Bombalar bizim hayat tarzımız değil, olmayacak. Alışmayacağız. Tekrar ediyorum, alışmayacağız! Ama bu böyle gitmez! Talep ediyoruz, artık birileri istifa etsin istiyoruz. Yerlerine de bizi seven, yaşamı kollayan, yaşamayı savunanlar gelsin istiyoruz.

Geçen sene Temmuz’da başladı Batılı acılarımız. Suruç’ta basın açıklaması yapan canlarımızın içinde patlattı kendini bir haysiyetsiz. Sonra 10 Ekim geldi çattı, barış isteyenlerin içine girdi aynı kör zihniyetli haysiyetsiz. Çok canımız yandı. Biraz zaman geçti Sultanahmet’te patladı bu sefer bomba. Korkmayacağız, yılmayacağız dedik. Sonra Merasim sokaktan geldi bomba sesi 17 Şubat’ta. Ankara’nın göbeğinde Atatürk Bulvarı’nda Güvenpark’ın kıyısında patladı bomba, 13 Mart’ta. Ve bugün oldu. Uyandık biraz zaman geçti ve yine bir bomba haberiyle sarsıldık. Bu kez İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde. 

İşin en kötü yanlarından biri de istihbarat. Türkiye Cumhuriyeti devletinin “himayesi” altındayız. Bu ülkenin vatandaşıyız. Ama gel gör ki devlet katından bize bir uyarı, bir koruma yok. Anca atar yapıyorlar. Vururuz, yıkarız, sileriz. Başka ülkelerin istihbaratları açıklamalar yapıyor, uyarılar gönderiyor. Başka elçiliklerin sistemlerine üye oluyoruz istihbarat almak için. Açıklamalar yayılıyor hızla. Diyorlar ki şu gün şuralarda bomba patlayabilir. Devlet birimleri açıklama yapıyor, rutin hayat devam etmeli. Sonra iki gün geçiyor, o gün o civarda bomba patlıyor, insanlar ölüyor. 

Devlet kendi bölgelerini çok güzel koruyor. Ankara’da sivil olmayan her yer şahane korunuyor. Siviller ise “Allah’a emanet”. Kendimizi güvende hissetmiyoruz. Sokaklardan uzaklaşmak istemiyoruz ama kendimizi güvende hissetmiyoruz. Yabancı ülke elçiliğinin yaptığı uyarıyı dikkate almıyoruz, devletlere bir şey olmuyor ki, onların onlarca koruması var. Olan yine halka oluyor. Ölüyoruz işte.

Size bombayla ilgili bilgi veremeyeceğim. Çünkü ben de bilmiyorum. IŞİD mi yaptı, TAK mı yaptı, bunlardan harici birileri mi yaptı, neden yaptı, gerçekten kaç kişi hayatını kaybetti, kaç yaralı var? Ben bilmiyorum. Yaralıların nasıl yaraları var mesela? Biliyor musunuz hayatlarına ne kadar yarım devam edeceklerini? Ben bilmiyorum.

Bir daha bomba patlayacak mı? Bilmiyorum. Patlamamasını diliyorum kendi kendime. Umarım patlamaz diyorum, lütfen artık insanlar ölmesin. Lütfen artık savaşmayalım, ne olur bitsin bu eziyet. Yolumuza bakalım.

Sokağa çıkmayın diyemem size, demem. Sokaklar bizim çünkü, sokaklar halkın. Bu devlet biz varız diye var. Bizim varlığımız devlet sayesinde değil yani. Hepimiz ölürsek devlet falan kalmaz. Sahi, bizi koruyacak olan kimdi? Devletin birimleri değil mi, asker polis değil mi, istihbarat değil mi? Nerede bu istihbarat? Sahiden bir MİT var mı acaba yoksa o mit efsane olan mit mi?

Patlamalara alışmayacağız. Sokakları bırakmayacağız. Yaralarımızı sarıp “barış” için mücadele edeceğiz, asla vazgeçmeyeceğiz.