31 Mart Yerel seçimleri öncesi Ankara’da yaşayan engelliler ile Ankara’nın engelliler için yaşanılabilir bir şehir olup olmadığıyla ilgili konuştuk. Konunun ciddiyetini buluşma yeri seçerken idrak ettik. Üç farklı engel grubundan üç arkadaşımızın da erişimi mümkün olan bir yer seçmekte biraz zorlandık, fakat sonunda buluşmayı başardık.

Akülü araç kullanan bir engelli olan Fedakar Özdemir Ankara’nın yaşanabilir bir kent olmadığını dile getirerek: “Bırakın erişmeyi, yaşayamıyoruz bile. Kaldırımın üzerine bırakılan bir sandalye bile bizim için bir engel olabiliyor.”dedi. Ankara’nın merkezi olan Kızılay’da bile engelli tuvaleti bulunmadığını ifade eden Özdemir, tuvalet ihtiyacı için istemedikleri halde Kızılay’ın merkezinde bulunan AVM’ye gitmek zorunda kaldıklarını dile getirdi. Özdemir: “AVM engelli tuvaletlerini başka amaçlarla kullanılıyor diye kilitliyorlar. Kapısına not düşülmüş, ‘İhtiyaç halinde anahtar güvenlik görevlisindedir’ diye. Sonra koridorlarda dakikalarca güvenlik görevlisini aramak zorunda kalıyorsunuz. Bu durum evden çıktığın dakikadan itibaren bir stres kaynağı haline geliyor zaten. Mesela ben futbol sever bir insanım, herkes gibi ben de maç izlemeye gidiyorum. Engelli tuvaleti yok. Yanımda bir sakat arkadaşımla gitmiştim geçenlerde. Çocuk kıpkırmızı oldu, belli ki zor durumda. Dedim ki neden utanıyorsun, stadyumlara engelli tuvaleti koymayanlar utansın. Sal gitsin. Bunlar bizler için gündelik sorunlar.”

“Otobüsler erişilebilir değil “

Ankara’da toplu taşımayı değerlendiren Özdemir: “Ben Hüseyin Gazi’de yaşıyorum. Kişisel tecrübelerle ifade etmek daha anlaşılır olmasını sağlıyor. Geçenlerde bir arkadaşımla Kızılay’da buluşma planı yaptım. 2 saat otobüs bekledim. 8 tane otobüs geldi, 4 tanesinin engelli rampası yoktu. Geri kalanların engelli rampası vardı ama bir tanesinin şoförü araçtan inmemek için çalışmıyor diyerek geçiştirdi. Diğerlerinde rampa çalışmadı. Şoförlerin rampaları yola çıkmadan kontrol etmesi gerekiyor. Bu doğru ama sadece şoförün sorumluluğu değil. Bu gibi durumlarda bize şoförü şikâyet etmemizi söylüyorlar. Çok iyi biliyoruz ki şoförü şikâyet etmekle bir yere varamıyoruz. Belediyeyi aradım, okullar tatil olduğu için sizin kullandığınız araçları azalttık dediler bana. Ben ne yapacağım şimdi diye sorunca da ‘Bilmiyorum, bekleyin’ dediler.

Ankara’da ulaşımı değerlendiren Türkiye Sakatlar Derneği Başkanı Mithat Tokur ise, koltuk değneği kullanan bir engelli için otobüs zeminlerinin kaygan ve otobüslerin tehlikeli olduğunu ifade ederek: “Ankara’da toplu taşıma tam anlamıyla felaket. Oturduğum hat itibariyle Çayyolu metrosunu kullanıyorum. Metronun açılması ile bu hat üzerindeki otobüsleri kaldırarak yerlerine servis tipi araçlar koydular. Bu araçları bırakın bir engellinin kullanmasını, yaşlı bir vatandaşın kullanması bile çok zor. Üstelik bu araçlar engelliler ve yaşlılar için bütçeden ödenek alıyor. Bu ödenek ile ne yaptıklarını bilmiyorum zira hiç bir değişiklik yapılmadı. Yapılmadığı gibi bir de ciddi anlamda rencide ediyorlar yaşlı ve engellileri. Belediye otobüslerinde en azından kimseyle muhatap olmuyor, bir şekilde binmeyi başarabilirsen basıyordun kartı. Şimdi bilet kesen kimse yok. Alıp atıyorlar parayı bir yana. Mavi otobüsler de aynı şekilde. Burada çok ciddi bir şekilde vergi kaçağı söz konusu. Bu konu ile ilgili şikayetçi olmaya kalktığınız zaman bu otobüs sahiplerinin hiç de sıradan insanlar olmadığını, belediye meclisi ile,  siyaset ile bağlantısı olduğunu görüyorsunuz. Türkiye Sakatlar Derneği olarak Otobüsçüler Odası Başkanı’na gittik elimizde dosya ile. Bizim amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek dedik. Notlar altı, ileteceğini ifade etti. Hala değişen bir şey yok” dedi. 

