Çoğumuzun malumu olsa da hikâyeye sonundan başlayalım. Kulleteyn dinlere savaş açan eski müftü Turan Dursun’un şeriatı öğrendiği çocukluk yıllarını anlatır. Turan Dursun uzun yıllar aydınlıkçı din adamı kimliğiyle ön plana çıkmış bir müftüdür. Dinler tarihi okuması ve eleştirel yaklaşımları sonucu dinleri reddetmiş ve ateist olmayı seçmiştir. Yıllarını çalan şeriata savaş açan Turan Dursun yılların bilgi birikimini yazdığı kitaplarla insanlara duyurmak ister. Karanlığın ancak aydınlıkla yenileceğine olan inancı ile bütün tehditlere rağmen bildiklerini güncel dergilerde yazmaya devam eder. Dinin eksik ve yanlış noktalarını bir bir ele alan bu cesur insan sonunda 4 Eylül 1990’da suikaste kurban gidecektir. Fikirlerini yenemeyenler Turan’ı susturmayı seçmişlerdir.

Turan Dursun’un kendi kaleminden okuyacağımız çocukluğu boyunca Doğu Anadolu’da ağa, şeyh, molla üçlüsünün insanları din eliyle nasıl sömürdüğünü göreceğiz. Şeriata, şeyhlere, mollalara içeriden bir gözle bakacağız. Turan Dursun’un anlatımındaki yalınlık ve diyaloglardaki gerçeklik bizleri alıp 1950’lerin Anadolu köylerine götürecek. Köylerdeki o samimiyeti ve çocukluğun o saflığını hissedeceğiz.

Turan’ın nam-ı diğer Türko’nun Kürt şeyhlerinden aldığı eğitim süresince şerri kuralların nasıl işlendiğini, şeriatın ne denli yozlaştığını göreceğiz. Doğu Anadolu insanının sıcaklığını ve samimiyetini kitap boyu hissettiriyor zaten Turan bizlere. Turan’ın iç çelişkileri, tanrıya ilk serzenişlerini de okuyacağız Kulleteyn’de. Türko’nun ilk aşkından dostluklarına birçok hikâye sizleri bekliyor olacak bu kısa biyografide.

Dilerseniz Kulleteyn’in kelime manasını yazarından okuyalım;

“Kulleteyn, ‘İki kule’ (yaklaşık 13 ton) su demek. Durağan bir suyun temiz (‘tahir’) sayılabilmesi için Şafii mezhebine göre bu kadar olması yeterliydi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun ‘temiz’di artık. ‘Pislik’erle dolu bile olsa… Doluydu zaten. İlk görüşte bataklık bile sayılabilirdi…. Ama madem ki Şeriat temiz demişti, temizdi. Şeriat neye pis diyorsa pis olan da oydu…”