Ana SayfaKültür & SanatEdebiyatPazarlanan kimlikler ve öteki olmak

Pazarlanan kimlikler ve öteki olmak

-

“Tüm bürokrasi, adalet sistemi ve endüstri, sömürgecinin dilini duyar ve kullanır. “
“Sömürgecilik, bizim de şahit olduğumuz gibi sömürgeciyi yaratırken, sömürüleni de yaratır.”
                         Albert Memmi, The Colonizer and the Colonized

Albert Camus, denilebilir ki Yabancı‘da Albert Memmi’nin bahsettiği bu dilin toplumda nasıl işlediğini gösterir. Cezayir, Fransa tarafından sömürgeleştirilirken Arap ve Berberiler kendi kimlikleri kaybettirilip asimile edilirken pied-noir olarak adlandırılan Cezayir’e yerleşen Fransız asıllı insanlar için de yeni bir kimlik yaratılmaktadır. Camus, madalyonun bu iki yüzünü de okuyuculara göstermektedir. Bir insan nasıl ötekileştirilip yok edilir bunu anlatmaktadır. Romanın baş kahramanı Meursault toplum kurallarını reddederken kendine bu topraklarda yer bulamayacaktır, çünkü onun için üretilen kimliği taşımayı reddetmektedir. “İnsan” olarak bile görülmeyen, isimleri bile anılmayan Arapların, Cezayir Fransası’ndaki resmedilişi de ikinci yüzü oluşturmaktadır.

Batı, kendi rasyonalizminin ve üstünlüğünün altını çizmek için yarattığı karşıtlıkta, batı medeniyetinin taklitçisi insanlar üretmeyi hedeflemektedir. Bir yanda akıl, bilim, medeniyet ile Hristiyan Batı; diğer yanda “egzotik, çocuksu, düşünemeyen” Doğu insanı. Meursault ise- Arap olmayan ve Batının ideolojisini takip etmeyen-dengeleri bozan bir öteki; çünkü o, çevresini aklıyla ya da rasyonal bir şekilde değil de hisleriyle, beş duyu organıyla algılamayı tercih ediyor. Meursault Cezayir’in güneşini, sokaklarını, sıcağını öyle bir hissediyor ki kendine olan hakimiyetini kaybediyor. Arap’ı öldürmeden önce, onun damarlarını, derisinin altında atan damarlarını adeta görüyor ve yakıcı güneşin altında karşısındakinin damarının atıyor olması bile onun tetiği çekmesi için yeterli oluyor. Bir açıdan, Meursault sanki tehdit altındaki bir “hayvan” gibidir, kendisine doğru yürüyen Arap’ın bir hareketinde, karşı saldırı içgüdüsü tetiklenir ve silahını ateşler. Bir diğer örnek olarak mahkemede “zeki” olduğu halde durumunu kendi lehine çevirecek bir şeyler söylemediği için suçlanması verilebilir. Bunun haricinde, Tanrı’ya inanmaması, onun affına sığınmaması, annesinin ölümüne üzülmemesi, toplum karşıtı davranışlarından dolayı gitgide ötekileşir. Bir diğer deyişle, Meursault, toplumun işler gibi görünen düzenine bir tehdittir. Tüm suçu aslında kim olduğunda yatmaktadır, Arap’ı öldürmesinde değil. Camus, en çok da bu mahkeme sahneleriyle adaletin kirli yüzünü gözler önüne sürer. Albert Memmi’nin dediği gibi bu sömürgecinin dilidir.

Meursault, mahkeme salonunda, sembolik bir bedenden fazlası değildir. Avukatı, onun benliğini üzerine alarak “Ben öldürdüm, ben yaptım…”larla durumu anlattığında, Meursault’un bu duruma tepki olarak mırıldanması bile hemen susturulması için yeterlidir. Davanın onsuz yürütülmesinden rahatsızdır. Saf dışı bırakılmıştır. Her ne kadar zaman zaman araya girip benim de söyleyecek bir şeyim var demek istese de,  bundan vazgeçer; çünkü o verilecek bir cevabın başka soruları beraberinde getireceğini, toplumun isteklerinin ardının kesilmeyeceğini bilir. Her nasılsa onlar, her cevabında onun aleyhine kullanabilecek bir şey bulacaklar, onu yeniden ötekileştireceklerdir. Benliği, o mahkeme salonunda silinir. Artık tam anlamıyla bir yabancıdır. Bir Arap’ı öldürdüğü için değil, toplumun kurallarını tanımayan “öteki” olduğu için ölüme mahkum edilir.

Sadece bir obje gibi görülüp kimliksizleştirilen ve homojen bir grup olarak bahsedilen Araplar’ın karşısında Meursault da artık onlardan biridir. Hapishaneye girdiğinde sadece Araplar’ın varlığından bahsedilir. Orada, ben ve sen/öteki arasındaki o ince çizgi gittikçe silikleşir, aslında herkes bu düzende her ne kadar sınıflandırılsa da belli bir hiyerarşiye oturtulsa da kurallarla ters düşürüldüğü takdirde herkes yok olmaya mahkum bırakılır. Ne sömüren ülkenin vatandaşı olmak ne de sömürülen ülkenin vatandaşı olmak bir güçtür. Her iki taraf da belli amaçlar uğruna yok edilir.

Kısaca, Meursault bütün normlara ters giden yabancıdır. Bütün tanımlamaların dışında kalan bir ötekidir. Sonuç olarak bütün bedenler, bütün kimlikler sömürülür. Bir yanda Cezayir sıcağı ve hapishaneler eşliğinde Araplar resmedilir, bir yanda ise Hristiyan,”adaletli” Batının yozlaşmış yapısını sorgulatan Meursault.

SON YAZILAR

Sanatçıların Komedisi: İki Delilik / Pierrot & Harlequin

Çoğumuzun genelde soytarı olarak nitelendirdiğimiz tiplemelerin özellikle 18. ve 19. yüzyıldaki eserlerde, sıkça karşımıza çıkmasının anlamını ve nedenini hiç merak etmiş miydiniz? Bu, zamanın bir...

Lilith’in kızı Âdem Bölüm 4: Kiraz ağacının altında

Mert’ in ukala tavırları Âdem’i baştan çıkarıyordu. Nereye gittiklerini hiç sormadı. Kısa bir süre sonra bahçesinde heybeti dillere destan kiraz ağacı olan salaş bir meyhaneye...

Lilith’in kızı Âdem Bölüm 3: İzmir

Bütün hengâme sona erdiğinde Âdem resmi baş dansçı olarak ilk gösterisine çıkacak olmanın gururuyla sıralarının gelmesini bekliyordu. Heyecanla perdenin arkasından izleyiciyi kontrol etti. İzmir seyircisi...

Lilith’in kızı Âdem Bölüm 2: Sürpriz

Yoğun bir hafta sonunun ardından evine girdiğinde ev arkadaşları Selim ve Emre’nin gazeteden kestiği haberi bularak koltuğa oturdu. “Lilith’in Kızları Bodrum’u salladı”. Haberin hemen altında...
Ece Şengün
Ece Şengün
Doğa ve sanata sığınarak var olmaya çalışan öylesine biri.

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol