Sanatın Öyküsü’nde gezmenin en keyifli yanı bir tren camından seyreder gibi resim sanatının bütün tarihsel serüveni tek bir pencereden bütünüyle görüyor olmak. Kendi deyişiyle gözleri açmak isteyen yazarın amacına ulaşmak için çok titiz bir çalışma ortaya koyduğu kesin. Bu titiz çalışmayı büyük bir seyahat olarak düşünürsek bu yazı önemli ayrıntıları çoğun alıntılarla sunmaya çalışmaktadır.

Sanatın Öykü’sünün dünyasına girdiğimizde,

“Her kuşak bir yerde babalarının ölçütlerine başkaldırır.”* sözü okunur. Buradaki baba önceki kuşakların tamamıdır. Ve yine kitaba göre “sanatın tüm tarihi, gittikçe gelişen teknik yetkinleşmenin tarihi değil, değişen düşünce tarzının ve kuralların tarihidir.”*

Picasso’nun Horozu

Picasso Horoz

Gombrich, Sanatın Öyküsü’nde sanat galerilerine götürülen önyargılardan bahseder. Bir esere ilk kez görmenin rahatlığı, yargısızlığı, keyfi ve heyecanıyla bakılması gerektiğini söyler. Aynı durum sanatçılar içinde geçerlidir. Basmakalıp düşüncelerden kurtulan sanatçılar -ki bu hiç kolay değildir- ilginç yapıtlar üretebilirler. Bunlardan biri Picasso’dur. Örneğin onun horozu bize salt horozu vermez, çizilişinde başka bir şey de yakalanmaya çalışmıştır. İşte bunu Gombrich şöyle ifadelendirir:

“Fakat Picasso, bir horozun cisminde sadece görünüşü vermekle yetinmemiş, horozun saldırganlığını, kibrini ve bönlüğünü de dile getirmek istemiştir. Başka bir deyişle karikatüre başvurmuştur. Ama inandırıcı bir karikatüre.”*

Sanat Yapıtı

Bir sanat yapıtı için Gombrich, “gizemli değil. İnsanın insan için yaptığı bir nesne”* demektedir. Bir yapıttaki her ayrıntı da, sanatçının verdiği kararın sonucudur.

“Bunlar, sanatçının işe koyulduğu andan itibaren kafasında varolan belirli bir amaç ve belirli bir neden sonucu ortaya konulmuşlardır.”* Yine önemli noktalardan biri, “Kuşkusuz, bir şeyin yapılmasının güç oluşu, onun mutlaka sanat eseri olduğunu göstermez.”* fikridir.

Sanatçı eserini tamamladığında: “Başka hiçbir şey eklenemeyecek doğru bir iş yaptığını ve kusursuzluktan çok uzak olan yaşantımızda bir kusursuzluk örneği ürettiğini hissederiz.”*

Bu his, alımlayıcının yapıtla girdiği etkileşimin sonucudur. Her izleyici yapıtla yeni bir ilişki kurar.

İlkel Sanat

Sanattın doğuşunu anlamamıza yardımcı olan en önemli kaynaklardan biri ilkel sanattır. Bu yapıtları üreten topluluklara ilkel denmesinin sebebini şöyle açıklanır Sanatın Öyküsü’nde;

“Biz bu topluluklara, bizden daha basit oldukları için değil –çünkü onların düşünme biçimleri bizimkinden çoğu zaman çok daha karmaşıktır- tüm insanlığın geldiği ilk koşullara da yakın oldukları için “ilkel” diyoruz. İlkeler için, bir kulübe ve bir imge arasında yararlılık açısından hiçbir fark yoktur. Kulübeler onları yağmurdan, rüzgardan, güneşten ve kendilerini yaratmış olan ruhlardan korurlar; imgeler ise, onları, doğal güçler kadar gerçek olan öteki güçlere karşı korurlar. Başka bir deyişle, resimler ve heykeller büyüsel amaçlarla kullanılırlar.”*

“Eğer” diye devam eder, “bu uygarlıkların ürünleri bize çok uzak ve doğa dışıymış gibi görünüyorlarsa, bunun nedeni, aktarmak istedikleri düşüncelerde saklıdır.”*

