Belki de en zoru aşka âşık bir adamı sevmek ama öyle alelade değil, hudutsuzca sevmek. Karşılık beklemeden, birçok şeyi görmezden gelerek, içinin en derinlerinden geldiği için sevmek. Bir türlü gidememek ya da zaten hiç gitmek istememek. İşte Piraye de böylesine büyük bir tutkuyla gönülden bağlıydı Nazım’ına.

Şu ana kadar hep Nazım’ın Piraye’ye olan sevgisine şahitlik ettik. O muhteşem şiirleri okudukça bir adam nasıl böyle sevebilir? Bir kadın nasıl bu kadar mükemmel olabilir? dedik. Bu büyük aşkın kahramanlarına özendik. Kimi zaman Piraye olup, o güzel şiirlerin kendimize yazıldığını hissetmek istedik. Kimi zaman ise böylesine şiirler yazdıracak sevdaları yaşayıp, Nazım olmak istedik. Yazılan şiirlerin duygusuna kapılarak, bu büyük aşka imrendik. Peki bu aşkın kahramanlarından Piraye’yi yeterince yakından tanıyabildik mi? Neydi Piraye’de Nazım olmak? Bir adamın geri dönmeyeceğini bile bile hiç eksilmeden, hudutsuzca sevmek neydi?

Gidemezsin. Dönmeyeceğini sandığın hiçbir yola gidemezsin sen. Gittiğini sandığın hayatların içerisinde, olmadık bir anda gözünün önüne gelecek gözlerim. Çaresizliklerinde beni anacak, bir korku ile hatırlayacak, bir meyve ile duygulanacak, belki de bir şarkı ile ağlayacaksın benim için ve kimse bilmeyecek içinde açan yaprakları kanlı, gövdesi yaralı Piraye çiçeğini.

Piraye, Nazım Hikmet’in kızkardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek ve bir kız çocuğu sahibi dul bir kadındır. Nazım, Piraye’yi görür görmez ona aşık olur. 1935’de kimseye haber vermeden evlenirler. İstanbul’a yerleşirler. Ama birlikte uzun süre yaşayamadan Nazım Hikmet’in mahpusluk günleri başlar. O dönemde Nazım, Piraye için bir sürü şiir yazar. Saat 21 den sonra Nazım için Piraye saatleridir. O saat diliminde tüm kelimeler Piraye için kağıda dökülür. Şüphesiz bu bir kadın için inanılmaz bir duygudur. 1946 da Bursa Mahpushanesi’nde yatarken dayısının kızı Münevver’in ziyaretleri sıklaşmaya başlamıştır. Ve Nazım- Münevver aşkı doğmaya başlar. Nazım bu durumu tüm açıklığıyla Piraye’ye anlatır. Ve Piraye kahrolur ama dik duruşunu elden bırakmaz. Münevver bir çocuk sahibi ve evli bir kadındır ve kocası boşanmayı istemez. Hal böyle olunca Nazım- Münevver sevdası zora düşer. Nazım, Piraye’ye mektup yazar ve eğer gelmezse intihar edeceğini söyler. Açlık grevine başlar ve sağlık sorunları sebebiyle hastaneye kaldırılır. Elbette ki Piraye kıyamaz Nazım’ına ve hastaneye gider. Ve hatta çıktıktan sonra evine geri gelebileceğini söyler. Ancak bu sırada içeriye Münevver girer ve Nazım-Piraye birlikteliği fiilen sona erer. Bu Piraye ve Nazım’ın son görüşmesi olur. Sonrasında Piraye’nin yazdıklarından çekip giderek pişmanlık duyduğunu anlaşılıyor.

Piraye, Nazım’dan sonra hayatına kimseleri sokmaz, evlenmez. Ancak Nazım aşka âşık bir adam olarak hayatına başka kadınları alır. Ama şu bir gerçektir ki bu kadınlar içerisinde Piraye, Nazım’la en uzun süre evli kalmış, adına sayısız şiirler yazılmış, Piraye saatleri diye bir zaman dilimine sahip olmuş özel bir kadındır. Nazım’ın hayatına giren kadınların en büyük ortak özelliği kendinden emin, güçlü kadınlar olmalarıdır. Onun dışında bu kadınların hiçbir özelliği birbirine benzemez. Ama hepsi Nazım sayesinde edebiyata ilgi duymuşlardır. Hatta Vera Nazım ile olan anılarını esprili bir şekilde kaleme almış, Piraye de bu yazıları tüm detaylarıyla okuyarak Vera’yı daha yakından tanımak istemiştir.

Piraye, Nazım’ı hudutsuzca sevdi. Ömrünün Nazım’a rastladıktan sonra  başladığını söyleyip, öncesinin yalandan hayat oyunları olduğunu dile getirerek sevdasını ölümsüzleştirdi. İnsanlar ölümlü ama duygular ölümsüz. Tıpkı Nazım öldükten sonra Piraye’nin ona olan aşkının devam etmesi gibi. Nazım’ın ölümünden sonra Piraye’nin hayatı da bir nevi sonlanmıştı ama sonsuz sevgisi eksilmeden devam edecekti. Nazım Hikmet’in ölmeden önce yazdığı son şiire ithafen;

“İçinde yaşamayı hayal etmediğim bir cennetti seninle olmak. “ Gel” dedin geldim hakikaten, fırtına, deprem, tipi ne olursa olsun “ kal” dedin, kaldım. Her şeye rağmen daima “gül” dedin, güldüm. Şimdi senden çekip gidiyorum “öl” dedin öldüm sevgilim.

İşte Piraye Nazım’a böylesine yürekten, böylesine tutkuyla bağlıydı. Biz onu hep şiirlerden, meşhur kızıl saçlarından, Nazım’dan tanıdık. Bu sefer bizleri Piraye’de Nazım olmaya davet eden sese kulak verelim.

“Hep anlattınız, hep yazdınız, iftira ettiniz, kendinizce yargıladınız ama bana hiç sormadınız. Nazım’dan, eşinden, dostundan beni dinlediniz. Ben de Nazım olmak ne demek hiç anlamadınız. Şimdi sıra bende. Sessiz çığlıklarımın yankıları yüreklerinizi titretecek. Susmak yok artık. Haykırıyorum. Seni hudutsuzca seviyorum Nazım…” Nazım’ın Pirayesi.*

*Nazan Arısoy “Piraye’de Nazım Olmak kitabı tanıtım yazısı.