İnsanın doğayı hiç tükenmeyecekmiş gibi algılamasıyla son birkaç yüzyılda doğaya ciddi zararlar verildi. Teknolojinin ilerlemesi, nüfus artışları, kentleşme ve kirlilik gibi insani etkiler sonucu doğaya aşırı yükleniliyor. Bunun sonucu olarak doğanın kendini yenilemesi olan doğal denge bozuluyor. Fakat gelişen bilim ile doğaya verilen zarar anlaşıldı ve 20’nci yüzyılda küresel anlamda ekoloji bilinci oluştu. Bu yüzyılda bilim insanlarının sunduğu ekolojik ayak izi kavramı önemlidir. Belirli bir toplumun doğaya etkisini saptamak için kullanılan bu kavram, doğadan herhangi bir ürünün üretimi sırasında kullanılan tüm alanlar şeklinde de açıklanabilir. WFF’nin raporlarına göre doğayı harcama hızımız, doğanın kendini yenileme hızını geçmiş durumda.

Gerek doğal gerekse insani etkilerle değişen iklim koşulları biyolojik çeşitliliği olumsuz etkilemekte. WFF’nin raporlarına göre biyoçeşitlilikte ciddi azalmalar mevcut. Bazı omurgalı hayvan gruplarında azalma oranı yüzde 50 civarını bulurken en büyük azalma kayalık mercanlarında olup yüzde 72 oranlarındadır. Yine etkilenen bir hayvan grubu da balıklar. İklim değişikliği balıkları da etkilerken aynı zamanda aşırı avlama da (!) balıkları tehlikeye sürüklüyor. İnsanın doğaya bu derece baskısı sonucu birçok bitki ve hayvan türü tehdit altında. Çünkü belirtildiği gibi doğayı harcama hızımız aşırı artmış durumda ve tehdit altındaki canlı gruplarının bu şartlara uyum sağlayacak yeterli vakti bulunmamakta.

Fotoğraf: Yeşim Özbirinci
Fotoğraf: Yeşim Özbirinci

Ülkemiz jeolojik yapısı, iklim şartları ve ekolojisiyle zengin bir biyoçeşitliliğe sahiptir. Türkiye, tür ve ekosistem çeşitliliği kapsamında diğer birçok ülkeden zengindir. Bu koşullarda Anadolu topraklarında birçok medeniyet gelmiş geçmiştir. Anadolu’da medeniyetler ile artan nüfus doğal kaynakları yoğun bir şekilde kullanmaya ve tüketmeye başlamıştır. Uzmanlar, Anadolu topraklarında on bin yıl önce yüzde 70’lerde olan orman varlığının günümüzde yüzde 20’lere düştüğünü belirtiyor. Belirtilen alanların azalmasında; orman yangınları, tarım alanı açmak, sanayi kurmak, kentleşme, şehir çöplerinin imhasını sağlamak için büyük çöplükler kurmak gibi sebepler mevcut.

Batı çeşitli önlemler alıyor

Artık birçok halka açık gezilip, piknik yapılabilecek doğal mekânda yoğun bir çöplüğe dönüşme söz konusu. Atıklarımız olacak maddelerin doğaya etkisine önem verilmeli. Örneğin; batılı ülkelerde naylon poşet yapımında inorganik maddeler yerine organik maddeler kullanılmaya başlandı. İnşaat firmalarının ağaçlandırmaya katkı sağlaması amacıyla da firmalara fon ayrıldı.

Yaşamın temel maddesi olan su için de batılı ülkeler de önlem alınmış durumda. Temizlenen suyun tekrar sanayiye verilmesi sağlanmış, böylece su kaynağına ve içme sularına fazla baskı yapılması engellenmiştir. Ülkemizde de su arıtma tesisleri bulunmakta. Özellikle gelişen teknoloji ile arıtılan su sanayi ve peyzaja verilirken, arıtılan sudan arta kalan maddeler katı halde sanayi yakıtı olarak kullanılmakta.

Biyoçeşitliliğin önemi büyüktür. Bitkisel ve hayvansal kaynaklı besin maddelerimizin büyük kısmı yabani canlılardan karşılıyoruz. Ayrıca biyoçeşitlilik ülke ve toplum için hem kültürel hem de endüstri açısından önem teşkil etmektedir.

Başlık Fotoğrafı: Yeşim Özbirinci / Boğazına kadar çöpe batmış “insanlık”