Bir oyuncakçıya girdiğinizde dikkatinizi pembe ve mavi olarak yani kız ve oğlan olarak ayrılmış bölümlerin çekmemesi neredeyse imkansız. Masum ve bilinçsiz bir tavırla kızlara bebek, oğlanlara araba alırken aslında çocuklara çok fazla mesaj vermiş oluyoruz. Toplumsal etki ve baskı o yaşlarda başlıyor. Çocuklar oynadıkları oyuncaklarla toplumsal cinsiyet rollerini üstlenmeye daha minicikken başlıyorlar. Konuyla ilgili daha doğru bilgilere ulaşmak adına Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu Pedagog Sıla Salantur ile buluşup oyuncakların çocuklar üzerindeki etkisini konuştuk.

Rol yüklemesinin oyuncaktan önce isimlerle başladığını dile getiren Salantur oğlanlara güçlü isimler konulup fiziksel gücü ön plana çıkarılırken kızlara daha narin, naif isimler konularak kırılganlığının ön plana çıkarılmış olduğundan bahsetti.

Çocuğun özellikle belli bir yaşa kadar tek bilgi kaynağı ailesi oluyor. Öğrendiklerini doğrulatacağı bir çevreye veya bilince henüz sahip olmadığı için, aile içinde gördüğü, duyduğu, yaşadığı her şeyin doğru ve normal olduğuna inanarak büyüyor. Yani çocuğunuza ‘Erkekler ağlamaz’ dediğinizde çocuk ‘erkeklerin ağlamaması gerektiğini’, ‘Kızlar yüksek sesle gülmez’ dediğinizde bunun tamamen doğru olduğunu düşünüyor. Belli bir yaşa kadar tercihlerini bu öğrenilmiş doğrular üzerinden yapıyor, ailesi ‘erkeklerin pembe giymesini’ doğru bulmuyorsa çocuk da mutlak doğrunun ‘erkeklerin pembe giymemesi’ olduğuna inanıyor.

“Kız çocuklarına genellikle bebek, ev işleri ile ve kendi bakımı ile ilgili oyuncaklar alınıyor. Bu oyuncaklarla oynayan kız çocuğuna ‘sen evde dur kendine, evine ve bebeğine bak, kamusal alanda değil izole olan evinde bulun’ denmiş oluyor. Çocuk bunu en büyük rol modeli olan ailesinde de görüyorsa bu rolü tamamen içselleştiriyor. Aynı şekilde oğlan çocuğuna kamuya hitap eden rollerin oyuncakları alınıyor. Erkeğin oyuncakları dış dünyayı temsil ediyor. Arabalar, itfaiye oyuncakları, silahlar gibi. Oğlan çocuğuna dışarıda olarak, evin içinde bakılması ve korunması gereken kadınları ve kızları koruma, onlara bakma rolü üstleniyor” şeklinde konuşan Salantur kızların iyi bebek bakıp ev işi yapmalarının, oğlanların ise araba kullanmada daha iyi olmasının nedenini bu şekilde açıklıyor. Bu demek değil ki oğlanlar ev işi yapamaz veya kadınlar iyi araba süremez. Sadece çocukluğumuzdan beri uğraştığımız şey ne ise onu iyi yapmaya daha yatkın oluyoruz.

Erkekler, kadınların yapması gerektiği bir şeyi yaptığında, mesela ütü yaptığında bunu lüks olarak görüyor, aslında yapması gerekmediğini ama yardım etmek için yaptığını düşünüyor. Kadınlar da erkeklerin yapması gerektiğini öğrendiği bir şeyi yaptığın da aynı şey oluyor. Evde ampul değiştirilecekse veya lavabo akıtıyorsa bunu erkeğe bırakıyor ya da yaptığını lüks olarak görüyor. Muhtemelen bunu yapan kadın çocukluğunda hiç tamir oyuncaklarıyla oynamadı ve ailesiyle yaşarken deneyimlemedi. Erkek de ütü ve ev işleri oyuncaklarıyla oynamadı. Eğer çocukluklarında bu oyuncaklarla oynamış olsalardı belki de bu düşüncelere hiç sahip olmayacaklardı çünkü onların normali bu olacaktı.

