Bir edebiyatsever olarak Julio Cortazar dendiği zaman ağzım kulaklarıma varıyor. Yine çok güzel bir kitap okuyacağım diyorum kendi kendime ve bu hissimde Cortazar söz konusu olduğunda hiç yanılmıyorum. İlk Seksek’i okumuştum. Ve büyülenmiştim. Sonrasında kopamadım kendisinden. Çağdaş Latin Amerika edebiyatının öncü ismi Cortazar elbette beni yine yanıltmadı. Gücü kaleminden, anlatımından gelen bu eşsiz yazarın yeni kitabını okumuş olmaktan dolayı mutluyum.

Can Yayınları tarafından yayımlanan bir Julio Cortazar kitabı olan Hayvan Hikayeleri’nden bahsediyorum. 1914’te Brüksel’de doğdu. Öğrenimini Arjantin’de gördü. Öğretmenlik ve çevirmenlik yapan Cortazar ülkesinde olan yönetim biçiminin düş kırıklığıyla Arjantin’i terk edip Paris’e yerleşti. Romanlarından önce ilk olarak art arda öykü kitaplarını yayımladı. Seksek romanından önce yayımladığı Hayvan Hikayeleri öykü kitabı bunlardan biridir ve öyküleme konusunda ne kadar iyi bir yazar olduğunu bu kitap ile gösterir. Cortazar’ın atlamadan yazacağım en önemli özelliklerinden biri de Edgar Allan Poe’nun tüm yapıtlarını İspanyolcaya kazandırmış olmasıdır.

Hayvan Hikayeleri 8 öyküden oluşuyor. Cortazar’ın erken dönem öykülerinden oluşan Hayvan Hikayeleri toplu öykülerinin içinde de yerini almıştı. Öykülerin her biri canlı kanlı bir şekilde 20. yüzyıl insan hikayeleri ve olaylarını bizlere yansıtıyor. Tüm öykülerde Latin Amerika insanında, toplumunda yaşanan sıkışmayı ve patlamayı hissediyoruz. Cortazar patlamadan önceki fitili ateşleyen bir yazar. Öyküler bu anlamda son derece özgün. Her birinin bir kişiliği var sanki.

İlk öykü olan Ele Geçirilmiş Ev öyküsünden özellikle bahsetmek istiyorum. Cortazar bu öyküsünde kahramanların terk etmek zorunda kaldığı evi Arjantin’in kendisi olarak ele alıyor. Evi terk etmek zorunda kalanlar da Cortazar’ın kendisi. Son derece minimal bir anlatımın tercih edildiği öykünün etkileyiciliği metaforların ustalıkla kullanım biçiminden kaynaklanıyor. Alıntılayacağım şu paragrafla ne demek istediğim daha iyi anlatabileceğim: “Evi seviyorduk çünkü geniş ve eski olmasının yanı sıra (günümüzde eski evler arsalarının avantajlı bir biçimde paraya çevrilmesine pek direnemiyorlar) baba tarafından büyükdedelerimizin, dedemizin, anne babamızın ve tüm çocukluğumuzun anılarını muhafaza ediyordu.”

Diğer yedi öykü de en az ilk öykü kadar etkileyici. Teşhisi tam olarak konamamış bir hastalık nöbetiyle aksayan mektubun olduğu Paris’te Genç Bir Hanımefendiye Mektup öyküsü, Uzaktaki, Otobüs, Baş Ağrısı, Kirke, Cennetin Kapıları ve Hayvan Hikayeleri… Her bir öykü hayallerin ve kabusların musallat olduğu, yaşayana da, okuyana da eşik attıran öyküler olarak karşımıza çıkıyor.

Orta sınıfın öyküleri bunlar. Küçüklü büyüklü burjuvazinin korkunç hikayelerinin ülkeyi içene sokan zorluklarını, insanların çıkmazları kendi elleriyle yarattıkları gerçeği kulaklarımıza küpe olacak nitelikte. Cortazar’ın her bir öyküde ayrı ayrı yarattığı atmosfer Seksek romanında habercisi aslında. 1950 yılında yayımlanan bu öykülerle Cortazar nasıl yazacağını, nasıl bir yazar olduğunu dünyaya ilan ediyor. Okumanız dileğiyle

Hayvan Hikayeleri
Yazar: Julia Cortazar
Yayınevi: Can Yayınları
Türü: Öykü
Çeviri: Süleyman Doğru
Yayın Tarihi: Şubat 2019
Sayfa: 128