Mısır Sanatı

Mısır sanatı yaşamı korumak için yapılırdı. “Mısır sanatı, sanatçının belirli bir anda görebileceği şeye değil, belirli bir kişiye veya yere ait olduğunu bildiği şeye dayanıyordu. İlkel sanatçının, figürlerini iyi çizebildiği biçimlerle kurmaya çalışması gibi, Mısırlı sanatçı da figürlerini ona öğretilmiş, bildiği örneklerden çıkarıyordu. Ama sanatçı, yaptığı resimde, yalnızca biçim bilgisini kullanmakla kalmayıp, bu biçimlerin neyi temsil ettiğini de dikkate alıyordu. Kimi zaman birisine “Büyük Patron” dediğimiz olur. Mısırlı bir sanatçı, böyle bir adamı, uşaklardan ve karısından daha büyük çizmek zorundaydı.”*

“Rölyeflere bakınca 2000 yıl önce bir haber filmi izliyor gibi oluyoruz. Gerçek ve inandırıcı sahneler bunlar. Ama resimlere dikkatle bakınca ölü ya da yaralıların hiçbiri Asur’lu değil. Demek ki böbürlenme ve propaganda sanatı daha o zamanlarda gelişmiş.”* Ne var ki diye devam eder, “biraz hoşgörülü olabiliriz. Belki onlar da bu öyküde sık sık sözü edilen boş inançların etkisi altındaydılar: yani, bir resimde, basit bir resimden daha çok şey olduğuna inanıyorlardı. Artık böylece başlamış olan öyküsel anlatım geleneği çok uzun yıllar sürdü.”*

Yunan Sanatı

Yunan sanatındaki aslı önemli adımın sanatçıların kendi gözleriyle bakmaya karar vermesi sonucu yaşandığını söyleyen Gombrich, “Yunanlılar kendi gözleriyle bakmayı öğrendiler, yenilikleri denediler, örnek alıp uyguladılar, güçlükler ve başarısızlıklardan yılmadılar, dönüşü olmayan yola girmişlerdi artık.”* diye belirtir.

“Eski kural bir kez parçalandıktan, sanatçı bir kez yalnızca gördüğüne güvenmeye başladıktan sonra, gerçek anlamda bir toprak kayması başlamıştır.”* İşte bu toprak kayması, perspektif kısaltımını doğurur.

“Sanatçılar MÖ 500 yılından az önce, tarihte ilk kez, karşıdan görünen bir ayağın resmini çizme cesaretini gösterdiklerinde, sanat tarihinde korkunç bir dönüşüm oldu.”*

Dönemin sanatçıları, “eski Doğu sanatının katı tabularını delip geçmişler, canlı gözlemden çıkarılan ve sayısı gittikçe artan ayrıntılar ekleyerek, dünyanın, imgesini zenginleştirecek bir keşif yolculuğuna çıkmışlardır. Ne var ki onların yapıtları, doğanın bilinmeyen her bir köşesinin yansıdığı aynalar değildir hiçbir zaman. Bu yapıtlar, her zaman, kendilerini yaratan zekanın damgasını taşırlar.”*

Helenistik Dönem

Helenistik sanatın amacı etkilemektir. Bunu da başarır. Dönemin en önemli yeniliğiyse manzara resimleridir.

“Gerçek şu ki,” der Gobrich, “Helenistik dönemde sanat artık büyü ve dinle olan eski bağını büyük ölçüde yitirmiştir. Sanatçılar, teknik sorunlarla, sadece teknik sorun olarak ilgileniyorlardı. Bu bakımdan, böylesi çarpıcı bir konunun tüm devinimi, ifadesi ve gerilimiyle nasıl canlandırılacağı sorunu, sanatçının çapını ölçmek için en uygun sınavdı.”*

Ortaçağ

“Mısır’lılar çoğunlukla, varolduğunu bildikleri şeyi, Yunanlılar ise gördükleri şeyi çizmişlerdi. Ortaçağlı sanatçı ise aynı zamanda hissettiği şeyi de yapıtında anlatmasını öğrenmiştir.”* Resimlerin yapılış amacı artık salt güzel olan değildir. Tanrı’nın gücünün örneklerini sergilemektir. Okur yazarlar için yazının işlevini görürler. Okuma yazma bilmeyenlere Hristiyanlığı anlatmak gibi bir misyonları vardır. Dönem eserlerini Gombrich şöyle ifadelendirir:

“Ortaçağ sanatçısı, önünde kopya edeceği bir modeli olmadığı zaman, oldukça çocuksu çizimler yapıyordu. Onu alaya almak kolay, ama onun gerçekleştirdiğini yapmak hiç de kolay değil: Kahramanlık destanını olağanüstü bir tutumlulukla anlatmış ve ona önemli görünen şeylere öylesine yoğunlaşmış ki, sonuç gazetelerimizdeki ve televizyondaki “reality” konularından bile daha kalıcı bir etki oluşturuyor.”*

