“Maksim’de her zaman Batı Avrupa ve Rusya’ya özgü bir müzik ve eğlence vardı. Ancak, unutulmaz gecelerden birinde, Bristol, Türk Halk Müziği ve dansının da yer aldığı özel bir partiye katılmıştı. Frederick bu partiyi genç gazeteci Adil’in yardımıyla düzenlemişti. İcracı, ‘Tanburacı Şampiyon Osman’ olarak tanınıyordu; aslında bağlama ustasıydı ve Zeybek oynuyordu. Adil, Tamburacı Osman’ı Maksim’e getirdiğinde Frederick, bu iri yarı ağır hareket eden pos bıyıklı kalın parmaklı ve gözlüklü yaşlı adama önce kuşkuyla bakmıştı. Ancak, Osman sahne kıyafetini giydikten sonra, Adil, Frederick’in yüzünün değiştiğini görüp rahatlamıştı. Bu sıkılgan yaşlı adamın geçirdiği dönüşüm karşısında Frederick’in yüzünü bir tebessüm kaplamıştı.” Sy- 226

Siyah Rus, 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başlarına doğru Amerika’dan Avrupa’ya oradan da İstanbul’a uzanan uzun soluklu bir yolculuğun gerçek öyküsü. Kölelikten, Bolşevik Devrimi’ne, İstanbul’un İşgali’nden Cumhuriyet’in ilk yıllarına; New York, Londra, Petersburg ve İstanbul gibi şehirlerin eğlence dünyasında Frederick Bruce Thomas’ın yükseliş ve düşüşünü anlatan bir biyografi.

Siyah Rus’un yazarı Vladimir Alexandrov, Princeton’da Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası yapmış ve Yale Üniversitesi’nde Rus Edebiyatı ve Kültürü üzerine dersler veriyor. Alexandrov bu eseri meydana getirmek için eski gazete koleksiyonları, elçilik ve mahkeme kayıtları, üniversite arşivleri, kütüphaneler ve daha birçok doküman üzerinde araştırmalar yaparak, Frederick Thomas’ın inanılmaz hayatını takip etmiş ve bulduğu ilginç ayrıntıları özenli bir çalışmayla okurlarıyla buluşturmuş.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Siyah Rus’un konusuna gelince… Amerika İç Savaşı’nda azat edilen iki kölenin çocuklarından biri olarak dünyaya gelen Frederick’in hikayesi, 1872’de Mississippi’de başlıyor. Frederick daha çocukken ailesinin büyük bir çiftliğe sahip olması, ailenin dostu gibi gözüken bir beyaz için sorun oluşturmaya başlamıştı ve ailenin güvenini kullanıp onların mal varlığına el koymaya çalışan bu toprak sahibi, çevirdiği dalavereler sayesinde çiftliği ele geçirmişti, ailenin kanun önündeki mücadelesi de ağır işleyen karar sürecinin altında kalmalarına neden oldu. Babasının bir cinayete kurban gitmesinden kısa bir süre sonra Frederick, hayatını kazanmak için siyahi insanların görece daha fazla hoş görüldüğü büyük şehirlere doğru yolculuğu çıkmaya karar verdi.
Frederick on sekiz yaşında hayatını kazanmak için önce Chicago’ya ve daha sonra da New York’a yolculuk etti. Bu şehirlerde garsonluk yaparak başladığı kariyerine Avrupa’da müzik eğitimi almak amacıyla ara verdi ve bu amacını gerçekleştirmek için Londra’ya gitti. Ancak hem çalışıp hem okumak istediği için yaptığı başvuru geri çevrilen Frederick, Avrupa’nın çeşitli şehirlerini dolaştı. Frederick sonunda hayat ve eğlence sektöründeki tecrübelerini nihayet istediği düzeye ulaştırabileceği Rusya’ya ulaştı.

Frederick, 1903’te Moskova’nın eğlence hayatının kalbi sayılan Akvaryum’da şef garson olarak çalışmaya başladı. Burada Viyana, Paris, Londra ve Paris’ten getirilmiş, o günlerin sevilen operet ve komedileri sahnelenmekteydi. Akvaryum’un o dönemdeki başarısının arkasında Frederick’in farklı zevk ve keselere hitap eden eğlenceler sunma mahareti yatıyordu. Bu gösteriler yaygın bir cinsel serbestlik havası taşıyordu. Bu alandaki başarıları Frederick’e tek başına bir işletmenin sahibi olma cesaretini vermiş ve 20 Ekim 1912’de ünlü Maksim’in açılışına önayak olmuştu.

Zaman içinde Frederick’in sahip olduğu eğlence mekanlarının ünü çevreye ve hatta yurtdışına yayılmaya başlamış ve bu mekanlar turistlerin vazgeçilmez durağı haline gelmeye başlamıştı. Bu başarıları Frederick’i Moskova’nın sayılı zengin girişimcileri arasına girmesini sağlamıştı. Fakat kısa bir süre sonra Frederick’in tüm yatırımlarını bu ülkeye yapması, Bolşeviklerin yükselişiyle birlikte ters tepecekti. Rus vatandaşlığına geçmesi ya da mal varlıklarına yakın olmak için Odessa’ya taşınması da sonuç vermeyecekti. Bir süre sonra Odessa’yı zorunlu olarak ve cebinde çok az bir parayla terk etmek zorunda kaldı. Artık ailesiyle zorunlu olarak geldiği İstanbul’da sıfırdan başlamalıydı.

İlk önce İstanbul’da Şişli civarında Stella Club olarak ünlenen Moskova’daki Akvaryum benzeri bir eğlence bahçesi açtı. Burası işgal altındaki İstanbul’da bulunan Avrupalıların uğrak yeri olmaya başlamıştı. Fakat bir süre sonra borçlarını ödemekte zorlanan Frederick, ortaklarından ayrılmak durumunda kalmıştı. Frederick vazgeçmeyerek, uzun süre İstanbul’un en ünlü eğlence mekanlarından biri olacak Taksim’deki Maksim’i açmış ve bu mekana müthiş bir yatırım yapmıştı. Yatırımının karşılığını almaya başladı ancak birkaç yıl içinde Rusya’da yaşananlara benzer bir durum ortaya çıkacak ve Osmanlı İmparatorluğu yerini yeni kurulan Cumhuriyet rejimine bırakacaktı.

Yabancılara uygulanan kısıtlamalarla ve yeni açılan Yıldız Gazinosu’yla mücadele etmeye çalışan Frederick sonunda borçlulardan kaçıp tüm mal varlığını tekrar kaybedecek, Ankara’da yargılanarak hapse düşecek ve 1928 yılında vefat edecekti.
Siyah Rus, bir yaşam öyküsü olarak o kadar etkileyici ki, okura bazı noktalarda bir biyografi olduğunu unutturup bir romanın içine çekiliyormuş gibi hissettirebilecek bir çekim gücü yaratıyor. Siyah Rus Mississippi’den İstanbul’a uzanan, köleliğin, cazın, savaşın, zenginliğin, neşenin, eğlencenin, ırkçılık dalavereleriyle çaptan düşürülmeye çalışılan ağırsıklet boks şampiyonlarının, garsonluk yapmaya mahkum olan Rus prenseslerinin, yüzyıllar süren imparatorlukların yıkılışının ve toplumsal hareketlerin Frederick Bruce Thomas adıyla bilinen müthiş eğlence sektörü girişimcisinin hayatıyla kesişen gerçek öyküsü.