Ömer Faruk Yazıcı’nın Paris Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı Alemlerin Çöpçatanı masal – bilimkurgu tadında öyküleriyle okuyucuya eğlenceli bir okuma deneyimi sunuyor. Anlatmak istedikleri, düşündükleri var. Sade, akıcı bir anlatımla oradan oraya sürüklüyor, kimi zaman da güldürüyor. Bir öyküyü bitirip diğerine geçiyorsunuz, her birinde ayrı bir tat. Masallardan aşina olduğumuz ifadeler, toplumda sık sık karşılaştığımız deyimler de bol. Yaşar Kemal’i hatırlatan öyküler de var, ama en dikkat çekici yönü en sonunda akıllarda bir düşünce bırakması.

Yazıcı’nın öyküleri çeşitli dergilerde yayınlanmış, Türk Edebiyatı Genç Sanat adlı dergide ve kişisel bloğu Acayib-ül Hikayat’da şiir, deneme, hikâyelerini yazmaya devam ediyormuş. Gelecekteki kitaplarını da merakla bekliyoruz, bu sırada yeni yazılarını da takip edeceğiz.

Bu kitapta ise eğlenceli, çok eğlenceli, tuhaf mı tuhaf öyküler var. Türk kültürünü, Türk ailesini, mitleri, alışkanlıkları, düşünceleri çok iyi tanımış ve başarılı bir şekilde işlemiş öykülerinde. Öykülerde ilgimi çeken iki şey var, bazı öykülerde tek bir duygu etrafında dönerken, bazı öykülerde tarafsız, hissiz bir seyirci olarak yer alıyoruz. Öyküdeki kişilerin yönlendiren duygunun okuyucu tarafından da hissedilmesini hayranlıkla karşılıyorum. Bahsettiğim diğer tipteki öykülerde de kişiler ve olaylar akarken biz seyirci oluyoruz, böyle zamanlarda da okuyucu, bir kişi neler yaşayabiliyor ve hissedebiliyor böyle diye hayret ediyor.

Bu öykülerde geçmiş ve alışkanlık göze çarpan ilk şeylerden ama öyküyü bitirip sayfayı çevirince aklınızda henüz okuduğunuz öykünün geleceğine dair düşünceler ve bir şaşkınlık kalıyor. Daha fazlası her zaman hayal edilebiliyor. Benzer şekilde sıradan olanın içindeki fantastik unsurların mermerin içindeki parıltılar gibi olduğunu görüyorum. Bizim coğrafyamızda maneviyat gerçekten de böyle. Miktarı az olsa da her zaman kendine yer buluyor. Akıllıca seçilmiş ifadeler dikkatimi çekti, bunları çok sevdim. Her zaman anlatmak istenilen bir şeyler var ve ben bunun okuyucuya sezdirilmeden yapılmasını seviyorum. Bir öykü okuduktan sonra aklımda kalmasına, kurgulamaya devam etmeye, üzerinde düşünmeye bayılıyorum.

Benim bu öyküler arasından en sevdiğim ikisi Hz. Yılan ve Kilin. Hz. Yılan’ı çok etkileyici buldum, insanların kötülüğü asla kendilerinde aramayıp doğaüstü olana yüklemelerine her zaman şaşırıyorum. Doğaya ya da doğaüstü olana ne verirsen onu alırsın, bunu bildiğimizi sansak da iyiliğe karşılık iyilik bulunca epey şaşırıyoruz. Ve Kilin… Hem anlatışı hem anlattıklarıyla olağanüstü bir öykü. Öyküleri değerli yapan bütün özellikleri ve daha fazlasını Alemlerin Çöpçatan’ında okuyucuya ulaştıran Yazıcı’nın emeğine sağlık. Herkese iyi okumalar!