7-8 santimetrelik gövdesiyle, koltuk demirinin hemen üzerinde duruyor. Hareket edersem üzerime sıçrayıp, ben sana ben hareket et demeden; edemezsin demedim mi dercesine yeşil gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

Şaşkın, korkmuş ve sinmiş bir haldeydim. Ne yapacağımı nasıl davranacağımı hiç bilmiyordum. Aslında kader ilk başta onunla benim bir araya gelmemi istememişti. Hemen önümde oturan anne kızdan, kızın annneaaaaghh kocamann, deyip ağlamaya başlamasıyla beraber, anne kız dolmuştan apar topar inmiş, beni o muhteşem canlıyla baş başa bırakmışlardı.

Çiftçi değildim, tarımla uğraşanlar dışında, başka kimseye bir zararı olmayan çekirge yoldaşımdan öcü gibi korkuyordum. Üstelik anne kızın korkuyla kaçarak inmeleri, dolmuşun gergin bir havaya bürünmesine sebep olmuştu. Bütün gözler üzerimdeydi. Anne kızı korkutup kaçıran bu canlı karşısında insanoğlunun intikam alması, gergin havanın dağıtılması gerekiyordu! Bu görevi dolmuştakiler bana verdiler. Çekirgenin iki önünde oturan, iki kadının olayı çözmem için bana olan bakışlarını fark etmiştim ve biri hiçbir şey yapmadığımı görünce kafasına vurup öldürsenize demişti. Rengimin attığını fark ettiklerinde ise, gülüp yanındakine; çocuğa bak bir de erkek olacak dediğini işitmiştim. Muhtemelen bu sözler dolmuş şoförünün de kulağına gitmiş, gururlu ve mutlu bir ifadeyle kardeş biraz daha dayan ilerde duracağım, o ara ben hallederim demişti.

Utanmıştım. Toplumun bana dayattığı “korkusuz” karakterine bürünmeye çalışıyordum. Hatta bir ara kendimi inandırmaya çalışarak erkek adam korkmaz Sinan bile dedim. Hadi çekirgeyi bir kâğıda sar ve dolmuştan dışarı at! Yapamadım. Bu topluma layık bir erkek olamadım ve dolmuştan inip eve yürüyerek gittim.

Gecenin bir saati, son dolmuştan inip eve yürüyerek gidebilecek kadar şanslıydım. Çekirgenin yerine tacizci bir erkek, benim yerime de bir kadın olsaydı durum bu kadar kolay atlatılamayabilirdi. Çünkü tacizden rahatsız olan bir kadın “gerçekten” rahatsız olmuşsa dolmuştan inmesi gerekir. Ama gecenin bir saati dışarda tek başına dolaşıyorsa da başına gelecekleri zaten kabul etmiştir. Yani yerime geçen kadın ne yaparsa yapsın bu topluma göre tacizi hak etmiştir.

Yine bu topluma göre, aynı kadın sevgilisinden tehdit gördüğü için valilikten koruma talep edebilir ve en fazla ölürsün cevabı alıp gönderildikten sonra, öldürülebilir. Cinayeti işleyen canavara da bana küfretmişti savunmasından sonra iyi hâl indirimi verilebilir.

zuhal gunes
Fotoğraf: Evrensel

Başka bir kadın iş yerinde patronundan gördüğü cinsel saldırı sonrası şikâyetçi olduğu üst mercilerden ben bir sekreter için genel müdürüme bir şey yapmam cevabını alıp işten çıkarılabilir. Belki öldürülmemiştir ama 25 yıldır çalıştığı yerden, uğradığı tacize karşı başkaldırmasından dolayı işten atılması, ölüm gibi bir şey yaşamasına sebep olmuştur. Bu acıyla beraber hakkını arayan bu kadın, Zuhal Güneş 29 Mart’ta tacize uğrayıp işten çıkarıldığı E.C.A Valfsel önünde haklı mücadelemden asla vazgeçmeyeceğim. Hiçbir kadının tacize karşı susmaması gerekir. Makamların büyüklüğü tacizi haklı kılmaz, diyerek başladığı onur nöbetine hâlâ devam etmektedir. Şirketi koruyup aklamaya çalışanların kendilerini tanımladıkları “ilke ve taahhütlerine” uygun bir tavır alana kadar da haklı mücadelesini sürdüreceğini belirtmiştir.

Kanımızı donduran bu tür olayların bugünlerde daha fazla yaşanması tabii ki tesadüf değil. Sadece olanları duymak, haberdar olmak ve dile getirerek mücadele etmek ne yazık ki yeterli olmuyor. Herkesin öncelikle kendisini eleştirmesi gerekiyor. Özellikle, bu yazıdaki kelimelerin sahibi de dâhil tüm erkeklerin ikiyüzlü davranıştan uzaklaşması, bulunduğu ortama göre düşüncelerini değiştirip; söylemlerini ve tavırlarını değiştirmemesi gerekiyor. Ya ben tabi kii tacizciyi savunmuyorum ama ülkede sapık çok bu toplumda dikkat etmek gerek gibi “ama”lı naif gibi görünen düşüncelerin yanlışlığını kabul etmek, bir topluluk, bir şirket ya da bir millet adına yorum yapıldığında adamlar yapıyor, adamlar aşmış, adamların ürünleri berbat, adamlar batırmış, adamların kafası bizimkinden biraz geç algılıyor, adamların eski dostum tankla gelmiş albümünü dinledin mi, gibi tümceler kurarak bütün dünya bir cinsiyetin üzerine kuruluymuş gibi davranışlardan kaçınmak ya da Buca Belediyesi gibi 8 Mart Dünya Kadınlar gününde, kadına uygulanan erkek şiddetine karşı bir şey yapmaya çalışıp, aynı zamanda bunu “Dünyaya erkek olarak gelmiş olabiliriz. Önemli olan adam olabilmektir. Biz adam olduğumuzda kadınlar ölmeyecek” gibi adamlığa övgü içeren bir şekilde sunarak insanların aklına; bu ne yaman çelişki anne sorusunu getirmemek gerekiyor.

Belki de en önemlisi, erkek egemen toplum hakkında eleştirel bir ürün ortaya koyduktan sonra gönül rahatlığına kapılıp, kendini bu suçtan sıyırmaya çalışmamak, ben cinsiyetçi biri değilim. Asla böyle bir tavır sergilemiyorum. İşte, bu konuda şu şekilde yazı bile yazdım, dememek, konu ile ilgili farkındalığımızı arttıran, ortak olduğumuz suçu yüzümüze çarpan dostlarımızın kıymetini bilerek, her yer de bir şekilde bu mücadelenin içinde yer almak, hiçbir zaman tatmin olmayarak; kendimizi törpülemeye devam etmemiz gerekiyor.