Bizi dünyaya açan bir dil laboratuvarı olmak.

Bazıları birinin Donne, Shakespeare ve Milton hakkında kitap yazmayı seçmesinin tuhaf ya da aptalca olduğunu düşünebilir. Ama benim yazmam tesadüf değildi. Bugünün öğrencilerinin bu üç şairi olağanüstü zor bulduğunu biliyordum. Roald Dahl ve Jacqueline Wilson ile büyüyen, yetişkin hayata atılırken Harry Potter’dan vazgeçmekte çoğunlukla gönülsüz olan 18 yaşındakiler için Donne’ın, Shakespeare’in ya da Milton’ınki gibi bir zihin neredeyse anlaşılmazdır.

Fakat yıllar geçtikçe şiir tutkum bir noktada şiirin yetişkin bir okurun okuma listesinde neden önemli bir parça olmadığı, hayati hale geldiği, hakkında toplum olarak hızlandırılmış bir kursa ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm acımasızca akademik olmayan bir şeye evrildi.

2001 civarında dinlediğim bir iletişim şirketi CEO’su dinleyicilerine Shakespeare’in hayatı boyunca ulaşabileceği bilginin daha fazlasının her gün çevrimiçi olarak yayınlandığını söylüyordu. Bu açıklamanın su götürmezliğinin beni gerçekten şoka uğrattığını hatırlıyorum. Etrafımdaki inançlı seyirciler göz bile kırpmadılar. Sanki iletişim sektörünün kendisinde bile, iletişim araçlarının -dilin- değeri düşürülüyordu. O zamandan beri, sosyal medyanın giderek egemen olduğu bir dünyada, kelimelerin değerini yitirmesi hızla devam etti. Bir kelimenin, yeterince sık retweet’lenirse, herhangi bir Humpty Dumpty (Yumurta Adam) ne anlama gelmesini isterse o anlama geleceği bir aynanın içinden dünyasına yaklaşıyoruz şimdi.

Bu neredeyse hiç şaşırtıcı değil. Kelimeler o kadar çabuk ve kolay takas ediliyor ki ortak para birimi gibi pis ve tartaklanmış görünme tehlikesi içindeler. Teknoloji, düşünme ve ifade etme arasındaki süreci klavyede çabucak birkaç kelime bırakacak kadar süren saniyelere kadar kısalttı. Bir düşünce oluşur oluşmaz diğer milyonlarca pasif alıcı zihne fiber optik kabloların duvarlarından ışık hızında sekerek paylaşılıyor.

Şiir bu acelenin, umursamaz kakofonin (ses uyumsuzluğu) tam tersidir. Şiir, kelimelerin özlerinde var olan güç, güzellik ve bizi insan olarak harekete geçirme kapasiteleriyle en verimli topraklarını buldukları yerdir. Şiirde kelimelere imhaya dayanıklılık testi yaparız; onlardan imkansızı sıkıp çıkarırız ve diğer başka bir bağlamda hayal edilemeyecek güzel yapılar oluşturmaları için birleştiririz.

Şiir önemlidir çünkü onu okuduğumuzda dilin neler yapabileceğini kavrarız. Ve tam tersi: şiir okumadığımızda, kelimelerin gücünün algısını yitiririz. Bu yüzden son kitabım, The Point of Poetry (Şiirin Amacı), milyonlarca iyi eğitimli, profesyonel, hatta kitap alan yetişkinler için şiirin nefret edilen bir şey olarak kaldığı üzücü gerçeği başlangıç noktası olarak aldı. Onlar şiirden gerçekten nefret edenlerdir (metrophobes), ve nefret ettikleri için korktukları şeyin metrolar değil şiir olduğunu bilmeyecekler. Yazar ve eğitimci olarak kariyerimde bir otelin barında iş çıkışı içki içerken film, politika hatta kurgu hakkında bile güvenle sohbet edebilecek ama bir şair ya da şiir referansıyla yüzü solan pek çok kişiyle tanıştım. Her nasılsa, eğitimleri şiiri anlamalarını sağlama konusunda tamamen başarısız olmuş: şiir tek gerçek dil laboratuvarıdır, kelimelerin hayatlarını değiştirebileceği yerdir.

Dokunma, matematik ve gerçekten sanatçılar tarafından yapılan matematik olan müzik dışında herhangi bir şeyle iletişim kurmamızın tek yolu kelimelerdir. Şahsi yaşamlarımız kullandığımız dil, başkalarıyla takas ettiğimiz kelimeler tarafından hapsedilmiş ve zenginleştirilmiştir. Şiir olasılıkların gerçekleştiği yerdir. İnsanların dili sadece kırılma noktasına kadar değil ötesine doğru test etme yoludur. Dersimi o kadar iyi öğrendim ki hile, manipülasyon ve bazen sadece çevrimiçi paylaşımı niteleyen düşüncesizliği görebiliyor ve kokusunu alabiliyorum. Önümdeki kelime “mouse” olunca bir sıçanın nasıl koklanacağını öğretti şiir bana.

Daha fazla gülümsüyorum çünkü şiir okuyorum. Gözlerim de daha sık doluyor ve muhtemelen orta halli şeyler hakkında, ciddi şeylerde olduğu gibi, çoğu insandan daha şiddetli tartışırım. Büyük ve çok da büyük olmayan dış alanlarda daha çok fark ederim. Şiir hayatımı daha iyi anlamak için bir yol olmuştur ve olmaya devam eder, bu yüzden yakınlarımdan da bundan faydalandığını düşünürüm. Çünkü hayatı kanlı canlı yaşayanlarla paylaşıyorum, kablolar, ekranlar ve klavyelerle değil.

Joe Nutt bir yazar, eğitim danışmanı ve TES köşe yazarıdır. En son kitabı olan The Point of Poetry’nin yayıncıları Unbound’la birlikte fon sağlayıp, desteğinizi memnuniyetle karşılayacaktır.

Yazar: Joe Nutt
Görsel Kaynağı: Pixnio

Kaynak: Spiked Online