Artık haberleri bile izleyemez olduk. Her gelen kötü haber, bir diğerini aratıyor. Nefes alacak halimiz bile kalmadı. Sokağa çık. İnsanların  yüzüne bak, herkes mutsuz. Kimsenin yüzü gülmüyor. Ee ama bizim halkımıza müstehak, herkes hakettiği şekilde yönetiliyor. Hatta bu halka bunlar fazla bile, ben başa gelsem daha kötü davranırdım, böyle istiyorlar çünkü. Kimsenin yaşanan haksızlıklara tepkisi yok; tepkisiz, sinmiş, değişik bir toplum var burada.

Durakta önüne geçene bile ses çıkarmıyor bu insanlar, kötü davrananı daha bir seviyorlar. Hatta bizzat kötülüğün ta kendisidir bu halk. Hayvana, çocuklara tecavüz eden, kadının bakireliğine göre rıza sorgulaması yapan, buna göre cinayeti haklı sebeplere dayattırdığını iddia eden, cahil, uyutulmuş bir halk. O yüzden artık hiç kızmıyorum bu iktidara, bunlar her şeyin en kötüsünü hak ediyor. Bunlar için mücadele etmeye değmez. Mücadele etsen de hiçbir şey değişmez. Bazen diyorum bu Şahin’de, Kartal’da son ses müzik açıp giden dangozlar bizi hiç uğraştırmadan ölüp gitseler, ülkemiz ne kadar güzel bir yer olurdu. 

Geçen yine 63’teyim aynen yine böyle kalabalıktı. Durağa 15-20 metre var ama görsen nasıl trafik; anlatamam. Otobüs olduğu yerde çakılıp kalmış ilerlemiyor. Düğmeye bastım açsın diye. Açmadı. Bir İki dakika daha bekledim. Baktım hâlâ açmıyor dangalak. Böyle geri zekâlılık olmaz kaptan aç hemen kapıyı diye bağırdım da öyle açtı kapıyı. Görsen kimse de tepki vermiyor. Herkes uyutulmuş.

Hayatta beni en mutlu eden yerlerden birinde, duraktayım. 63’ü bekliyorum. Duraklar kadar beklentilerin gerçeğe dönüştüğü başka bir yer yok. Beklediğin şeye en fazla 20 dakika sonra kavuşuyorsun. Büyük umutlarla, her gelen otobüsün o olmasını bekliyor ilk geçen beş altı hayal kırıklığı sonrası, tuttuğum takımın gol atması, sevdiğim kadının yüzünü güldürmenin verdiği sevinç gibi bir sevinci bana yaşatan 63’ü görüyorum. Oturmak için yer kalmamış, büyük mutluluğum “olsun idare ederiz”e dönüyor. Otobüse biniyorum. Hayatın kısa bir özetini, (hayal kırıklıkları, umutlar, büyük mutluluk ve idare ederiz gerçekliğini) 10 dakikada bana sunan “otobüs bekleme” olayını çok seviyorum. Beklentim tamamen karşılanmamış olsa da 63’e binebildiğim için mutluyum. Mutluluğum, arkadaki kapıya yaslanmış, hoşlandığı kadına kendini kanıtlamaya çalışan, uyutulmamış post modern narsist bey tarafından bozuluyor.

halk

Uyutulmamış bey

Tekrar trafik çıkar da inmek ister bu uyutulmamış, ben de tepki vermiyorum diye beni de suçlamaya kalkmasından çok korkuyorum. Ama olası bir tepkisizlik tepkisine karşı önlemimi almış durumdayım. Camus’tan aldığım gazla gelebilecek tepkiye karşı “İnsan ne ise o olmaya yanaşmayan tek varlıktır” sözünü içimden tekrar etmeye başlıyorum. Beklediğim tepki maalesef gelmiyor. Camus’a saygılarımı iletip yolculuğuma devam ediyorum.

Aradan bir hafta geçmeden, aynı adamla bir kez daha karşılaşmıştım. İçimdeki “hadi uyan birazdan bir şeyler dağıtacaklar” sesinin beni rahat bıraktığı ikramsız hava yollarının İzmir-Ankara uçuşundayım. Herhangi bir şey kaçırmayacağımın verdiği güvenle uykuma devam ediyordum. Ta ki, karşılaştığı basit sorunları büyüterek, verdiği tepkiyi kutsayan, sisteme değil de tepki koymaya gücünün yeteceğini düşündüğü kişilere ancak tepki verebilen, iş yerinde öne çıkmak için başkalarının hakkını yemeyi “profesyonel hayat” olarak değerlendiren, okulu bitirebilmek için türlü alavere dalaverelere karışmış, her akşam eve geldiğinde eşine ya da annesine “Bugün ne yemek var?” diye soran, hayatındaki insanları oluşturduğu çıkar tablosuna göre değerlendiren, o uyutulmamış “bey”in mübarek sesini duyana kadar.

Kendisine uzatılan 33’lük suyun 3,5 lira olmasına karşı dimdik duruyordu. 3,5TL’lik su için 50 lira uzatmış; hostesin “Daha küçük para yok muydu?” sorusuna “Sizin daha küçük suyunuz yok muydu?” diye cevap vermişti. Hostes de; bu nahoş espriye tebessüm ederek 50 lirayı bozdurmak için uçağı dolaşmaya başlamıştı. O sırada, aynadaki yansımasına âşık olan “bey”in, yanındakine “Bende bozuk var aslında ama bunlara tepki vermek gerek, ne demek küçük su 3,5 lira. Böyle böyle, tepki vermeye vermeye bu hale geldik. Bu halka her şey müstehak vallaha. Tepkini koyacaksın arkadaş” dediğini duymuştum. Bu konuşmayı duyduktan sonra hemen tuvalete kalkar gibi yapıp hostesin yanına olan biteni açıklamaya gittim ve Yaşar Kemal’in bana verdiği hakla, halk düşmanının amacına ulaşmasını engelledim.

Küçük burjuva hayatlarına mutlu mesut devam edenler…

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir halk, toplumda yaşanılan pisliklerin bizzat ve tek sorumlusu değildir. Sorumlu olduğu şey yaşanılan şeylere engel olamamakla sınırlıdır ve bu sorumluluk sadece cahil olarak aşağılanan halka ait değil, bizzat bu suçlamayı yapan, halktan kendini uzak tutmaya çalışan, entelektüel birey tanımlaması içine girmek isteyen kesime de aittir.

Halkı suçlayıcı tümceler kuranların asıl amacı, suçlardan kendini sıyırıp, vicdanlarını rahatlamaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Ne ise o olmaya yanaşmayan bu arkadaşlar, bir üst akıl görevi görmek isterler, onlar için niteliksizliklerinin bir önemi yoktur. Amaç hiçbir zaman kendini ve toplumu geliştirmek değil, olan şeyi küçümseyip, küçük şeyler arasında yüksek görünme çabasıdır. İktidarla, sistemle mücadele edip, yasaların uygulanabilirliği ve iyileştirilmesi adına bir çabaya girmektense daha kolaylarına gelen, kendilerine güzelleme yapmalarını sağlayan “Halk çok cahil yea” söylemleriyle vicdanı rahat şekilde, “üst akıl” olmanın verdiği özgüvenle, küçük burjuva hayatlarına mutlu mesut devam ederler.