Gotik sanat, “O, bir öyküyü, öykü olduğu için değil, taşıdığı bildiri için inananlara bundan edinecekleri ahlaki öğreti ve avuntu için anlatır.”*

Giotto

Giotto’yu önemli kılan sadece resimlerinde izleyiciyi, bir sahnede gerçekleşen olayların tanıkları kılması değildir. Gombrich’e göre Giotto’yla birlikte sanat tarihi büyük sanatçıların tarihi olmuştur.

Rönesans Sanatı

Ortaçağ sanatının sonunu getiren, sanatçıların ilgisinin, “Yunanlıların yaptığı gibi insan vücudu hakkında yeterli bilgi edinerek bunu heykellerinde ve resimlerinde kullanmak”* istemeleridir.

“Rönesansın büyük ustaları için, sanattaki yöntemler ve yeni buluşlar sürüp gidecekti. Sanatçılar bunları her zaman, anlatmak istedikleri konuyu bize daha yaklaştırmak için kullanacaklardı.”*

Rönesans dönemi, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raffaello, Tiziano, Correggio ve Giorgione, kuzeydeyse Dürer ve Holbein eserlerinden takip edilebilir.

Leonardo Da Vinci

Gombrich, Son Akşam Yemeği’yle ilgili şöyle der: “İsa’nın sözlerinin yarattığı heyecanlı havaya karşın, yapıtta karışık hiçbir şey yok. On iki havari, adeta doğal bir biçimde jestleri ve hareketleri ile bağlanıyor. Çeşitlilikte o kadar düzen ve düzende o kadar çeşitlilik var ki, birbirini tamamlayan karşıt hareketlerin uyumlu oyunu tükenmek bilmiyor.”*

“Aslında hayran kalmamız gereken şey, çizimdeki ustalık ve kompozisyon gibi teknik olguların ötesinde, Leonardo’nun insanoğlunun davranış ve tepkilerini kavramadaki derin yeteneği ve sahneyi gözlerimizin önüne koymasını sağlayan büyük hayal gücüdür.”*

“Ressam bazı şeyleri seyircinin hayal gücüne bırakmalıdır. Dış hatlar çok katı çizilmez ve biçim, sanki gölgede kayboluyormuşçasına biraz belirsiz bırakılırsa, her türlü katılık ve kuruluk izlenimi yok olacaktır. İşte Leonardo’nun İtalyanlar tarafından sfumato adı verilen ünlü buluşu budur. Yani bir formun diğeriyle kaynaşmasını sağlarken, daima hayal gücümüze bir şeyler bırakan, bulanık dış hatların ve yumuşak renklerin kullanıldığı “erime”dir.*

Modern Sanatın Kökleri

Sanatçıların mükemmellik arayışı bir süre sonra ilginçliğini yitirmektedir. Bu mükemmelliğe “bir kez alıştıktan sonra, bizi heyecanlandırmaz artık. Biz onun yerine şaşırtıcı olana, beklenmedik olana, işitilmedik olana yöneliriz.”*

“Bizim şimdi “modern” sanat diye adlandırdığımız şey, köklerini benzer bir dürtüden alır: basmakalıp güzellikten farklı sonuçlara ulaşmak için, açık ve belirgin olandan kaçmak.”*

Değişimler

Caravaggio, “Kutsal olayları, sanki komşusunun evinde oluyormuşçasına gözlerin önünde canlandırmak isteyen büyük sanatçılardan biriydi.”*

Velazquez ise kendini bir resmin içine yerleştiren ilk ressamdır. O, “fotoğraf makinesinin bulunmasından çok daha önce, gerçek bir anı durdurmayı başardı.”

