Freud’un ortaya atmış olduğu penis kıskançlığı fikri yıllardır tartışılıyor. Basit olarak anlatmak gerekirse kadınların daha çocukken erkek olmadıklarını fark etmelerini ve erkeğin penisinin olmasını kıskanmasını kast ediyor. Bu noktada kız çocuk bir penise sahip olmak istiyor ve bunun yokluğu altında eziliyor.

Freud penis kıskançlığının evrensel ve her kadın için geçerli olduğunu iddia ederdi. Klinik deneyler ve diğer araştırmalar bunun tam olarak böyle olmadığını henüz Freud yaşarken dahi ortaya koymuştu. Hindistan, Nepal, Tayland gibi ataerkinin (erkek kültürünün) hâkim olmadığı yerlerde penis kıskançlığına dair belirtilerin bulunmaması psikanaliz dünyası tarafından yeterince ciddiye alınmadı.

Freud bu kanıya yalnızca kendi yaşadığı dönemin erkek egemen koşullarına bakarak varmıştı. Fakat bence hatası bunun her bölge için ve her kadın için geçerli olduğunu varsayması idi. Freud’un kendi yaşadığı dönemde dahi onun geçmişte öğrencisi ve sıkı bir Freud’çu olan Karen Horney, penis kıskançlığına dair araştırmalar yapmış ve sonuç olarak Freud’u doğrulamayan bulgular elde etmişti. Buna göre aslında kıskanılan penis değil yalnızca iktidar idi. Horney’nin sesi Freud kadar gür çıkmadığından mı yoksa psikanaliz cephesinin de maalesef o dönemlerde cinsiyetçi bir bakış açısına sahip olmasından mı bilinmez ama dünya daha çok penis kıskançlığı kuramının üzerinde durmayı tercih etti.  Horney, penis kıskançlığını araştırırken vajina ya da rahim kıskançlığı adını verdiği kurama ulaştı. Fakat bu, bu yazının konusu değil.

Psikanaliz tarihinde dikkatimi en çok çeken şeylerden biri de erkek psikanalizciler yalnızca soyadları ile anılırken kadın psikanalizcilerin tam ismi ile anılması. Bu bence bir tip -dilde- aşağılamadır. Mesela Freud, Fromm, Lacan, Jung ya da Adler derken Melanie Klein, Karen Horney demek zorunda kalıyoruz.

Penis kıskançlığının çokça yayılmasının ve tutulmasının sebeplerinden birinin de erkeklerin kendilerini kadınlardan üstün tutma arzusundan kaynaklandığını düşünüyorum. Yani erkekler kadınların kendilerini ve daha da korkuncu penislerini kıskandığını düşünmekten bir şekilde haz alıyorlar.

Peki, kadınlar aslında neyi kıskanıyor?

Bence bu oldukça basit, her şeyden önce her kadın bu bahsedilen durumu yaşamaz, bunun için gerekli şartlar olması gerekir. Türkiye bunun için çok uygun bir ülke ve toplumdur. Toplumun büyük kısmında kadın ikinci sınıf insan olarak görülmektedir. Erkeğe neredeyse sınırsız özgürlük tanınırken kadınlar sürekli sınırlanırlar. Kadın erkeğin özgürlüğünü kıskanmakta ya da o özgürlük koşullarına özenmektedir. Örnek vermek gerekirse, çocuk ilk etapta cinsiyetsiz, dinsiz, dilsiz, ahlaksız doğmaktadır yani tamamen özgürdür. Aile çocuğu doğduğu andan itibaren tanımlamaya başlar. Her bir tanımlama çocuğa sosyal statüsünü, durması gereken yeri verir. Yani çocuğun ne ya da kim olduğuna kendisi değil ailesi karar verir. Bu da çocuğu sınırlar. Bana göre bu istismardır.

