Yaşamın birçok alanında olduğu gibi tasarımda da yeşil hareket, dünya çapında geçerlilik kazanıyor; mimarlar da tasarımlarında çevreci yaklaşımlara yer veriyor. Geleneksel malzeme ve yapım tekniklerine alternatif olarak görülen kargo konteynerleri, kullanılmış malzemenin geri dönüşümünü sağlama olasılığıyla çağdaş tasarımcılar ve kullanıcılar için akılcı bir seçim olarak öne çıkıyor. Nakliye görevini tamamlayan konteynerleri boş olarak geldiği ülkeye geri göndermek, yenisini satın almaktan daha maliyetli. Bu nedenle dünyanın her yerindeki limanlarda, kullanılmayan kargo konteynerleri bulmak mümkün.

Sağlamlığı, zorlu hava koşullarına dayanıklı oluşu, ucuzluğu, erişim kolaylığı, prefabrik olarak hızlı üretilmeye ve geri dönüşümle yeniden kullanılmaya müsait oluşu gibi avantajlar var. Bu avantajlar kargo konteynerlerini mimarlar için oldukça çekici, yeni bir tasarım nesnesi haline getiriyor. Kullanıcılar ve tasarım takipçileri tarafından da hem görsel anlamda yeni bir keşif hem de çevreye duyarlı ve akıllı tasarımın çağdaş bir sunumu olarak beğeni topluyor.

LOT-EK tasarımı Puma City, taşınabilir bir mağaza ve etkinlik alanı.
LOT-EK tasarımı Puma City, taşınabilir bir mağaza ve etkinlik alanı.

Tasarlanma amacı dışında kullanılan çoğu üründe olduğu gibi konteynerler de avantajlarının yanında uygulamaya yönelik problemleri de beraberinde getiriyor. Konteynerlerin yeniden kullanımı, enerji ve para sarfiyatına yönelik verimli bir alternatif olarak görünse de bu metal kutuları içinde yaşanılır hale getirmek için harcanan enerji tahmin edilenden fazla.

Kullanılmış konteynerlerin, geri dönüşümü için ciddi bir temizliğe maruz kalması gerekiyor, çünkü yüzeylerini okyanusta ulaşıma dayanıklı kılan kaplamalar kromat, fosfor ve kurşun gibi zararlı kimyasallar içeriyor. Ayrıca konteynerlerin çoğunda kullanılan ahşap döşemelerin, bitki zararlılarını uzak tutmak adına, krom ve arsenik gibi kimyasal pestisitler içerdiği biliniyor. Kumlama tekniği ile yüzeyi soyularak temizlenen bir konteyner, kullanabilecek hale gelene kadar yaklaşık 500 kilo kadar zehirli atık üretiyor, konteynerleri taşıma ve yerleştirmede kullanılan ağır makinelerin tükettiği fosil yakıt da projenin ekolojik ayak izine önemli bir yük getiriyor.

Olumsuzluklar da mevcut

Öte yandan, içinde yaşayabilmek için konteyner yüzeylerinin çok iyi yalıtılması gerekiyor, aksi takdirde metal malzemenin iletkenliği ve ısıl kütle etkinliği düşünüldüğünde, iklime göre donmanız ya da yanmanız işten bile değil. Yüzeyleri yalıtmak, konteynerin içinde ya da dışında ikinci bir kabuk imal etmek anlamına geliyor. İçe yapılan yalıtım ile tesisatı saklamak ve dışarıda konteyner görüntüsünü korumak mümkün, fakat ciddi bir ısı köprüsü ve yoğuşma problemiyle baş etmek gerek. Dıştan yalıtım ise teknik açıdan daha sağlıklı olmakla birlikte yapının yeni bir sistemle kaplanması anlamına geliyor. Her iki uygulama da yapılan işin verimini sorgulatıyor.

Olumsuz bir diğer faktör, konteynerin boyutları; sorun, konteynerlerin yaşama birimleri olabilmek için çok dar olmaları. Ortalama bir konteynerin 2,35 metre olan genişliği, yalıtım ve diğer bitirme malzemeleri uygulandığında 2,10 metreye kadar düşüyor. Birden fazla konteyneri birleştirip geniş mekânlar yaratmayı düşündüğümüzde ise karşımıza yapısal bir problem çıkıyor; konteynerin yüzeyleri yük taşımaya müsait değil. Dolayısıyla, bir konteynerin yüzeyinde açacağımız delikler (örneğin kapı ve pencereler) yapısal bütünlüğü bozduğu için ekstra bir konstrüksiyon kurarak sistemi güçlendirmek gerekiyor.

Diğer bir yapısal kısıtlama, konteynerleri üst üste kullanırken karşımıza çıkıyor. Konteynerlerin üst üste stoklanmak üzere tasarlanmış ve kendi kendini taşıyabilen kapalı kutular olmasını fırsat bilen mimarlar, konteynerleri tıpkı Lego parçalarıyla oynar gibi kullanarak farklı tasarımlar yapıyorlar. Tasarlarken farkına varılmayan, ancak iş inşa etmeye geldiğinde karşılaşılan gerçek, konteynerlerin köşelerinden üst üste koyulmadığında yapısal olarak taşınamayacak bir sistem oluşu; yani konteyner bloklarını konsol çıkarak ya da şaşırtarak farklı açılarda üst üste koyabilmek için projeye yine ekstra destek taşıyıcı gerekiyor.