Natürmortlar; “Ressamın başlıca ödevi, doğayı hep taze bir gözle görüp gözlemlemek, renklerin ve ışığın yepyeni uyumlarını keşfedip onların tadına varmak olmuştu.” “Sanatta yansıtılan doğa, her zaman için sanatçının kendi zihnini, tercihlerini, zevklerini ve dolayısıyla genel ruh halini yansıtır. Özellikle bu ruh hali, Hollandalı ressamların en fazla “uzman”laştıkları dal olan “ölüdoğa (natürmort) resmini böylesine ilginç kılmaktadır.”*

Wermeer “Wermeer ile birlikte, janr (günlük yaşam) resmi, mizahi bir çizim olmaktan tamamen kurtulmuştur. Wermeer’in tabloları aslında içinde insan figürü bulunan ölüdoğalardır.” “Bu tablolar, sıradan bir sahneyi taze bir bakış açısıyla görmemizi sağlıyor.”*

Barok

“Barok etkisindeki muhteşem saray görüntülerinin ardından yazar okuyucuyu buradaki davetler ve ziyafetler: ona katılan şık ve şatafatlı giysilerle kadın ve erkekleri hayal ederek bakmamızı ister. Sonra da devam eder. “Böyle bir anda, o dönemin karanlık ve ışıksız, kir ve sefalet kokan sokaklarıyla, soyluların yaşadığı ışıl ışıl masal dünyası arasındaki karşıtlık, inanılmaz boyutlarda olmalıdır.”*

Fransız İhtilali Etkisi

Sanatçıların XVIII. Yüzyılın ortalarına kadar, dar konu sınırlamasının dışına ne kadar çıkmış olduklarını; bir romans sahnesini ya da tarihi bir olayı ne kadar ender olarak resimlediklerini görmek ilginçtir. Bütün bunlar Fransız İhtilali sırasında hızla değişti. Birdenbire sanatçılar, bir Shakespeare sahnesinden, güncel olaylara kadar, gerçekte hayal gücüne seslenen ve ilgi uyandıran, istedikleri her konuyu seçmekte kendilerini özgür hissettiler. Dönemin başarılı sanatçılarının ve başkaldırıp tek başına kalmış sanatçıların tek ortak noktası, bu geleneksel konuları umursamamalarıdır.”*

İzlenimciler: “Tüm detaylar verilmese de, yeteri kadar ipucu bulunduğu sürece, göz, resimde olması gereken biçimleri görür.”*

Empresyonistler: “Sanat eleştirmenliği, bir daha kendini toparlayamayacak biçimde saygınlığını yitirdi.”*

Bir Dava Üstüne Anekdot

Sanatın Öyküsü’nde yer alan bir dava şöyledir: Whister daha önce “1877’de Japon tarzında yaptığı kimi gece görüntülerini, “Noktürnler” adıyla sergiledi. Her bir resim için 200 gine (eski İngiliz parası) değer koyunca, Ruskin şöyle yazdı:

“Bir züppenin halkın suratına bir çanak boya atmak için iki yüz gine isteyeceği aklımın ucundan bile geçmezdi.” Whistler, Ruskin’e karşı hakaret davası açtı ve duruşma, sanatçı ve toplumun görüş açıları arasındaki derin uçurumu yeniden ortaya çıkardı. Duruşmada resimlerin “bitmemiş” görünümü hemen söz konusu oldu: Whistler’e bu yüksek fiyatı gerçekten “iki günlük iş için” mi istediği sorulduğunda, yanıtı şu oldu: “Hayır, bunu yaşam boyunca edindiğim bilgi için istiyorum.”*

Aslında bu talihsiz davanın her iki tarafının da ne kadar çok ortak yönü olduğunu görmek şaşırtıcıdır. Her ikisi de çevrelerindeki çirkinlik ve sefaletten rahatsızdı. Fakat daha yaşlı olan Ruskin, vatandaşların ahlak duygularını harekete geçirerek onların güzelliği bulmasını umut ederken, Whistler “estetikçi akım’ın” lideri oldu ve hayatta ciddiye alınmaya değer tek şeyin sanatsal duyarlılık olduğunu savundu. XIX. Yüzyıl sona ererken; her iki görüşünde önemi artıyordu.”*

Van Gogh: “Yalnızca zengin sanat uzmanlarına değil, tüm insanlığa mutluluk ve avuntu götüren içten bir sanata ulaşmaya çabalıyordu.”*

Gauguin: “Avrupa’da biriken tüm zeka ve bilginin, insanın sahip olduğu en büyük yetenekten –güçlü ve yoğun duygulara sahip olma ve bunları açıkça ifade edebilmekten- mahrum bıraktığını düşünüyordu.”*

“Gelecek, yeni bir başlangıç yapmaya karar verip, eski ya da yeni, tüm üslup ve süsleme biçimlerini bir yana kaldıranların olacaktı.”*

Bauhaus “Eğer bir şey amacına uygun tasarlanırsa, güzellik kendiliğinden gelecektir.”*

