Şair Nigâr Hanım, nam-ı diğer Nigâr Binti Osman 1856 yılında dünyaya İstanbul’da açar gözlerini. Babası Sandor Farkaş, Macar ordusunun Erdel seferlerine katılır, daha sonra Osmanlı devletine sığınarak Müslüman olur. Böylece Macar Osman Paşa olarak tanınır. Musikiye düşkünlüğü ile bilinen Osman Paşa ve bir saray görevlisinin kızı olan annesi Emine Rifa’ti Hanım, kızları Nigâr Hanım’ı eğitimi için yatılı olarak Fransız Lisesi’ne gönderir. Okulda dönemin önemli isimlerinden piyano çalmayı ve Fransızcayı, birlikte vakit geçirdiği yabancı arkadaşlarından ise Rumca, İtalyanca ve Ermeniceyi öğrenir.

Öğretmenlerinden Madame Garos’un Nigâr Hanım’a özel bir ilgisi vardır. Bir gün okuldan ayrılmak zorunda olduğunu bildiği için orada olduğu süre içerisinde onu her türlü sanat etkinliğine yanında götürür. Madame Garos’un da tahmin ettiği gibi örtünme yaşının gelmesiyle beraber okuldaki eğitimi sonra erer ancak babası evde özel ders almaya devam etmesine karar verir. Piyano çalışıyla meşhur ve sekiz dil bilen Nigâr Hanım günlüklerine sahip olduğu bilgi birikiminde babasının büyük bir rol oynadığını yazar. 

“Diyebilirim ki şairlik zevkini annemden aldım; çünkü o çok şiir okur, hasta olduğu zamanlar daima beyitler söylerdi” diye yazan Nigâr Hanım hayatının imkân veren her anını yazma eylemiyle geçirir. Elem Teraneleriolarak adlandırdığı şiirleriyle kadınları konusunda cesaretlendirir, erkek yazarlar üzerinde etki bırakır. Aynı zamanda Kadınlara Mahsus Gazete’nin başyazarı olan Nigâr Hanım’ın yaşadığı dönemde oynanan ancak basılmayan Gırive (1912) ve 1183 yılında bitirdiği Tefsir-i Aşk adlı bir tiyatro oyunu da bulunmaktadır. Uryan Kalp” takma adıyla Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayınlanır.

Batı edebiyatının etkisinde kalarak şiir ve düzyazı yazan ilk kadın olma özelliğiyle Nigâr Hanım “Efsus” adlı ilk kitabını yazar. İkinci Abdülhamid tarafından da oldukça takdir görür, kendisi tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirilir. Biraz da bu takdirin yardımıyla oğullarını Mekteb-i Sultaniye göndermeyi başarır. Oğullarının iyi bir okula kayıt olduğunu gören ve kötü giden evliliğini sonlandıran Nigâr Hanım, doktorların da tavsiye ettiği seyahat önerisiyle pek çok ülkeyi gezer. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla İstanbul’a geri döner ve o günleri şöyle anlatır; “Bugün, en büyük aşkım vatanımdır. Onun geleceğini bu kadar karanlık gördükçe ağlamadığım gün geçmiyor. İlahi, milletimize Nusret nasip et.”

Şair Nigâr Hanım yaşadığı dönemde “Adetlerinde Avrupalılaşmış fakat zevklerinde şarklı bir kibar Türk hanımı” olarak tanınır. Her hafta salı günleri evini konuklarına açmasıyla bilinir. Bu davetler entelektüel bir hava içerisinde geçer. Şiirler okunur, sohbetler edilir, müzik dinletileri yapılır.

Hayatı boyunca aşka özlem duyar

Nigâr Hanım henüz 12 yaşındayken yani okuldan alınmasının üzerinden beş ay geçtikten sonra Osman Paşa’nın uzaktan akrabası ve dönemin önemli isimlerinden biri olan Hacı Salih Efendi’nin oğlu İhsan Bey ile evlenir. Nigâr Hanım’ın hayatının çetrefilli dönemleri evlendikten iki yıl sonrasında başlar. 14 yaşındayken kardeşini kaybeder. Böbreklerinden hasta olur. Tüm bu talihsizliklerle cebelleşirken dört çocuk sahibi olmuştur. Hastalığı sebebi ile Büyükada’ya gider. Kocası ile olan ilişkisi böylece daha çok zedelenir. Çocuklarını da görememektedir. Çocuklarını görmek için dönmeye razıdır. Döner de. Ama ancak üç ay dayanabilir.  Evliliği bu şekilde devam eder. Sürekli ayrılır ve bir araya gelirler. Ancak hiçbir zaman mutlu olamazlar. Kocası kumarhanelere ve gece hayatına düşkün bir yaşam sürer. İhsan Bey’in sürdürdüğü bu hayat Nigâr Hanım’ın şiirlerinde de kendisini gösterir. Nigâr Hanım hayatı boyunca aşka özlem duyar. Sevgisizlikte yaşadığı boşluğu;Sair Nigar Hanim 2

“Yegâne sevdiğin âlemde ben miyim şimdi?
Sahih ben miyim artık muhâtab-ı aşkın?
Bütün bu hiss-i amîk-î fuâd-ı pür-şevkin,
O ibtilâ-yı ezel o alâik-i ebedi.
Benim mi şahsıma muhsûr?.. Bir daha söyle….” dizeleriyle dile getirir.

Birçok şair ve yazar tarafından hayranlıkla izlenen Nigâr Hanım’a Abdülhak Şinasi Hisar da en güzel aşk pasajlarından birini ithaf eder. Yazılarında da ifade ettiği gibi kendini hep yalnızlıkla anar. Bir ara dönemine göre özgür bir hayat yaşamış olduğu halde görüştüğü insanlara temkinli yaklaşır. 1890 yılının Mart ayında İstanbul’a gelen Prens Victor Emanuel ile görüşmesinde feracesini çıkarmış olması Nigâr Hanım’ı dini olarak kaygı içerisinde bırakır: “Örtünmeye, vaktiyle, son derece riayet ettiğim halde sonraları başımdan geçen felaketler beni yeise düşürdüğü gibi, babam da, ecnebi misafirlerle görüşmemi münasip gördüğünden, ben buna alıştım. Bununla beraber, Rabbime ve Resul’üne karşı duyduğum derin sevgi ve bağlılık bu yüzden asla sarsılmadı. Yaratan’ıma, ruhumu, iman nuru içinde teslim etmek, inşallah, bana da nasip olur.” 

Yaşadığı sürece yazdığı günlükleri ölümünden 50 yıl sonra açılması şartıyla Aşiyan Müzesi’ne bağışlar. 1918 yılında tifüsten vefat eden Şair Nigâr Hanım’ın günlüklerini bugün okumak ve Aşiyan Müzesi’nde bulunan eşyalarını görmek mümkün.