“Engelli yasası durmadan erteleniyor, vergi istiyorlar ama 4. kattaki vergi dairesine ulaşamıyoruz”

Durmaksızın süresi uzatılan ve uzatma süresi 2017 Temmuzunda bitmesine rağmen tekrar ertelenen ve ertelendiği şoförler odası tarafından ‘müjdeli haber’ olarak duyurulan Engelli Yasası’na değinen Türkiye Sakatlar Derneği Başkanı Mithat Tokur, konu ile ilgili tek bir adım bile atılmamasına rağmen yasanın sürekli ertelendiğini dile getirerek, “Engelli yasasına göre sürtünme katsayısı yüksek kaygan olmayan zemin kaplama malzemelerinin kullanılması, binalara rampa yapılması zorunlu hale gelecekti.  Hastaneler, okullar, kentin yer döşemeleri engelliler için kullanılabilir değil. Engelliler süresiz ev hapsine mahkum. Çalışma hayatından tecrit edilmiş durumda. Bizden vergi istiyorlar, ama 4. kattaki asansörü çalışmayan vergi dairesine nasıl çıkacağımızı düşünmüyorlar. Aynı şey oy verirken de geçerli. Engelliler yasa yapıcıların ve yetkililerin aklına yalnızca seçim zamanında ya da engelliler haftasında geliyor. Dolayısıyla seçimden de bir beklentimiz yok. Türkiye Sakatlar Derneği olarak tüm taleplerimizi gerekli yerlere ilettik. Şehrin ulaşılabilir olması sakat olmayan bir kişi tarafından masa başında alınacak kararlarla sağlanabilecek bir şey değil. Şehir içi yer döşemeleri ile ilgili o dönemin Çankaya Belediyesi’ndeki ilgili başkan yardımcısı ile görüştük. Mühendislerin kendisine böyle bir bilgi vermediğini söyledi. Olabilir, mühendis bunu düşünemeyebilir. Bir engelli ile görüştünüz mü diye sorduk..Hayır. Sormak gerekir. Her engel grubunun farklı farklı sorunları, sıkıntıları var. Koltuk değneği kullanan birinin, akülü araba kullanan biriyle, görme engelli biriyle sorunları farklı.” diyerek değerlendirdi.

“Kafeler engelli rampalarının önüne masa koyuyor” 

Akülü araç kullanan Özdemir zaten pek çok kafe ve restoran onlar için erişilebilir değil iken, zemin katlarda olup, engelli girişine sahip kafelerde de sorunlarla karşılaştıklarını ifade etti. “Geçenlerde simit sarayına gitmek istedim. Engelli rampası yapmışlar evet, ama rampanın önüne dört tane masa koymuşlar. Rampadan çıkınca karşınıza çıkan engelli giriş kapısında ise ‘Arızalı olduğu için bu kapıdan giriş yapılmıyor’ yazmışlar diyen Özdemir,ekledi:  “ Bunun nedeninin ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum.  Zaten sinema salonları, kafeler ve restoranların yüzde 80’ine giremiyoruz. Sanıyorum geri kalanlarındaki rampalar da bizler için değil mal taşımak için yapılıyor.” 

“Arkadaşımıza menü okutmak zorunda mıyız?”

Sosyal hayatın da engeller ile daraltıldığını ifade eden Sarı, kafelerde menülerin Braille (Altı nokta alfabesi) ile yazılmıyor olduğuna dikkat çekti, ‘Biz garsona, orada bulunan herhangi birine, ya da yanımızdaki arkadaşımıza menü içeriğini ve fiyatları okutmak zorunda değiliz. Aynı şekilde banka ATM’lerinin de sesli sistem kullanıyor olması gerekiyor. Pek çok ATM’de henüz sesli sistem kurulu değil ya da kurulu olsa bile çalışmıyor. Otobüslerde de sesli anons sisteminin bulunması çok önemli. Bunlar çok ileri teknolojiler gerektiren şeyler değil ama ne yazık ki 2019 yılında hala bunları konuşuyoruz.” Engelsiz Erişim Derneği olarak 2008’den bu yana bu konularda çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Sarı, sesli anons sistemi kurdurmayı başardıkları otobüslerde de şoförlerin ya da yolcuların sesten rahatsız olması gerekçesiyle anonsların çalışmadığını belirtti. Sesli anons sisteminin yalnızca görme engelliler için değil şehri tanımayan kişiler için de bir gereklilik olduğunu ifade eden Sarı, toplumun da ortak kullanım alanlarında hassas davranmadığına dikkat çekti.