Modern Etki

“Mimarinin cesur buluşları ve yenilikleri yaygın bir biçimde benimsenmiştir, ama pek az kimse, resim ve heykel sanatında da durumun aynı olduğunun farkındadır. Bu “ultra modern şeyleri” horgörüp reddeden çoğu insan, aslında bunların hayatına ne kadar çok girdiğini, beğeni ve tercihlerini ne kadar çok biçimlendirdiğini görünce çok şaşıracaktır. “Ultra modern” isyancıların resimde geliştirdikleri biçimler ve renk düzenlemeleri, bugün grafik sanatlarının en sıradan ürünleri haline gelmiştir. Bunları reklam afişlerinde, dergilerde ve dokumalarda gördüğümüzde oldukça normal karşılıyoruz.”*

Duygusal Etki

“Biraz dikkat edersek, görme olarak adlandırdığımız olayın, gördüklerimiz hakkındaki bilgilerimize (ya da inançlarımıza) göre şekillendirildiğini ve renklendirildiğini anlarız.”*

“Yanılgının farkına vardığımız an ise, artık o nesneyi eskiden gözümüze göründüğü şekliyle göremeyiz.”*

“Gerçek şu ki, nesneler hakkındaki duygularımız, onları görme ve dahası biçimlerini hatırlama şeklimizi etkiler. Hepimiz, aynı yerin, mutlu ya da üzgün olmamıza göre ne kadar farklı göründüğünü yaşamışızdır.”*

Kandinsky Soyut Sanat

“Hiçbir konu işlemeden sadece ton ve biçimlerin etkilerine dayanarak, sanatı daha saf bir hale getirmenin mümkün olup olmadığıydı.”*

“… tanımlanabilecek hiçbir nesneyi göstermeyen bir tabloyu gidip sergilemek başka bir şeydir. Görüldüğü kadarıyla, bunu ilk yapan, o sıralarda Münih’te yaşayan Rus ressam Vasiliy Kandinsky’dır (1866-1944). Birçok Alman ressam arkadaşı gibi, gelişmenin ve bilimin ortaya çıkardığı değerlerden hoşlanmayan Kandinsky, dünyanın, saf “ruhsallığı” temsil eden yeni bir sanat tarafından yenilenmesini özleyen bir gizemciydi. Tutkulu, ama biraz da karışık olan, Sanatta Ruhsallık Üzerine (1912) adlı kitabında saf renklerin psikolojik etkilerini vurgulamış, canlı bir kırmızın, bir boru sesi bizi nasıl etkileyebileceğini belirtmiştir. Bu yolla, insanlar arasında ruhsal bir bütünleşme yaratmanın mümkün ve gerekli olduğuna inanıyordu. Bu inançtan aldığı cesaretle, rengin müziği üstündeki ilk denemelerini sergiledi. Böylece “Soyut Sanat” olarak adlandırılan akımı da başlatmış oldu.”*

Sürrealist (Gerçeküstü)

1924 yılında Sürrealisler adı verilenler, tıpkı Klee gibi, bir yapıtın önceden planlanamayacağını, onun kendi başına büyümesine izin verilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Sonuç, konuya yabancı birisine korkunç görünebilir. Ama bu kişi önyargılardan kurtulup hayal gücünü çalıştırırsa, sanatçının bu garip düşünü paylaşabilir.”*

Dali, “görünürdeki bu çılgınlığın bir anlamı olması gerektiğini, unutamayacağımız bir şekilde hissettirmiştir bize”*

Ve sonuç yerine

Sanatın Öykü’sü Gombrich’in şu söyledikleriyle bağlanabilir:

“Sanat diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır. Biçimleri ve renkleri “doğru” olacak biçimde dengelemek gibi mükemmel bir yeteneğe sahip.” “Dahası, bunlar yarım çözümlerden tatmin olmayan ve içten bir çalışmanın çile ve eziyetini her türlü kolay etkiye ya da yapay başarıya tercih eden dürüst bir kişiliğe sahiptirler.”*

 

Bu yazıdaki alıntılar: E. H. Gombrich. Sanatın Öyküsü” Çev: Erol Erduran ve Ömer Erduran. Remzi Kitabevi, 3. Basım, 2002. Çin’de basılmıştır. Türkçe yayını Phaidon Press Limited’in izniyle kitabın (genişletilmiş ve yeniden düzenlenmiş) On Altıncı Basımından (1997) yapılmıştır. Metin text 95 Gombrich, çeviri 1997, Remzi Kitabevi