Bir kimsenin gerçekte kim olduğunu bulmasını engellemek onun iradesine tecavüzdür. Bir kız çocuğu, erkek olan kardeşine ailenin yaklaşımı ile kendine olan yaklaşım arasında fark görürse bu durumda ayrımcılığı fark etmiş olur. Örneğin penis her yerde (misafirlere ya da sokaktaki insanlara) gösterilirken, kız çocuk daha durumun farkında bile değilken ona organını sıkı sıkı kapatması, göstermemesi öğütleniyor. Bu durumda bir çocuğun kendi organını suçlaması ya da kendini suçlu hissetmesi gayet doğal oluyor. Daha sonra çocuk aile ve toplum tarafından tanımlandıkça ve erkek çocuğa olan pozitif ayrımı gördükçe kız çocuğun erkeği kıskanması ya da keşke erkek olarak dünyaya gelseydim diye düşünmesi de kaçınılmaz olabiliyor.

Erkek toplumu tarafından kadın sürekli olarak bastırılıyor, sınırlanıyor, tanımlanıyor. Örneğin erkeklerin saçını örtmesine gerek yokken kadınlara sürekli olarak saçlarını, vücutlarını örtmeleri, saklamaları gizlemeleri tembihleniyor. Bu şekilde, kadının rüzgârı hissetmesi, güneşten faydalanması, doğa ile bütünleşmesi, yüzmesi, havayı yeterince alabilmesi, sıcak havalarda serinleyebilme gibi temel ihtiyaçları yok sayılıyor.

Bebek üretim aracı, cinsel obje ve hizmetçi olarak kadın

Sütyen denen şey dahi memeleri sarkıttığı ve kadınları rahatsız ettiği halde sırf erkekler kadınların meme uçlarının görünmesini istemediği için var ve kadınlar tarafından sahipleniliyor. Oysa ereksiyon olan erkekler için kartondan ya da metalden külotlar üretilmiyor. Bu durumlar da kadınların kadın olmaktan içten içe hoşlanmamasına neden olabiliyor. Bir otomobilmişçesine üstleri örtülmeye, gizlenmeye maruz kalan kadınlar kendini ikinci sınıf insan olarak hissetmelerini gene erkekler sağlıyor. Reglden utanmaları gerektiğinin onlara toplum tarafından öğretilmesine de değinirsek hatta şu sıralar hamile olan kadınların dahi evlere kapanmasını isteyecek kadar iğrençleşmelerini de hesaba katarsak kadın olmanın ne kadar konfordan uzak olduğunu da görmüş oluruz. Kadın çoğu zaman toplum için bir bebek üretim aracı, cinsel obje ve hizmetçidir.

Yapılan araştırmalar kadınların özgür olduğu toplumlarda penis kıskançlığı bulgusuna rastlanmadığını gösteriyor. Erkeğin sosyal pozisyonunu kıskanma durumu katı ailelerden özgür aileye gidildikçe yok oluyor. Çünkü eşit davranış söz konusu olduğunda kadın, birey olabiliyor.

Diğer konulara gelecek olursak kadın erkekler tarafından sürekli olarak sınırlanıyor. Mesela birçok insan bir kadının asla bir erkek kadar güçlü olamayacağı inancına sahiptir. Oysa yeterli çalışma ile erkek ve kadın bedensel olarak aynı güce sahip olabiliyor. Kadınlarla ilgili küçük düşürücü, aşağılayıcı, sınırlayıcı, yıldırıcı bilgilerin çoğunun erkekler tarafından ortaya atıldığını fakat bunun günümüzde erkek toplumda yetişmiş, erkek zihniyeti içinde olan kadınlar tarafından da sahiplenildiğini ve anneler ve aile tarafından da çocuklara bu şekilde öğretildiğini unutmayalım.

Bazı kız çocukları daha çocukken onlara koyduğumuz sınırlar yüzünden kendi cinsiyetlerini sorumlu tutuyorlar. Bu durumda kendi cinsiyetlerinden kaçmaları, utanmaları da normal görünüyor. Bunun dışında taciz, tecavüz, ensest gibi durumlarda erkeğin değil kadının sorumlu tutulması da onları cinsiyetlerinden nefret eder hale getiriyor. Çocuk, sadece var olmasına rağmen erkeğin saldırısına uğruyor ve kendisi sorumlu tutuluyor. Bu durumda çocuk tek suçunun kadın olarak dünyaya gelmek olduğunu düşünebilir.