“Akşamları dışarıda olmam imkansız”

Akülü tekerlekli sandalye ile binebileceği otobüs sayısının zaten az olması nedeniyle, eve dönüşünü garantiye almak adına saat en geç 6’da yola düşmek zorunda kaldığını ifade eden Özdemir, “Bazen konserler, etkinlikler oluyor. Hiç birine katılamıyorum çünkü eninde sonunda evime dönmem gerekiyor ama ilerleyen saatlerde nasıl bir otobüs geleceğini bilmiyorum” dedi. Özdemir bu durumun yalnızca gezme eğlenme açısından ele alınmaması gerektiğini, bu belirsizliğin çalışma haklarını ihlal ettiğini, bu şartlar altında düzenli bir işi olamadığını da dile getirdi. Özdemir bir dönem kendisine belediyenin bir simit arabası verdiğini, arabanın yaşadığı yere iki otobüs mesafede olduğunu söylerken, “Ulaşımın bu kadar sıkıntılı olduğu bir durumda ben sabah beşte nasıl iş başında olabilirim? Diyelim oldum, bana da ayda atıyorum 4 bin lira para verdiler. Tabii ki geçinmek için önemli, ama ben o parayla ne yapacağım? Diğer insanlara sağlanan koşullar bana uygun değil ki para harcayabileyim.” dedi.

 “Abi sen neden beni seviyorsun?”

İnsanların engellilere cinsiyetsiz biri gibi, bir çocuk gibi davrandığını ifade eden Özdemir, “Ben 45 yaşındayım. Bazen insanlar gelip yanağımdan makas alıp şakalaşıyorlar. Abi sen beni neden seviyorsun? Acıyarak seviyorlar. Beni seviyorsun ama ben iyi biri olmayabilirim. Ben sakat olduğum için iyi biri de olmak zorunda değilim.” diyerek insanların engellileri tek tür olarak gördüğünü ifade etti.  İnsanların ortak kullanım alanlarında bulunan ve çalışmayan ve aylarca tamir edilmeyen asansörlere tepki göstermek yerine ‘Biz seni taşırız’ yaklaşımında bulunmalarından şikayetini dile getiren Özdemir: “Biz 5 kişi seni kaldırır taşırız diyorlar. Eşya gibi. Bu durum benim hoşuma gitmez ki! Biz aslında fark edilmemek istiyoruz. Biz görünmez olmak istiyoruz. Herkes gibi yoldan geçip gidelim ve kimse bize bakmasın istiyoruz. Herkesin girebildiği yere ben de yardım almadan girebilmek istiyorum, insanlar bana baksın bana yardım etsin istemiyorum. Ben kötü olma hakkımı saklı tutmak istiyorum” dedi.

“Yoldaşız ama eşit yoldaş değiliz” 

İstediklerinin yalnızca eşit yurttaşlık olduğunu dile getiren Özdemir, muhafazakârların aslında 2019’da çoktan sağlanmış olması gereken hizmetleri ‘hayır işi’ adı altında yaparken sosyal demokratların da aynı işleri ‘sosyal sorumluluk projesi’ adı altında yaptığını dile getirdi. Bir dönem Umut Kültür adında bir dernek açtıklarını ifade eden Özdemir şöyle devam etti: “Umut Kültür’ü açtık yoldaşlarla. Ben orada başkanlık da yaptım, kapıcılık da yaptım, temizlik de yaptım, yemek de yaptım. Oradaki herkes gibi.  Ama oradaki herkes gibi tuvaleti kullanamadım mesela. Yoldaşız, ama eşit yoldaş değiliz” dedi. 

“İnsan odaklı projeler ile ‘engelli’ kavramı ortadan kalkar” 

Engelsiz Erişim Derneği’nden görme engelli Burak Sarı, engellilik üzerine konuşmak gerekirse bu durumu daha çok engellenilmişlik olarak değerlendirdiklerini belirtirken, günümüz teknolojisinde ve insanın yaratma gücünü düşündüğümüzde, toplum önyargılı olmazsa ve insan odaklı projeler gerçekleştirirse ‘engelli’ kavramının ortadan kalkmış olacağını dile getirdi. 