Sonuç olarak, yapının tüm yüzeylerinin temizlenmesi, döşemelerin değiştirilmesi, bir çatı sistemi kurulması, özel tekniklerle kapı, pencere ve benzeri açıklıkların kesilip çıkarılması, destek taşıyıcı sistemlerin kurulması, yalıtım, tesisat, nakliye işleri derken harcanan kaynaklar artıyor. Herhangi bir prefabrik sistemden daha ucuz, daha hızlı veya daha verimli olmayabilen bu sistem, “geri dönüşüm”, “yeşil”, “ekolojik” olarak yansıtılan projelerin etkinliğinden şüphe duymaya yol açıyor.

Mumbai’de gökdelen tasarım yarışması öneri proje, CRG Architects
Mumbai’de gökdelen tasarım yarışması öneri proje, CRG Architects

Çok sayıda başarılı örnek umut veriyor

Mumbai’nin konut sorununa çözüm aramak için açılan, konteynerden gökdelen tasarım yarışmasına gönderilen projeleri eleştiren, kendisi de kargo konteynerleri ile çalışan mimar Mark Hogan’a göre, konu endüstriyel estetiğin arzulandığı geçici bir tesis ya da koşullar gereği yerinde inşa edilmesi uygun bulunmayan bir yapı olduğunda, duyarlı ve mantıklı bir çözüm olabilecek konteyner, konu kalıcı bir yapı özellikle konut olduğunda mantığını ve gücünü kaybedebiliyor. Barınmayı çözülmesi gereken teknolojik bir sorun olarak görmeyen Hogan, en ekonomik yolla en kısa zamanda barınma (afet, mültecilik gibi durumlarda) veya bireysel mobil barınma ihtiyacı söz konusuysa konteynerlerin uygun bir çözüm olabileceğini savunuyor.

Geleceğin mimarlığı ve yapım tekniklerini düşünürken, ekoloji ve azalan kaynakları göz önünde bulundurmak, duyarlılıktan öte artık bir zorunluluk haline geldikçe hızlı, ucuz, mobil ve “yeşil” sistemler geleceğin mimarlığında daha büyük yer tutacağa benziyor. Fakat her şeyin kolaylıkla trend ve pazarlama aracı haline geldiği, hap bilgiler denizi içinde boğulduğumuz şu günlerde, görselliğe ve tanıtım stratejilerine kapılarak kolaylıkla yanılmamız ve önümüze “eko”, “yeşil”, “geri dönüşüm” etiketiyle gelen her ürünü veya projeyi “beğenip” benimsememiz çok mümkün. Yeni ve “yeşil” fikirler üretmeye, duymaya ve görmeye ihtiyacımız var. Ancak yaşam alanlarımızın çeşitli yollarla pazarlanan tüketim nesneleri durumuna düştüğü bu ortamı iyileştirmek adına, dürüst tasarımlar talep etmek ve değer yaratma söylemiyle sunulan fikirlerin hayata geçirilme sürecini takip etmek gerekiyor. Dünyanın imdat çağrısına cevap vermenin yolu, doğru bilgi ve gerçek deneyimlerden yola çıkan yaratıcı çözümlerden geçiyor.

Tüm bunların üzerine, “E nasıl yapılacak bu iş?” diye soranlara, merak edip incelemek isteyenlere, çok sayıdaki başarılı örnekten birkaçını buraya bırakalım…

LOT-EK tasarımı MDU, dünyanın her yerine taşınabilir mobil bir konut projesi. Cepheye çıkma yapan birimler, istenildiğinde içeri itilerek taşımayı kolaylaştırıyor.
LOT-EK tasarımı MDU, dünyanın her yerine taşınabilir mobil bir konut projesi. Cepheye çıkma yapan birimler, istenildiğinde içeri itilerek taşımayı kolaylaştırıyor.
Atelier Workshop tasarımı Port-A-Bach, Çin’de imal edilip Yeni Zelanda’ya taşınmış, mobil bir tatil kulübesi. Katlanıp açılabilir tasarlanan konteyner cepheleri alan kullanımında akıllıca öneriler sunuyor.
Atelier Workshop tasarımı Port-A-Bach, Çin’de imal edilip Yeni Zelanda’ya taşınmış, mobil bir tatil kulübesi. Katlanıp açılabilir tasarlanan konteyner cepheleri alan kullanımında akıllıca öneriler sunuyor.
Arcgency tasarımı Unionkul, yüzde 90 geri dönüşebilir malzemeden, geçici bir çalışma dönemi için inşa edilmiş bir ofis yapısı; konteyner estetiğinin iyi örneklerinden.
Arcgency tasarımı Unionkul, yüzde 90 geri dönüşebilir malzemeden, geçici bir çalışma dönemi için inşa edilmiş bir ofis yapısı; konteyner estetiğinin iyi örneklerinden.

Kaynak: Arch Daily, Tree Hugger 1 / 2