Bir bölge kadınlar açısından ne kadar tehlikeli ise orada kadın olmak da o kadar zor olacaktır. Bu zor şartların da kadın olmalarından kaynaklı olacağını düşünen kadınlar içten içe kadın olmamayı, erkek olmayı arzulayabileceklerdir. Bu tip durumlarda o bölgede penis kıskançlığı denen durumun kültürel manada yaşanması yoğun halde karşımıza çıkabilir. Fakat yoğun şekilde kadın düşmanlığının olduğu bölgelerde dahi eğer bir aile kızlarını erkek çocuklarından çok farklı olmayan türde bir sevgi ve yaklaşımla büyütüyorsa o kız çocuğu cinsiyetinden utanmayacak, nefret etmeyecektir. Örneğin Türkiye’de Alevi ailelerde veya ilerici tabir ettiğimiz topluluklarda kadının kadın olmaktan ıztırap duyması bence pek mümkün değildir. Aslında bu etnik ya da dini kimlikle değil tamamen ailenin çocuklarına cinsiyet ayrımcılığı uygulamamasından kaynaklıdır. Fakat çocuğunun giyimini ve yaşamını, dini, siyasi, askeri ya da ahlaki kurallara göre şekillendiren aileler mutsuz bireyler yetiştirmekten de kurtulamayacaklardır.

Çocuk, çocukken salt olarak penisi bir simge olarak görebilir. Burada penisin simgelediği şey güç, özgürlük, iktidar, rahatlık ve daha fazlasıdır. Burada kıskanılan şey simgenin kendisi değil arkasında yatanlardır. Kadına karşı ayrımcılık sürdükçe çocukluktan itibaren var olabilecek kıskançlık ya da kendi cinsiyetinden ıztırap duyma durumu sürecektir. Başka bir örnek hâlâ öyle mi bilmiyorum ama yurtlarda kadın öğrenciler akşam 22.00’ye kadar yurda girmekle yükümlü tutulurken erkek öğrenciler için bu saat 00.00’dır.

Kadın, ilk cinsel deneyiminin ailesi tarafından öğrenilmesi ardından dayak ya da ölümle yüz yüze gelirken erkek çocuk onurlandırılır. Hatta bazı babalar çocuklarını ilk deneyimleri için kendisi finanse eder.

*Siz de isterseniz, bu yazının altına benim aklıma gelmeyen ama sizlerin bildiği ayrımcılıkları yazabilirsiniz.

Aslında bu “kıskançlığın” farklı bir türünü aramızda herkesin büyüklere (yetişkinlere) öykünme olarak yaşadığını da düşünüyorum. Küçükken ailemiz bizi kadın, erkek, LGBTi olmamız fark etmeksizin farklı derecelerde de olsa kısıtlamıştır. Her şey için onlardan izin almak zorundayız, hesap vermek zorundayız, ekonomik olarak onlara bağımlıyız. Fakat yetişkinlere baktığımızda o özgür, hesap vermeyen, alım gücüne sonuna kadar sahip ve bizim mahrum olduğumuz birçok şey ile arasında hiç mesafe yok gibi görünür. Bu yüzden çocukken büyüklere, yetişkinlere özeniriz.  Bir an önce büyümek isteriz. Onların yapabildiklerini yapıp özgür olacağımızı sanırız. İşte bu da tıpkı penis kıskançlığı kuramında olduğu türden bir “kıskançlıktır” ama burada kıskanılan yetişkin olmak değil yetişkin olmanın avantajlarıdır.

Cinsiyetçi ayrım dünyanın birçok yerinde mevcut, ne kadar sert olursa kadınlara yönelik saldırılar ve kısıtlamalar, kadının kadın olmaktan illallah etmesi de o kadar mümkündür. Kadınlarla ilgili olarak ortaya atılan birçok problemin varlığının sebebi gene erkek kültürü ve baskısı. Ayrıca problemleri çözme konusunda gene sorumluluğu kadına atıp bunu kadından kaynaklanan bir eksiklik gibi göstermeyi de alışkanlık edinmişiz. Kadın olmak aşağılanıp erkek olmak yüceltildikçe kadınlar ve LGBTİ bireyler cinsiyetlerinden dolayı üzüntü duymaya ve acı çekmeye devam edecektir. Bunu da bizim şeyimizi kıskanıyorlar diye basite indirgemek sorunu çözmez, derinleştirir.