Ankara’nın kesinlikle yaşanılabilir ve erişilebilir bir kent olmadığını savunan Sarı: “Semtleri geçtim, kent merkezleri bile sıkıntılı. Görme engelliler için belli sarı şeritler koydular. Onun da zararlı mı yararlı mı olduğu tartışmaya açık. Pek çok görebilen kişinin yağışlı havalarda bu sarı şeritler nedeniyle kayıp düştüğü bir gerçek. İnanılmaz kayganlar. Ve insanlar da üzerlerine tezgah koyuyor ya da orada dikilip sohbet ediyorlar. İkaz ettiğimizde genelde durum kavga ile sonuçlanıyor” dedi. Sarı, ulaşımda evinin konumu nedeniyle metro kullandığını ifade ederken, “Metroda trene biniş noktasındaki sarı şeritler belirgin değil. Beton üzerine ufak bir çizik atmışlar. Normalde şerit kullanmadan yürüyebiliyorum ama metroda tren faktörü var ve bu bizler için son derece tedirgin edici bir durum. Bu duruma ilişkin defalarca şikâyette bulundum. 2018 yılı içinde çözeceklerini söylediler. Takvimlere bakarsak, 2018’i çoktan geride bıraktığımızı görebiliriz” dedi.

“Ortak kullanım alanlarını kısıtlanmadan kullanmak istiyoruz” 

“Emek vermek için bile mücadele etmemiz gerekiyor” 

Sırf engelli çalıştırma kotasını doldurmak amacıyla işe alımlara değinen Sarı,: “Bu uygulamada başta bir sıkıntı yok gibi, ama kurum yöneticileri kendi önyargılarına göre hareket ettikleri için bu durum çalışan bir çok engelli arkadaş için kabusa dönüşüyor. Yeni bir mücadele alanı yaratılmış oluyor. Çalışma hakkını elde etmek için yani sadece gidip bankadan paranı alıp ben memurum dememek için, çalıştığımız işe emek vermek için bile belli bir mücadele vermemiz gerekiyor” dedi. 

“Ben Fedakar ile tatil yapmak zorunda mıyım?”

Hükümetin ‘Engelli Tatil Köyleri’ gibi projelerini eleştiren Fedakar Özdemir, “İstiyorlar ki sakatlar hep bir arada dursun. Size burda yer kurduk gelin burada hep beraber takılın bizden uzak durun diyorlar. Ben etrafımda hep sakatları mı görmek zorundayım? Burada bir tecrit etme durumu var. İş dönüp dolaşıp eşitlik sorununa geliyor’ derken Sarı, engelli insanların toplumdan soyutlanmak istediğinin altını çizerek, ‘Bu da ayrı bir izole etme durumudur, ya arkadaş, ben Fedakar ile tatil yapmak zorunda mıyım? Halk eğitim kursları da aynı şekilde mesela. Onlara göre engelliler her şeyi engelli birileri ile yapmak durumunda” dedi. 

“STK’ların düzenlediği geziler kimseye bir şey katmıyor”

Bu ayrımcılığın kavga ederken bile ortaya çıktığını ifade eden Özdemir, “Kavga ederken bile böyle, diyorlar ki ‘Sakat olmasan gösterirdim ben sana!’ Gel göster. Gel dövüşelim. Asıl sorun bize böyle tek tür olarak bakılması zaten. STK’lar ve dernekler de böyle. Alır götürür AVM’ye bırakırlar,’ Hadi gezin’. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek bu. Bir çok sakat arkadaşımız belli bir bilince sahip değil ne yazık ki. Memnunlar durumdan. Diyorlar ki ‘Bakın ne güzel, normalde çıkamıyoruz evden, şimdi ne güzel geziyoruz.’ Oralarda gezmek onlara bir şey katmıyor. Sorunun çözülmesi için mücadele etmek yerine, sorunun içerisinde kendilerine izin verildiği kadar bir hayata tamah ediyorlar. Pek çok sakat derneği de buna itiraz etmez, bol bol gezi düzenlerler.”dedi.

