Yok oluşunu dere yatağına bakarak görebildiğimiz Yeşilırmak’ı bir grup gencin ve neredeyse yalnızca bir köyün savunduğu Tozanlı Vadisi, bize talanın insansızlaştırma politikalarıyla başladığını hatırlatıyor.

Karadeniz İsyandadır Platformu’nun düzenlediği 4. Yaşam Yolculuğu’nun bu seneki son durağı Tokat’ın Reşadiye İlçesi oldu. Fatsa’dan Tokat’a doğru giderken yolculuğun sonuna yaklaştığımızın farkındayız. Yol boyunca şarkılar, türküler söylüyoruz. İsmini Atalay, Çağatay diye diye öğrendiğimiz Çağlayan, bizi sesiyle mest ederken, sözlerini bilmediğimiz türküleri bile söylemeye çalışıyoruz. Tozanlı Vadisi’ndeki kamp yerimize gelmeden az önce otobüs duruyor ve bizi karşılamak için gelen zurnacının da otobüse binmesiyle bu keyifli yolculuğu kocaman gülümsemeler ile noktalıyoruz.

Çat Köyü'ne ziyaret

Dere yatağına kamp kurmak

Tozanlı Vadisi’ndeki kamp yerimiz aslında bütün hikâyeyi anlatıyor. Burası Yeşilırmak’ın ana kolu ve kampımızı dere yatağının kuruması ile açığa çıkan geniş taşlık alana kuruyoruz. Elbette daha geniş bir ölçekten bakılması gereken bu azalış, yok oluş, bize proje ölçeğindeki yerel mücadeleleri es geçmeden, onları yalnızca nokta savunma gibi görmeden, yaşam alanlarımızı, su hakkını korumak, doğanın, gezegenin, canlı yaşamının sürmesi için karar vericileri karar almaya ve uygulamaya zorlamak, projeler üretmek gibi diğer görevleri de hatırlatıyor. Dere yatağındaki taşlar, Yeşilırmak’ın eski genişliği hakkında net bir bilgi verirken, bu kadar zayıflamış bir ırmağın üzerine HES yapmanın mantığını anlamakta zorlanıyoruz.

Kuruyan dere yatağında kamp

Köylüler şirketlerle anlaşmış

Gece kamp ateşi etrafında Yeşilırmak Tozanlı Çevre Platformu’nun gençleriyle bir forum gerçekleştiriyoruz. Platform üyesi ve Çat Köyü Dernek Başkanı Emrah Yeşilırmak, bölgede 5 tane HES projesi olduğunu, bu BEŞ projeden Yeşilırmak bir HES projesinin köylüler uyanmadan 6 ay içinde tamamlandığını söylüyor. Yeşilırmak’ın aktardıklarına göre, bu beş proje için de 2008 yılında “ÇED Gerekli Değildir” raporu alınmış ve 2011 yılında çalışmalara başlanmış. Platform üyelerinin dört projeye karşı açtığı davalarla ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararları bozulmuş. Ancak sonrasında dernekler ve köylüler şirketlerle anlaşmaya başlamış, köylüler davalarını geri çekmiş.

“Alevilerin arkasından mı yürüyeceğiz?”

Tarım politikaları ve benzin fiyatlarındaki artış ile tarımın azalmasının bölgeyi şirketler açısından kolay lokma haline getirdiğini Emrah Yeşilırmak, şu an mücadelesini verdikleri Çilehane HES projesi için ise şunları anlatıyor: “Buradaki Çilehane regülatörü ve HES projesi sulama kanalı üzerine yapılan bir proje. Köy Birliği’nin 1985 yılında yaptıkları bir sulama kanalı bu. Köylülere de ilk başta ‘kanalı genişletiyoruz’ dediler. Bizler devreye girince köylüler HES olduğunu öğrendi. Burada da ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararını bozmuştuk. Fakat bizim köyümüz Alevi köyü olduğu için, diğerleri ‘Alevilerin arkasından mı yürüyeceğiz?’ dediler ve bir karşı propaganda yürütüldü. Yine de bizim mücadelemizle 2011’de başlayan bu proje hala bitirilemedi. Biz yılmıyoruz, su mücadelesi daha yeni başladı bu ülkede. Ömrümüz yettiğince bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu projeler gerçekleşse bile, bu kez kapatmak için mücadele edeceğiz.”