Kadınların genellikle narin büyütüldüğünü söyleyen Pedagog Salantur bunun erkeklere belli roller yüklediğini dile getirdi ve sözlerine şöyle devam etti: “Erkeklerin fiziksel olarak kadınlardan daha güçlü olmaları bilimsel bir gerçek ama bu bizim alışveriş poşetlerimizi taşıyamayacağımız anlamına gelmiyor. Kadınlar kendileri yapabilecekleri işleri bile erkeklere yaptırarak onlara güçlü olma rolü yüklüyor. Günlük hayatımızı sürdürmemiz için çok fazla fiziksel güce ihtiyaç duymayız. Damacanayı mutfağa götürmek, ampul takmak veya kendi eşyalarımızı taşımak kadınların da güçlerinin yeteceği işler. Bu gibi durumlarda bile erkeklerden yardım istediğimizde fiziksel her türlü işte onlara muhtaç olma duygusu uyandırıyoruz ve bu da üzerimizde daha fazla söz hakkı doğmasına sebep oluyor.”

Toplumsal cinsiyet rollerinin kendisini en fazla gösterdiği alanlardan birisi de iş hayatı. Taksici erkek olur, inşaatta kadın mı olur gibi kalıplar yüzünden özellikle kadınlar iş hayatında büyük zorluklar yaşıyorlar. Oysa kız çocukları da inşaat, elektrik, tamir oyuncaklarıyla oynasa, çocuk bunun normal olduğunu düşünerek büyüse toplumdaki algılar yavaş yavaş kırılacak.

“Kız çocukları genelde hizmet ve bakım veren roldeki oyuncaklarla oynuyor ve bu kadınların ikinci sınıf muamelesi görmesinde etkili olabiliyor” açıklamasında bulunan Salantur yapılan araştırmaların annelerin kız çocuklarını babaların ise oğlan çocuklarını yoğunlukla etkilediğini belirtti. “Ailesini ve özellikle babasını rol model alan bir oğlan çocuğun mutfak oyuncaklarıyla oynaması yeterli olmayabilir. Baba mutfak oyuncakları alıyor ama mutfağa girmiyorsa çocuğunu oyuncaklardan daha fazla etkileyebilir. Aile çocuğa şiddet içerdiğini düşündüğü bir oyuncağı almayıp evde birbirlerine duygusal veya fiziksel şiddet uyguluyorsa bu oyuncağın alınmamasının bir anlamı kalmaz. Aileyi tamir edemediğinde çocuğunda davranışlarında düzeltmelere gidemiyorsun pek. Aile kilit nokta. Çocuk bir sonuç. Çocukta yolunda gitmeyen bir şeyler varsa ailede yolunda gitmeyen bir şeyler vardır”, dedi.

‘Yaş arttıkça çocuğun cinsiyetçi oyuncak seçme oranı da artıyor. 2-3 yaşlarında daha unisex oyuncaklar seçme eğilimindeyken 7-8 yaşlarında geldiğinde oyuncak seçiminde cinsiyetçilik kendisini çok daha fazla gösteriyor. Bunun nedeni de çocuğun kalıp yargılarla büyümesi ve her gün bunları biraz daha içselleştirmesi ve normal, doğru olarak görmesiyle ilgili. Cinsiyet ayrımının farkına varması da oyuncak seçiminde cinsiyetçiliğe yönelmesinde önemli bir etken oluyor. Çevresel etmenler de çocuğu etkiliyor, mesela aile cinsiyetçi olmayan şekilde büyütüyor oğluna pembe giydirip mutfak eşyalarıyla da oynatıyor ama okulda bu alay konusu olabiliyor ve çocukta ters etki yapabiliyor.” ifadelerini kullanan Salantur toplumsal cinsiyet rolleriyle oynanan oyunlar ve seçilen oyuncaklar arasında çok sıkı bir bağ olduğuna ve oyun, oyuncak seçiminde toplumun kalıp yargılarının büyük etkisi olduğuna bir kez daha dikkat çekti. Bütünsel bir bilinçlenme ve değişime ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.

Her şey eğitimle düzelir ve eğitim ailede başlar. Bu nedenle ailelerin kendilerini geliştirmeleri gerekir. Belli kalıplardan sıyrılıp özgür düşünmeli, çocuklarına da bunu aşılamalılar. Hayatta olduğu gibi çocuğa doğruları ve yanlışları anlatmalı, önüne her seçenekten, her oyuncaktan koymalı ve seçimi ona bırakmalılar. Zorla farklı oyuncaklarla oynatma eğiliminde olmamalılar. Dünyaya yapılacak en iyi şeylerden birisinin iyi bir çocuk yetiştirmek olduğunu unutmayalım ve oyuncak deyip geçmeyelim.