Engelli STK’larına dair konuşan Sarı, bunun çok büyük bir istismar alanı olduğunu ifade ederek, zaten normal hayatta kendilerini sürekli ispatlamaları gerektiğinin altını çizerek, “Herhangi bir dernek, kapınızı çalar size engelliler için para topladığını, bilet sattığını vesaire söylerse, ne kadar kabalaşabiliyorsanız o kadar kabalaşarak bunları kovun. Biz bir de bu dilenciler yüzünden kendimizi ispatlamak zorunda kalıyoruz” dedi. Muhafazakar stk’ların bu tavrını anladıklarını dile getiren Sarı, ilerici, hak odaklı derneklerin de radarına girmek için engellilerin mücadelesinin,  aynı kadın mücadelesinin son yıllarda kadınların örgütlenmesi ile görünür hale geldiği gibi, ancak toplumsal bir güce dönüştüğü takdirde görünür olacağını ifade etti. Bunun da engellilerin homojen bir grup olmaması nedeniyle biraz uzun zaman alacağına değinen Sarı, “Tabii ki çok yol kat ettik. Ama onları sarsacak kadar değil henüz. Ancak toplumsal bir güç olduğumuz zaman muhalifler engelli sorununun da bir muhalefet sorunu olduğunu, toplumsal bir sorun olduğunu anlayacaklar.” dedi.

Engellilerin örgütlü olmadığı için bir baskı grubu oluşturamadığını dile getiren Tokur, Türkiye’de engelli nüfusunun oranının 2017 verilerine göre yüzde 6.9 olduğunu ifade ederek, “Yaklaşık beş milyon engelliyi, yakınları ve ailesi ile birlikte düşündüğünüz zaman, bu kişiler belli bir siyasi bilinçte olup hak arayabilseler siyaseti sallayacak durumda olduğunu görebilirsiniz. Ancak ne yazık ki bu mümkün olmuyor” dedi. 

“Çok sanatseverim o yüzden sürünerek çıkıyorum” 

Ankara’nın bir kent olarak engellilerin kültür sanat aktivitelerine erişimini de sağlamadığını belirten Sarı, engelliler için ayrı sinema istemediklerini, koltuklara eklenecek kulaklıklar aracılığıyla sesli betimleme sağlandığı taktirde kendilerinin de herkes gibi o filmi izleyebileceğini belirtirken, Özdemir ise, yürüme engelliler için perdenin en önünde bir alan ayrıldığını ve bu nedenle filmleri neredeyse yatarak izlemek zorunda kaldıklarına değinerek, “Bazen bir tane de arka taraftan koltuk satın alıyorum. Tabii o koltuklara akülü araba ile erişmek mümkün değil, aracı bize ayrılan en ön sırada bırakarak arka koltuğa sürünerek gidiyorum. Giderken de insanlar duysun diye bağırıyorum, ‘Çok sanatseverim, o yüzden sürünerek çıkıyorum!’ diye anlattı. 

“Kör bir insan gören bir insandan daha iyi ilerleyebilir” 

Kullanılan dilin de, aynı eril dil gibi düzeltilmesi gereken bir sorun olduğuna dikkat çeken Sarı, dilimizde pek çok engelin hakaret anlamına gelecek şekilde kullanıldığına, hatta bu şekilde atasözleri ve deyimler olduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında gördüğü bir sosyal medya paylaşımından örnek veren Sarı, Muharrem İnce için yazılan ‘Kör topal ancak bu kadar ilerleyebildi’ dendiğini hatırlatarak,: “Kör bir insan gören bir insandan daha iyi ilerleyebilir, keşke Muharrem İnce, benim ilerleyebildiğim yerleri hayal edebilse” dedi.

“31 Mart seçimleri” 

Son olarak yaklaşmakta olan 31 Mart Yerel Seçimi’ne değinen Sarı, görme engellilerin tek başına oy kullanma talebini tekrarlarken, “Çok basit çözülebilecek şeyler bunlar, Engelsiz Erişim Derneği olarak biz basit bir şablon ile görme engelli birinin tek başına oy kullanmasını sağlayabiliyoruz. Bunun YSK’ya kabul ettirmeyi de başardık. Kendileri basmayı kabul etmediler, fakat biz bastığımız şablonları isteyen herkese ulaştırabiliyoruz.”derken, Fedakar Özdemir de yürüme engellilerin erişimi mümkün olmayan katlarda oy kullanmak zorunda kaldığını, böyle durumlarda merdivenleri sürünerek çıkmak zorunda kalabildiklerini, veya açıkta oy kullanmaya zorlandıklarını hatırlattı.

“Bir beklentimiz yok!”

Seçime ve sonucuna dair eşit yurttaşlık dışında hiç bir beklentilerinin olmadığını ifade eden Sarı, Özdemir ve Tokur, “Eşit yurttaş olmak istiyoruz. Bizim için ne yapılacaksa bizimle beraber yapılması gerekiyor. Kimse bunu bizim için yapamaz” diyerek sözlerine son verdi.