Önce insansızlaştır sonra yok et!

Tabelasız HES

Ertesi sabah uyandıktan sonra Yeşilırmak kenarında kahvaltımızı yapıyor, sonra Çat Köyü’ne çıkıyoruz. O gün (9 Ağustos) HES şantiyesine bir yürüyüş yapılacak. Köydeki reddedilemeyen ikinci kahvaltının ardından şantiye sahasına yürüyüş başlıyor. Şantiye sahasında bizi yine jandarma karşılıyor. Artık bir klasik bu. Şantiyeler önüne dizilen jandarmalar! Halka karşı gaz bombaları, plastik mermileri, TOMA’ları hep hazır. Türkiye’nin dört bir yanında, gökkuşağından daha sık görebileceğiniz bir resim. Şirket görevlileri ise ortalarda yok. Şantiye sahasından kameralı adamlar onları kaydedip duruyor. Birçok yerde yapılan bir uygulama da bu. Başka yerlerden biliyoruz ki daha sonra muhtarlar çağrılıp, “Bu kim, şu kim” diye sorulacak. Köylüler kameralılara sesleniyor, “Gelin burada çekin” diye. Ama kara gözlükler, Nemrut gibi, bulundukları tepelerde kıpırdamadan kayda devam ediyor. Biz buraya HES şantiyesi dedik ama bu koca şantiyenin herhangi bir tabelası yok. Durumu farkeden platform üyeleri, muhtar ile birlikte jandarmaya tutanak tutturuyor. Kimse bir şey demese, kimse oraya gelmese Yeşilırmak üzerindeki bu tabelasız HES şantiyesi, nasıl oluyorsa devletin bütün kurumlarının gözünden kaçacak. Ya da biz “Gözünden kaçacak” diyelim, siz anlayın. Tutulan tutanağın ardından basın açıklaması yapılıyor ve eylem sona eriyor.

Tabelası olmayan HES şantiyesi için tutanak tutuluyor

Yaşam Yolculuğu’nun anlattıkları

Daha ilkokul sıralarında Kızılırmak ile birlikte ilk andığımız ırmak olan Yeşilırmak’ı burada bir grup genç ve neredeyse yalnızca bir köyün sakinleri koruyor. Tokat’ın ve sonuna geldiğimiz Yaşam Yolculuğu’nun bize hatırlattığı net bir durum var: Anadolu’nun her noktasında talan, insansızlaştırılarak başlıyor. Hepimizi büyükşehir denilen o hayvanat bahçelerine kapatıp, bizi musluk sularıyla, ambalajlı yiyeceklerle besleyip dağlarımızı oyacak, derelerimizi kurutacaklar. Bilimkurgu filmlerindeki gibi, dışarıda, o şehirlerden kaçacak yerlerimiz de kalmayacak. Yaşam alanlarının korunması hiçbir zaman tek boyutlu ele alınabilecek bir şey değil. Yani hiçbir sorunu o bölgelerdeki insanların kendi yaşam alanlarını koruması olarak özetleyip geçemeyiz. Rize’de ineğini satarak HES durduran Kazım Delal’in “Ben 6 milyar insanın suyunu koruyorum, su herkesindir” sözünü aklımıza, kalbimize yazalım. Toprakla, suyla bağını kesmemiş insanlarla tanışalım, sohbet edelim, onlara kurumuş dilimizle konuşmak yerine sözü daha çok onlara bırakalım. Onların direnişindeki yaşamsallığı duyumsayalım ki, anlayalım; anlayalım ki, o nehirlerde, denizlerde birleşen küçük dereler olabilelim. Yaşam alanlarını, yaşamı savunmak, kimliklerimize iliştirdiğimiz etiketlerden, ambalajlardan sıyrılıp yaşamın kendisine dönüşmekten geçiyor. Ölüm içinde yaşam kalmayana yerleşir, ölüm, yaşamı yenmez!

Fotoğraflar: © Erdem Şimşek