyoruz. Bugünlerde yaşadıklarımızla ilgili neler düşünüyorsunuz? 

İnsan, doğaya ihanetinin acısını çekiyor! Biz içerideyken en büyük ozon deliği kapandı, yunus sürüleri boğazda görülmeye başladı; nesli tükendiği düşülen kedi türleri, geyikler sokaklara indi; gökyüzünü daha parlak görmeye başladık. Bunu atlattığımızda keşke, bu yaşadığımız zor günlerin ve yaşamını yitiren insanların anısı hürmetine yılda bir iki gün evde kalmayı, gönüllü karantinayı bir ritüel haline getirsek… Doğanın toparlanması için, çocuklar için… Çünkü insan evladı doğanın bir parçası olmaktan çıkıp laneti olmaya başlayalı asırlar oldu.

Bir yandan da geçirmiş olduğumuz zor günler bizlere eski günlerimize ve anılarımıza sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor öyle değil mi?

Bana göre anılardan daha çok gösterdiği, çocuklara bırakacağımız güzel bir dünyanın artık olmayacağıdır.

Son bölümdeki öykülerinizde Sarkis’i anlatıyorsunuz. Sarkis’in hayatınızdaki önemi büyük olmalı.Sarkis yani kuzen Sarkis, neyi temsil etmekte?

Sarkis, anlatıcının kuzenidir, benimse hiçbir şeyim. Ama anlatıcıyı tamamlamak gibi önemli bir yönü var. 

Günümüzde, Türk Edebiyatı’nda yazılan öyküleri başarılı buluyor musunuz ve Türk Edebiyatı öykü konusunda dünya edebiyatında nasıl bir konuma sahip sizce?

Türk edebiyatında başarılı öykücüler elbette var. Dünyada öykü konusunda iyi olduğumuzu düşünüyorum.

Üslûbunu en çok beğendiğiniz yazarlar ve en beğendiğiniz eserleri hangileri acaba?

Beckett, Gogol, Bernhard, Vonnegut, Sait Faik, Feyyaz Kayacan, Salâh Birsel, Hulki Aktunç, Enis Batur, Proust, Canetti… Liste böyle uzar.

Şiir ve öykülerinizi yazarken belli bir rutininiz var mı?

Hiç yok. Deftere kısa notlar alırım, bazen de aklımdaki yazmak için direkt bilgisayar başına geçerim.

Yaratım sürecinde en çok nelerden etkileniyorsunuz?

Öyküyü başlatacak herhangi bir cümle ya da fikir oluyor bu.

Ve en son Patates Jazzı ile ilgili bize ne söylemek istersiniz?

“Henüz dünyada olduğunu öğrenmeyenlere, çocuklara…” ithaf ettim kitabı. Güzel günler yaşasınlar.

Söyleşiniz için teşekkür ederiz…