Ülke gündemi oldukça sert. Her gün insanlar ölüyor, ormanlar yakılıyor. Bir hükümet kurulmadığından, alınan kararların, uygulamaya geçirilen davranışların meşruiyeti yoksa dahi bunu sorgulayamıyoruz. Sorgulayana soruşturma açılıyor, sorgulayan hapse atılıyor, sorgulayan öldürülüyor. Ötekiler öldürülüyor.

Bugün bir sosyal medya platformunda gördüğüm haber beni derinden yaraladı, dün gibi, önceki gün gibi, geçtiğimiz pek çok gün gibi. 17 yaşındaki bir çocuk elleri arkadan kelepçeli, yaralı, ambulansın gelmesine polis izin vermediğinden ölmüş mesela. Arkasından gelen asker ve polis haberleri… Feryat eden anneler, nefret saçan politikacılar…

Öteki. Kadın, eşcinsel trans, alevi, Ermeni, Yahudi, Rus. Neyse işte. Türk, sünni ve erkek dışında kalanlar öteki oluyorlar. Tabii hayvanlar da öteki grubundalar, düşünsenize insan bile değiller! Ötekiler akışa, gündeme ve her daim farklılık gösteren çıkarlara göre muamele görüyorlar, öteki olmayanlardan.

Suruç Bombalaması Feryat
(Fotoğraf: IB Times)

Bu normal sınıf insanlar anayasa maddelerinin hitap ettiği, hükümetlerle arası her daim iyi olan ve döviz kuru artışlarını döviz alacak ve vereceklerine göre değerlendiren insanlar. Ne ekonomiden haberdar, ne haklarının farkında. Ölmeyi bayılmak sanıyorlar. Öldükten sonra buradaki vahşetlerinin huriler ve nuriler ile ödüllendirileceğini, akan bal nehirlerde parmaklarını yiyeceklerini ve burada öldürdüklerinin eziyetinin orada da süreceğini düşünüyorlar. Bu insanlar yaşamın, aşkın, hakkın, hukukun, hayvanın, beslenmenin, vatan sevgisinin ne olduğunu bilmiyorlar. 

Onlara göre eşcinseller, başka ülkelerde yaşayan başka din mensupları ve hatta domuzlar bile kafir. Müslüman, sünni ve “Türk” olmayan insanların ölülerinin fotoğrafını sosyal paylaşım platformlarında paylaşıp, “Oh olsun daha da çok olsun, hepsi ölsün” yazıyorlar. Kendilerinden ölenlerin fotoğraflarını da paylaşıyorlar tabii. Üstüne de “Allah yolunda şehit oldu, onlar cennete gidecekler, vatan sağolsun, hepimiz ölürüz” yazıyorlar. Herkesin şehidi kendine. Kimisi şehit namırın diyor, kimisi şehitler ölmez vatan bölünmez. Birinin şehidi diğerinin düşmanı. Hepsinin annesi, babası, çocuğu, akrabası, arkadaşı, bir hayatı var. Hepsi ölüyor, devlet politikalarının altında ezilerek. Kimsenin kaç çocuk sahibi olduğunun önemi yok ölürken, yalnızca uyrukları ve dinleri önem arz ediyor. 

Ormanları yakıyor aynı insanlar. Terörden temizlemek için diyorlar, inanıyor döviz alacağı olan döviz yükselince sevinen insanlar. Ağaçlarımız kesiliyor, derelerimiz kurutuluyor, devletimiz en iyisini bilir diyor aynı insanlar.

Lice Yangın
(Görsel: DİHA)

Devlet dediğin nedir ki güzel insan? Sadece haritalarda görünen, tamamen para, petrol ve makam-mevki amaçlı çizilmiş sınırları korumak için halka rağmen savaşan bir kurum. Peki halk? Halk olmasa neyleyim geniş sınırlı, çok paralı, şakır şakır petrollü, bol nükleerli devleti. Devlet halkını sevse idi, nükleer santral eylemlerinde halka saldırmak yerine dört bir yanımızı güneş panelleri ile çevrelerdi. Devlet sevgi dolu olsa idi, bugün, düzenini bozduğumuz ülkelerden gelen mültecilerin evlerini yıkmaya TOMA’lar ile gitmez idi. Devlet bizim yanımızda olsa idi, mecliste yapılan oylamada terör ve ölümler için evet oyuna kalkardı eller.

Ama devletin tüm oylamaları halka karşı. Yaşamın köküne bir kibrit suyu, üzerine de bir kıvılcım… Emniyet müdürleri intikam yemini ediyor, bir Kürt annesi Türk askerini öpüyor, “Dönün” diyor, “Kimse için ölmeyin anneniz yolunuzu bekler.”

Kürt Anne Türk Asker

Öteki, beriki… Gelin artık ekolojik bakalım hayata. Irkçı fikirlerden arındıralım dört bir yanı. Madem cennet bir yurdumuz var, öve öve bitiremediğimiz, şarkılara türkülere bestelediğimiz, neden bu doğa katliamları? Ne istiyorsunuz dünyadan? Ne bekliyorsunuz öldürdüklerinizin torunlarından, ne bekliyorsunuz, hayvansız, ağaçsız bir yurttan? 

Ben size söyleyeyim. Kanla yıkanan hiçbir sınırdan, insandan hayır gelmez. Bugünü öldürerek geleceğe umut beslenmez. Gelin yaşamı savunalım. Kanla beslenenleri dışlayalım, artık vicdan azabı çeksinler kana bulayamadıklarından yaşamı. Prim vermeyelim devletlere, haddini bilmez hükümetlere, koltuk aşkının tutuşturduğu siyasilere ve ellerini ovuşturan holdingcilere…

Neyleyim malı, mülkü, sarayı; içinde salınıp gezen canlılar olmayınca. Devletin sarayının önünden geçerken bile GBT yapanlara inat yaşasın mütevazi, kansız, çıkarsız hayat!