Oliver Sacks’ın Müzikofili kitabını okurken daha önce duymadığım pek çok olay ya da durumun yanında Williams Sendromu olarak adlandırılan bir hastalıkla da tanıştım. Oliver Sacks nörolog bir yazar olarak hayatının bir döneminde dikkatini talep eden müziğin, daha sonra kendisine “beynin hemen tüm fonksiyonları üzerine,” etkilerini gösterdiğini söyler. Kitap bu serüveni vakalar üstünden okura sunarken pek çok yeni pencere de açar. Williams sendromu benim için bunlardan biriydi.

“Williams sendromu nadiren görülür, belki on binde bir çocuğu etkiler ve Yeni Zelandalı kardiyalog J.C.P. Williams’ın 1961’de yayımladığı makaleye dek tıp literatürüne girmemiştir.”* der Olivar Sacks.

Büyümeyi, fiziksel ve bilişsel gelişimi etkileyen Williams sendromlu bireyleri yüzlerinden tanımak mümkündür.

“Küçük yukarı kalkık burun, üst dudağın daha uzun olması, geniş bir ağıza ve dolgun dudaklara, küçük bir çeneye, gözlerinin etrafında pofuduk bir görüntüye sahip olması ortak özelliklerindendir. Gözlerinin irislerinde yıldız gibi farklı bir desen olabilmektedir.”**

Ayrıca yüzlerinde her zaman görülen bir gülümsemeyle tanımlanırlar. Sıcakkanlı ve samimidirler.

Williams sendromlu bireylerde görülen ortak rahatsızlıklarla ilgili bilgi almak için bu link ziyaret edilebilir.

Müzikle İlişkileri

Yaşama genetik olarak birçok rahatsızlıkla gözlerini açan bu bireylerin ilgi çekici ve ortak bir özellikleri de müziğe olan yatkınlıkları ve bağlarıdır. Tabii ki Müzikofili kitabında yer almalarının sebebi de onların sahip oldukları bu özellikleridir.

Yazar, Williams sendromlu bireylerle 1995 yılında onlar için düzenlenmiş özel bir yaz kampında tanışır.

“Yıllar sonra Bronx Montefiore tıp merkezi Çocuk Hastanesi’nde şahit olduğum üzere, Williams sendromlu çocuklar yeni yürümeye başladıkları çağda bile müziğe duyarlıdır. Her yaştan insanın düzenli tıbbi kontrole geldiği bu hastanede, hastalar yetenekli müzik terapisti Charlotten Pharr’a bayılıyorlardı. Üç yaşındaki ufak tefek Majestik, içine kapanıktı ve çevresindeki hiçbir şeyle, hiç kimseyle ilgilenmiyordu. Charlotte, ancak kendi kendine çıkardığı tuhaf sesleri gitarıyla taklit etmeye başlayınca dikkatini çekebildi. Sırayla karşılıklı sesler çıkarmaya başladılar ve bunlar kısa süre içinde ritmik kalıplara, tonlara ve kısa doğaçlama melodilere dönüştü. Majestic’te dikkat çekici bir değişim oldu –bütün dikkatini gitara vermişti, hatta kendisinden büyük gitarı sapından yakalayıp tellerini tek tek çaldı. Gözleri sürekli Charlotte’un yüzündeydi, ondan cesaret ve destek alıyor, yönelimini bu şekilde sağlıyordu. Fakat seansa bitip Charlotte gidince kısa süre içinde önceki tepkisiz durumuna döndü.”*

Oliver Sacks, Williams sendromlu vakalardan örneklerle onların özellikle müzikle kurduğu ilişkiyi görünür kılmaya çalışmaktadır. Kitabın bir diğer sayfasında sözü müzik terapisti Charlotten Pharr’a bırakır:

“Williams sendromlu bireylerin hepsi müziği sever” dedi, “müzikten çok etkilenirler fakat hepsi dâhi değildir, hepsinin müziğe yetenekli olması gerekmez.”*

Onlar aynı zamanda dilin içindeki müziğe de eğilimlidirler. Duygusal ve şiirsel kullanımından etkilenirler. Sözcük dağarcıkları IQ’larına göre ilgi çekici farklılıklar barındırabilir.

Williams sendromlu bireyler masalsı bir anlatımla müziğin sihriyle yıkanmıştır. Müzik, yüzlerindeki gülücüğün besin kaynaklarından birisi ve hatta en önemlisi gibidir.

Mutluluk hastalığı olarak adlandırılmasının sebepleri

Mutluluk hastalığı olarak da tanımlanmasına sebep olan özellikleriyse sadece müziğe olan aşırı düşkünleri değildir. Herkesle dostturlar. Yalan söylemeyi bilmezler, yalan söylendiğini anlamazlar. Verilen sözlerin mutlaka tutulması gerektiğini düşünürler. Açıktırlar, sır kavramları yoktur. Üzücü şeylerden hoşlanmazlar. Herkese güven duyarlar. Yetişkinlerle vakit geçirmek hoşlarına gider. İletişim kurmayı severler. Çoğu zaman iletişim başlatıcısıdırlar. Sevildiklerini duymaktan ve sevdiklerini söylemekten hoşlanırlar.

Bu özelliklerini okuyunca aklımdan ister istemez belki bütün insanların ortak özellikleri bunlardır diye geçiyor. Kim bilir? Belki büyürken toplumsal şekillenmemiz bizi bu yanlarımızı sergilemekten ya da her zaman ve her yerde sergilemekten alıkoyuyordur. Neden olmasın? Sonuçta biz de büyük oranda bir toplumsal ürün değil miyiz?

 

*Oliver Sacks, Müzikofili, YKY Yayınları, Temmuz 2014, İstanbul. s.325, 326, 327

**http://cocuklaringelisimi.com/2013/07/25/williams-sendromu/